Acı iki türlüdür. Biri fiziki acı, diğeri fiziksel olmayanıdır. Fiziksel acı zamanla öyle ya da böyle geçer. Kimi fiziksel acılar da ancak fiziksel tükenişle sona erer. O acıyı bedeninde en ağır biçimiyle duyumsayan için bu belki de bir kurtuluş bir huzura eriştir. Ama bir başka acı, fiziksel olmayanı başlar hemen ertesinde. En ince kılcal damarlarınıza kadar tüm vücudunuzda dolaşır dolaşır… gelir yüreğinizde yumruk olur.
Mustafa Ekmekçi, kimine göre bir yazar... kimine göre tabuların üstüne giden bir aydınlanmacı... sevecen bir "baba", "eş" tir. Kimine göre ise... iyi bir dost... halk adamıydı. Bana göre ise hepsiydi Mustafa Ağabey... Aramızdan apansız ayrılışıyla yüreğimde yumruk oldu.
Şimdi O'nun ardından demeçler verilecek, övgüler düzülecek... sayfalar dolusu yazılar yazılacak belki. Ama ne kadarı Hadim'in kara yağız yiğit aydınını gerçekçi bir şekilde tanımlayacak? Ne kadarı O'nun, gizemli olmayan, sade ama farklı ve özellikli kişiliğini tanımlayabilecek? Bu tanımlamanın eksiksiz yapılabileceğini sanmıyorum! Çünkü... Ekmekçi'yi yazabilmek için Ekmekçi'yi yaşamak gerekir.
Kaçımız bilir O'nun İranlı rejim muhalifinin İran'a iadesini önlemek, büyük bir olasılıkla idam edilmesini engellemek için, günlerce didindiğini... son anda sınırdan çevrilmesini de sağlayarak bunu başardığını... ya da, Tunuslu devrimci Mahlof'un Tunus cellatlarına teslim edilmemesi için verdiği onca uğraşı... ya da, işsize iş, Anadolu'nun bir elinden kopup gelmiş hastane kapılarında sürünen yoksullar için hasta yatağı, tedavi olanağı yaratmak için gece gündüz çırpınışlarını... Evet, kaçımız biliyor?.. O sadece Cumhuriyet gazetesinin Ankara Notları yazarı mıydı? Hayır... Yüz bin kere... milyon kere hayır!.. Mustafa Ağabey önce insan, sonra gazeteci, yazardı. Yaşamımızın en temel ereği de zaten, önce insan olabilmeyi gerçekleştirmek değil mi? İnsan olabildikçe de üretmek ve üretileni paylaşabilmek. Mustafa Ağabey' de de bunların hepsi vardı.
Gün Ola Harman Ola ile Tilkiyle Kuyruğu ilk yapıtları. Domuzuna Yazılar; Eylül Yazıları, son yapıtlarıydı. Yaşama yorgun düşmeseydi daha nice yapıtlarını okuyacaktık bir solukta. "Sevgili kardeşim Oğul Kutsuz'a. Dostluğundan onur duyduğum arkadaşıma! Ankara, 23.1.1995 Mustafa Ekmekçi" Soğuk bir kış günü imzalayarak verdiğin "Gün Ola Harman Ola" nın üçüncü sayfasına böyle yazmış bende "bilakis bu onur bana aittir" demişim.
Evet Mustafa Ağabey, sizi tanımaktan onur duydum... yaşadığım, soluk aldığım her saniyede de bu onuru duymaya devam edeceğim... Kır çiçekleri üstünde olsun!..
Kitle, Haziran 1997, Sayı: 20