Yıllardan beri okuyucusuydum, sonra tanıştık ve yakınlığımız oldu. Her türlü haksızlıkla ilgilenirdi. İnsan hakları ile ilgilenme biçimi kendine özgüydü. Ruhi Su'nun sürgün döneminde ve sonradan başına gelenleri o kadar güzel ve etkili yazmıştı ki, duygulanmamak mümkün değildi.
1402'likler için yazdığı bir dizi yazıdan sonra sorun çözülmüştü, ben de kendisine, yazısının ne kadar etkili olduğunu söylediğimde, alçakgönüllülükle bir şey yapmadığını belirterek gülümsemişti. 12 Eylül komutanlarının altı satırlık emriyle, aralarında birçok değerli bilim adamının da bulunduğu 5000 civarında kişi, mahkeme kararı olmaksızın işsiz ve ekmeksiz kalmıştı. Bu durumdan Mustafa Ekmekçi'nin rahatsız olmaması düşünülemezdi. Diktatörlüklerin en koyu döneminde bile yazısını yazmanın, istediğini anlatabilmenin yolunu bulurdu. Yazıları dayanma gücü verirdi ve mesajlar iletirdi.
Öz Türkçe tutkusu hepimize yol gösterirdi, görevimizi anımsatırdı. Onu okudukça, dilimizin arılaşmasında eksik görev yaptığımı düşünürdüm. Hekimlerine "sağınlarım", hastaneye "sayrıevi" diyerek bizleri uyarırdı.
Ölümünden 3 ay kadar önce bel ağrısı nedeniyle bana uğramıştı. Epeyce söyleşi olanağı bulmuştuk. Bir süre önce Mahmut Esat Bozkurt'un devrimci-ilerici kişiliği ile ilgili bir dizi yazmıştı. Gericiliğin şahlandığı bir dönemde, Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında gericilere karşı etkin savaşım yürüten kişileri anımsatması hem bilinçlendirmeydi hem de değerbilirlikti. Bu İzmir gezintisinde Mahmut Esat Bozkurt'un kızının kendisini yemeğe çağırması onu mutlu etmişti. Çok duygulandığını söylemişti. Bizim caddedeki Mahmut Esat Bozkurt heykelini görebileceğini söyleyince çok sevinmişti. Gece karanlığına rağmen bu ziyareti yaptı. Eminim çok mutluluk duydu. İşte bu son gelişinde bel yakınması ile ilgili muayenesini (bakısını) yapmış, sağaltımı (tedavisi) için gerekli öneriyi yapmıştım. Görüşmemiz içinde "yüreğimde bomba taşıyorum" demişti. Yüreğinden çıkan bir büyük damarda "genişleme "anevrizma" varmış. Tanımlama çok doğruydu. Böyle bir genişleme (anevrizma) bilinmeyen bir zamanda patlar. Hem de "bomba gibi" yaşamı yok eder. Olayın tehlikeli olduğunu söyleyerek en yakın zamanda ameliyat olmasını önermiştim. Ankara'ya döndükten bir hafta kadar sonra telefonla arayarak bel ağrısının geçtiğini bildirip "sağol" demişti. Bu sözleri son görüşmemiz oldu. Çok duyarlı idi, çok içtendi.
Mustafa Ekmekçi köylüydü, biz köylüleri çok iyi anlatırdı. Köyün aydınlanma çabalarını ve Köy Enstitülerini çok etkili işlerdi. Köy Enstitülerini kapatanları, köyün aydınlanmasını engelleyenleri yorulmadan açıklardı. Onların ülkeye yaptığı kötülükleri vurgular, bugünkü gericiliğin gelişmesi ile bağlantılarını kurardı. Aslında, "domuz eti" ile ilgili yazıları domuz sevgisine dönüşmüştü, doğrudan köylülerin proteinden yoksun beslenmesinin çözümlenmesi ile ilgiliydi. Bilim adamlarının yapması gerekenleri -onların korkusundan mıdır?- bir gazeteci olarak cesaretle yapıyordu.
Mustafa Ekmekçi bir anlatım ustası idi. En karmaşık konuları çıplaklaştırır, yalınlaştırır, okutmasını bilirdi. Alçakgönüllü ve cesurdu. Ülkemiz ender yetişebilecek bir büyük kişiyi kaybetti.