Dostları Ekmekçi'yi Anlatıyor

CAHİT ANGIN

Cumhuriyet' e uğradıkça karşılaşıp şakalaştığımız dost insan Ekmekçi ile 5-6 yıldır Seferihisar Meltem-Tur komşusu olarak buluşur, yaz mevsiminin en azından bir 30 gününü birlikte geçirirdik. Ben, terlemeye varan yürüyüşle plaja ulaşırdım; Ekmekçi ise hafif öne eğik, hareketsiz tutmaya özen gösterir gibi bir başla ağır ağır plaja gelirdi. Bana, "Doktorun sana yürü demiş, sen yürüyorsun. Bana da gezele dedi. Gel birlikte gezeleyelim" der, gezeleme yürüyüşü ile ağır ağır kumsalda Gümüldür'e doğru açılırdık. Kuma yatarak güneşlenme yerine, gezeleyerek güneşlenirdik.

Yaşamının her anıyla gazeteciydi. Ağır ağır yürürken geçmişte yaşadığım, tanık olduğum olaylarla ilgili bir yığın sorular sorar, önem verdiği noktaları zihinsel aküsüne aktarır gibi bir hali olurdu. Güncel siyasal, sosyal olaylarla ilgili yorumlar, irdelemelerle gezeleme biterdi. Günün sıcak saatlerini yazarak, uyuyarak geçiştirirdi. Briç ve söyleşiler de yaşamın bir parçası olurdu. Bazen, "Bir dakika" der, bir kanapeye uzanır, kendini dinlerdi. Bizdeki kuşkuyu gidermek için de "Yok yok, biraz sonra bir şeyim kalmaz" derdi. Gerçekten bir süre sonra kalkar, yanımıza oturur, hiç eksiltmediği gülümsemesiyle "Azrail'e bugün git dedim" der, kahkahayı patlatırdı. "Geldik dünyaya yaşayalım, toprağa upuzun yatmanın alemi var mı?" der, bir kez daha makaraları boşaltır, hep birlikte gülerdik.

Dost Ekmekçi, aramızdan ayrıldı. Ne yapalım ki insanoğlunun değişmez kaderi, kara toprağa uzanmaktır. Rahmetin bol olsun, sevgili dostum Ekmekçi...

Cumhuriyet, 23 Mayıs 1997

* * *

RAMAZAN AYDIN

Ekmekçi'yi herkes, iyi bir demokrat, yürekli bir devrimci dürüst bir kişi olarak anacak. Onun düşleri, demokratım diyen, ilericiyim diyen, devrimciyim diyen herkesin düşleri. Aramızdan böyle yiğit bir gazetecinin çekip gitmesine katlanmak çok zor. Mustafa Ekmekçi gibi sağlığında anıtlaşmış çok az kimse var. Kısaca biz Ekmekçi'yi seviyoruz. Onun örnek alınacak çok yönleri var...

Kitle, Haziran 1997, Sayı: 20

* * *

ALİ YÜCE

Sevgili güleç kardeşim Ekmekçi, bunu yapmamalıydın bize. Seni sevenler gözyaşları içinde. Ağlayarak güle güle diyoruz sana. Toprağın gül olsun sevgili kardeşim Ekmekçi…

Cumhuriyet, 25 Mayıs 1997

* * *

YALÇIN BAYER

Telefonla sık sık arar, ilk sözü "ne var ne yok" olurdu.

Ekmekçi bizim için bir simgeydi.

Onun için her şey haberdi. Sadece köşesinde yazmaz, öğrendiği her şeyi haberlere katardı.

Kalemi, not defteri ve teybi cebinden eksik olmazdı.

"Ankara Notları" ndaki yazılarında belki binlerce kişinin adı, eylemi, görüşleri yer aldı. Taşra insanının nabzını tuttu. Anadolu'nun gerçeklerini yansıttı.

Yazdıkları bugün bir belge niteliğindedir. Kısacası o, toplumun bir aynasıydı.

Nasıl namuslu ve ilkeli bir gazeteci olduğunu bugünkü gençlere öğretmeliyiz.

Ekmekçi Ağabey "seni bir daha okumayacakmışız mı ne?"

Toprağı bol olsun.

Cumhuriyet, 25 Mayıs 1997

* * *

HALİT ÇELENK

Saat 10.30, Kaya Güvenç'in telefonuyla aldım acı haberi. Bir hafta önce Ankara Kalp Merkezi'nden İbni Sina Hastanesi'ne götürüldüğü gün görmüştüm onu. Gözleri kapalı, çıplak göğsünde aletlerle yatıyordu. Eşi sevgili Aldoğan koridorda bana "Seslen ona, geldiğini görürse sevinir" demişti. Bağırarak adımı söyledim: "Seni görmeye geldim. Artık kalk. Tüm dostların hep seni bekliyor" dedim. Gözlerini yarı açmış, görmüştü bizi, ama konuşamıyordu.

O Türkiye insanının gözü, kulağı, diliydi. Ona son kitabı imzalarken de öyle yazmıştım. Okuyunca gözlerinin içi gülmüştü.

Dost Ekmekçi, vefalı Ekmekçi, bize yokluğunu hiç alıştırmadan gidiyorsun. Böyle oyun oynanır mı bize, sana hiç yakışmıyor.

