Seninle tanışmamız 1950'li yıllarda oldu. O zaman Türk Hava Yolları'nda çalışıyordun. Bizim, Isparta Göller Bölgesi Köy Öğretmenleri Derneği'nin yayın organı Demet dergisine zaman zaman yazılar gönderirdin. Kırk yıl önce, Demet' in Mayıs 1959 tarihli 73. sayısında yayımlanan "Birinci Ödevimiz" başlıklı yazına şöyle başlamışsın:
"Gerçekte, Atatürk yapıtları - devrimleri - bilisizlerin çoğunluk sağladığı Anadolu köylerinde değil, okuryazarların yüzde yüze vardığı büyük kentlerde onulmaz yaralar almıştır."
Şu satırlarla sonlamışsın yazını: "Atatürk'ün özlediği kuşak yetişmiştir. Bunu yadsıyamayız. Ödevimizi gelecek kuşaklara devredecek, işlerimizi yarına bırakacak durumumuz da yoktur… Batılı olmanın, gerçek Batı kafasını bu yurtta çoğaltmanın yolu, Anadolu'dan, Türk çocuğundan geçer. Ona devrimleri tanıtmak, gerçek Türklüğünü anlatmak… Aslına bakarsanız bu yolda ne politikacı, ne yobaz engel bile değildir."
Son yapıtın "Öksüz Yamalığı" nda da, Tonguç' un Demet' te yayımlanmış Avrupa Mektupları' ndaki Hollanda köylerinden söz ederken, "O yıllar, zaman zaman yazılar yolladığım Demet'ler bende yoktu. Demet'in emekçisi Dursun Kut, karıştırıp okumam için bana verdi" diyor ve Tonguç'un yazılarından aktarmalar yapıyorsun.
Sevgili Ekmekçi, seninle dostluğumuz, arkadaşlığımız, kesintisiz kırk yıldan çok sürdü. Gün olur gecenin bir vaktinde ya sen beni arardın ya da ben seni. Ya senin soracağın bir şeyler vardır, ya da benim ileteceklerim.
Genellikle ayda bir Gölbaşı'na giderdik. Sen, Teoman Erol, UBA'dan Nazan - Özden Alpdağlar, Dünya' dan Taylan Erten birlikte olurduk. Benim basın danışmanlığını yaptığım, 1959'ların, 60'ların İTÜ öğrenci liderlerinden, MEKON'un sahibi Şahin Sevin çağırırdı bizi. Pek sevecen olurdu Gölbaşı'ndaki saatlerimiz. Sevgili eşin, bulunmaz insan Aldoğan da arada bir katılırdı bize.
Nisan sonu - mayıs başlarında yine gidecektik. Elde olmayan terslikler oldu, bir türlü denk getirip gidemedik. Son gitmek isteyip de gidemediğimiz gün senin yine ilginç bir yazın çıkmıştı gazetede. Telefon açtım, yazını çok sevdiğimi söylemek için. Aldoğan çıktı telefona, iki taraflı "zatürree" tanısı ile İbni Sina'ya yatırıldığını, çok güvenceli sağınların (doktorların) kontrolünde olduğunu, şimdilik telaşlanacak bir durumun olmadığını, içimi serin tutmamı söyledi. Gene de içim pırpır ediyordu… Ve sonunda olan oldu, seni yitirdik sevgili Mustafa'mız.
* * *
Biliyorsun, Teoman'ı bir trafik kazası alıp götürdü aramızdan. Şimdi de sen bırakıp gittin bizi.
Mustafa, arkadaşım, hiç ölünür mü bu bahar mevsiminde. Bak beş yaşındaki torunum Özge, babaannesine söyleyip yazdırdığı şiirinin bir yerinde ne diyor:
"Hava çok güzel
Bugün ilkbahar
Evlere kuş sesleri geliyor
İnsanlar kısacık giyiniyor"
Ölünür mü bu havalarda be kardeşim.
...............
Biliyorsun, seninle çok anılarımız oldu. Bir Ankara'ya gelişimde, Yeni İstanbul gazetesinde çalışmaya başladığını, akşamları gazetenin bürosunda olacağını, Isparta'da önemli haberler olursa ödemeli telefonla yazdırmamı söylemiştin. Döndükten bir - iki gün sonra böyle bir haber çıktı. Telefonla sana yazdırdım. Haber gazetede yayımlandı. Yine birkaç gün sonra bir haber daha yazdırmak için telefon açtığımda karşıma çıkan kişi, "Yok böyle birisi burada" deyip telefonu kapattı.
