Sabah erken gazetede temizlik yapılıyor.
Kapı çalıyor.
Kadın temizlik yapıyor, bakmadan soruyor.
"Kim o!"
"Ben Ekmekçi!"
"Burası gazete kardeşim, ekmek istemiyoruz!"
Tekrar çalınıyor kapı, kadın bakıyor ve özür dileyerek açıyor kapıyı.
Bu öykü Mülkiyeliler Birliği'nde 1984 yılında konuşuluyor arkadaşlar arasında...
Ben de gazeteci Ekmekçi'yi aynı yıl tanıdım.
Tanıştığımız yıl Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD)'nin genel sekreteriydim.
Görevim nedeniyle sık görüşüyor, söyleşiyorduk.
O yıllar, bu yıllara göre daha ağır geçiyordu ülke ve insanlar açısından...
İnsanlar cezaevlerinde; çok zor koşullar altında...
Açlık grevleri, ölüm oruçları...
Dışardaki insanlar bir şeyler yapabilme çabasıyla koşuşturuyorlar.
Tutuklu yakınlarının gerçekten takdire değer, İnsan Hakları Derneği (İHD)'ni kurma girişim ve çabaları da aynı yıllara rastlar.
Bu süreçte; kardeşi cezaevinde olan yılmaz insan hakları savunucusu sevgili Didar Şensoy, Meclis kapısında darp sonucu kalp krizi geçiriyor ve hastaneye yetiştirilemeden yolda ölüyor. İşte Mustafa Ağabey, bu uğraşların her zaman yanında, zaman buldukça toplantılara katılıp köşesinde yazarak destek oluyor, insan hakları mücadelesine.
Aynı dönemde kardeşi Mamak cezaevinde yatan bir yakınım anneler gününde görüşe geliyor Sarıoğlan'dan Ankara'ya. Günlerden pazar. Görüşün yapılıp yapılamayacağını bilmiyoruz. Mustafa Ağabeyi evinden aradım. Anlattım. Öğrenmeye çalışacağını ve beni arayacağını söyledi. Yarım saat sonra telefondaydı.
"Ramazan, anneler günü görüş var. Arkadaşlara selam söyleyin, haber getirin bana da." Yakınım, babasının cezaevindeki kardeşiyle görüşüp görüşemeyeceğini soruyor.
Bilmediğimi söylüyorum. Ekmekçi'yi yeniden arayıp durumu aktardım; araştıracağını ve telefon edeceğini söyledi.
Sözünü tutuyor.
"Evet evet. Anneler gününde babalar da görüşebiliyorlarmış."
(Burada belirtmeliyim ki Mustafa Ekmekçi ülkeyi gerçekten çok iyi tanıyor. Hiçbir ayrıntıyı atlamıyor. Hani var ya, parçadan bütüne ulaşma, işte onu yapıyor. Anneler gününde babaların görüşmesine izin verilmeyebilir. Bu tür olaylar çok yaşanmıştır daha önceleri. İşte bu ayrıntı gibi görünen, gerçeğin ta kendisidir. Ekmekçi, ülke sorunlarına böylesine duyarlı ve insanlara yardımcıdır.)
Yakınlarımız görüşe gidiyor ve haberle dönüyorlar:
"Mamak cezaevindeki 'karıştır-barıştır' maskaralığı sonucu sağcı biri devrimci arkadaşın uyurken kulağını ısırmış."
Umar yine Mustafa Ağabey'de... Olayı aktarıyorum.
Köşesinde anneler günü görüşünü ve bu olayı kendine özgü biçemiyle yazıyor, katkı sağlıyor cezaevindeki arkadaşlara.
Yıl 1990, Körfez Savaşı başladı başlayacak.
İnsan Hakları Derneği öncülüğünde demokratik kitle örgütlerinin katılımı ile "Savaşa Hayır Platformu" oluşturuluyor.
Platformun eylem planlarından biri de İncirlik'teki Amerikan üssüne karşı protestoda bulunmak için Ankara'dan Barış Treni kaldırılması...
Emniyet izin vermiyor vagon kiralanmasına.
Çare tükenmez!
Demiryollarında görevli dernek başkanı dostum Naci Başat'ın katkıları ile Ziraatçılar olarak gezi düzenleyeceğiz. Kiralıyoruz iki vagonu.
Akşam saat 19.00'da Barış Trenimiz hareket edecek Adana'ya.
Sanatçı Edip Akbayram, Yazar Demirtaş Ceyhun, Gazeteci Mehmet Öngeoğlu, İHD Genel Başkanı Nevzat Helvacı, İHD Genel Sekreteri Akın Birdal, TZD Genel Başkanı İbrahim Yetkin anımsayabildiklerim.
Tren kalkmak üzere.
Polis geniş güvenlik önlemi almış.
Barış tehlikeli çünkü!
Son anlar camdan dışarıya bakıyoruz Mehmet Öngeoğlu ile.
Mustafa Ağabey geliyor, çantası omuzunda, teybi elinde...
Trenin tıkırtıları Mustafa Ağabey'in söyledikleri ile uyumlu:
"Çocuklar ben gidip biraz uyuyayım. Yolda bir gelişme olursa mutlaka kaldırın beni."
Kırıkkale'de kısa bir duraklama. Kaldırmıyoruz Mustafa Ağabeyi, devam ediyoruz.
Yerköy'e geliyoruz. Muhteşem bir manzara; gece yarısı yüz altmış barış yolcusunu alkışlarla karşılayan yirmi civarında yürekli insan, yaklaşık beş-altı yüz kadar polis ve jandarma durduruyorlar treni. Kaldırıyoruz Mustafa Ağabeyi; olayı görüyor.
Yorum çok kısa :
"Arkadaşlar, biz önemli değiliz, biz nasılsa gidiyoruz. Bu yolculuğun asıl kahramanları ve barış yolcuları; güvenlik güçleri ile dipçikler arasında gece karanlığında baş başa kalan yirmi Yerköylü... Bunları yazacağım yarın."
Devam ediyoruz el sallayarak Yerköylü barışseverlere.
Alkışlıyorlar aydınlatarak karanlığı, Yerköy'lü yirmi barışsever!..
Devam ediyoruz.
Niğde, İHD Genel Sekreteri Akın Birdal'ın memleketi...
Barışseverler yine geniş güvenlik önlemleri altında karşılıyorlar treni...
Kasalarla elma veriyorlar. Bir elmaları, bir de yürekleri var. İkisini de veriyorlar, bizi çoğaltarak...
Devam ediyor trenimiz.
Tarsus Yenice'de beyaz karanfillerle karşılanıyoruz, çoğalıyoruz, çoğalıyoruz, çoğalıyoruz...
Adana'da Seyhan Belediye Başkanı, İHD Adana Şubesi'nden yeni yürekler karşılıyor trenimizi.
Büyük bir coşku ile program uygulanıyor.
Akşam, dönüyor barış yüklü tren, Ankara'ya...
Trenin en ağır barış yükü Ekmekçi!
Gazeteci Mustafa Ekmekçi!
Dostum, Ağabeyim Barış Yoldaşım Ekmekçi!
Seni unutmak barışı unutmaktır.
Babalar günü görüşüne annelerle geleceğiz.
Hoşça kal sevgili Ekmekçi!