Meğer, Makal'ın seni ziyareti nedeniyle işine son vermişler.
EVET, SEN DE BİR KÖY ENSTİTÜLÜSÜN
Birçok yazar - çizer, Köy Enstitüleri konusunda pek çok yazılar yazdılar. Bu kurumları yozlaştıranları, kapatanları eleştirdiler. Enstitülerin değerinin bilinmemiş olmasından kınadılar, suçladılar. Ama senin bu kurumlara bakışın, onları değerlendirişin çok, gerçekten çok farklı idi. Bir başka içtenlik vardı sende.
Biz Köy Enstitülerinde yetişenlerin çalışmalarını, çilelerini, başımıza getirilenleri, sürgünleri, görevden uzaklaştırmaları yakından izledin. Yücel'in, Tonguç'un değerlerini en iyi sen dile getirdin. Onlara çektirilenlerin içyüzlerini deşeledin, sergiledin. Onun için bizler seni hep "Köy Enstitülü" saydık. Hatta, aramızda "Karaoğlan Köy Enstitülü" ye çıktı adın. Sen hep ezilenlerin, hakları ellerinden alınanların, horlananların yanında yer aldın. Haklı olduğu halde hakkını alamayanların, hakları yenenlerin dostu oldun. Onların savaşımını sürdürdün yaşamın boyu.
Senin bu özelliğinin nereden geldiğini biz çok iyi biliyorduk: Hiçbir zaman gözardı edilemeyecek özelliğin, Konya'nın Hadim ilçesi Hocalar köyünden fırıncı (ekmekçi) Mehmet Usta'nın oğlu, Frenk Mustafendi'nin torunu oluşun ve hiç kopmayan bu bağın senin en önemli özelliğindi bana göre.
Bir başka özelliğin de, yozlaşmış, halktan kopuk soyut üniversite eğitiminden geçmemiş olman. Geçmiş olsaydın üniversite eğitiminden, dilindeki, anlatımındaki bu içtenlik, sadelik olabilir miydi sevgili Ekmekçi? Bu değerlendirmeleri seninle de, dostlarla da kaç kez paylaştık.
BİR ANI
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)'nın ilk yılıydı. TÖS'ün henüz kendisine ait bir yeri yoktu. Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF)'nun binasında çalışılıyordu. İllerden gelen yönetim kurulu üyelerinin katıldığı toplantıdaydık. toplantı oldukça heyecanlı, hatta biraz da tartışmalı geçiyordu. Dışardan bir haber geldi; "Mustafa Ekmekçi adında bir gazeteci toplantıyı biraz izlemek, toplantının havasını öğrenmek istiyor" dediler. Toplantımız basına kapalıydı. Seni tanımayan arkadaşlar "olmaz" demeye başlamışlardı. Seni yakından tanıyan benim gibi diğer bir-iki arkadaş söz aldık ve "bizler kadar sorunlarımızın içinde olduğunu, yazılmaması gerekenleri zaten yazmayacağını, kendisine güvenebileceğimizi" söyledik. Toplantıyı izlemene karar verildi.
Toplantıyı 15-20 dakika kadar izledin ve ayrıldın.
Bu toplantıdan kısa bir süre sonra yapılan TÖS Trabzon Şubesi'nin genel kurulunda "oy birliği ile" alınan bir kararla Mustafa Ekmekçi "Öğretmen Dostu" kabul ve ilan edildi.
* * *
Sayrı olduğun günden itibaren her gün telefonla durumunu izledim. Gelip sayrılarevinde seni görmek istedim. Yoğun bakımda olduğun için gösterilemeyeceğini söylediler. 28 Nisan 1997'deki, Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen'in Vakıfla birlikte düzenlediği "Köy Enstitüleri Gecesi" nden sonra bir daha göremedim seni.
Son yolculuğunda, Çağdaş'ta, Cumhuriyet bürosu önünde, Maltepe Camisi' nde, gömütünün başında tüm dostlarla birlikteydik. Elimizle toprak ananın koynuna verdik seni. Sevgili Mustafa, yaşadığım sürece seni hiç unutmayacağım. Hep benimle yaşayacaksın can arkadaşım.