Cumhuriyet, 23 Mayıs 1997

* * *

MUSTAFA GAZALCI

19 Mayıs 1997'de İzmir'de yaptığımız "Köy Enstitüleri, Hasan Ali Yücel Aydınlığından Bugünkü Eğitim" adlı toplantının Talip Apaydın, Mahmut Makal, Dursun Akçam ile birlikte konuşmacısıydı. İzmirli öğretmenler, ısrarla Ekmekçi'yi istemişlerdi. Kendisine bir ay önce ilettiğimde "olur" demişti. 28 Nisan'daki Köy Enstitüleri yemeğine de gelmişti. Uzun süre geceden ayrılmadı, İlhan Selçuk'u bekledi. Çok sevdiği ozan Ali Yüce'nin 25 Nisan'da Damar dergisinin onuruna verdiği törene de gelmiş, "İzmir'e gidiyoruz değil mi" dediğimde, "Sağlığım elverirse geleceğim" demiş, Konya'da kalpten giden Köy Enstitülü yazar Galip Candoğan'a üzüntüsünü belirtmişti. Sonra hastaneye kaldırıldı, bir daha gelemedi.

Mustafa Ekmekçi'yi 1977'lerde TBMM'ye gidip gelirken tanıdım. Belki de Doğan Öz tanıştırdı. Konuşmalarımızı köşesine alır, bizlere destek olurdu. 12 Eylül faşizmi geldiğinde ekmek parası için açtığım küçük dükkanımı da dostlara köşesinde o duyurdu.

Ekmekçi, soyu çok azalan gerçek halkçı bir gazeteciydi. Güne, güce göre değil, aklın, bilimin dediğini yazardı. Hem de inadına, domuzuna yazardı. O Cumhuriyet gazetesiyle özdeşleşmişti. Hatta Cumhuriyet' in güler yüzü, halka uzanan kanalıydı. Cumhuriyet okurlarının oradaki akrabasıydı. Kimseye söyleyemediklerini, açamadıklarını Ekmekçi'ye açarlardı. Tümümüzün başı sağolsun.

Cumhuriyet, 24 Mayıs 1997

* * *

SUPHİ GÜRSOYTRAK

Mustafa Ekmekçi'yi 1960 devriminde, Ankara'ya geldiğimde tanımıştım. O günden bugüne dostluğumuz devam etti. Mustafa Ekmekçi, çok sağlam bir karaktere sahipti. 27 Mayıs'ta her bakanlıkta halka sağlıklı bilgi için basın mensubu arkadaşları görevlendirmiştik. Bunlardan ilki, Maliye Bakanlığı nezdinde Ekmekçi oldu. Eskiden bildiğim devlet adamları gibiydi. Pek çok gizli bilgiyi, kendisinde kalmasını istediğimiz bilgileri hiçbir zaman yazmazdı. Tam bir halk çocuğuydu. Halkın her kesiminde dostları, arkadaşları vardı. Kendisine özgü yazı biçemiyle en çapraşık konuları akıcı yazardı. Dört dörtlük, dostluğuna güvenilir, sır tutmasını bilen yüce bir insandı. İyi bir babaydı. Ekmekçi'yi çok erken kaybettik. Vedalaşamadığım için büyük üzüntü duyuyorum. Türk basını ve Türk ulusu Mustafa Ekmekçi'yi her zaman arayacaktır.

Cumhuriyet, 25 Mayıs 1997

* * *

FERDA GÜLEY

İlk kez sana Ankara Notları  hakkındaki görüşümü şöyle anlatmıştım: "Sen Ankara Notları' nda öyle bir biçim kullanıyorsun ki, okuyucularına, sabahleyin evden, güneşli havayı göstererek şemsiyesiz çıkartıyorsun ve aradan çok geçmeden masmavi gökyüzü birden kararıyor, ortalığa bulutlar üşüşüyor ve birden hafif bir yağmur, eskilerin çise dedikleri ince bir yağmur başlıyor. Evden şemsiyesiz çıkan okuyucuların hiç farkında olmadan iliklerine kadar ıslanmış olarak evlerine dönmek durumunda kalıyor."

Ekmekçi; sen bana göre her şeyden önce "satır aralarında", "ahmak ıslatan yağmuru"  idin, sen benim kardeşimdin. Konyalı sen, çoluk çocuğumla Karadenizli olan benim bir tür akrabamdın. Allahaısmarladık diyorsun şimdi. Biliyor musun kimlere? Köy Enstitülerini bitiren öğretmenler başta tüm öğretmenlere; cezaevlerinde yatan tüm kadersizlere, tüm halk yazarlarına, tüm okuyucularına ve de bizim Fatma'ya. Fatma'yı anımsıyor musun? Hani yıllar önce bizim yanımızda çalışan Fatma'yı... Sen ne vakit telefon edersen o açtığında bana seslenirdi. "Amca... Fırıncı Amca telefon ediyor..."

Bizlere allahaısmarladık dediğin bugünde Fatma ayırtısını niçin yazıyorum. Şunun için: Ankara Notları' nın sahibi olan seni, hepimizden fazla en iyi anlayan o kızımızdı. Çünkü sen, gerçekten toplumun ezilen, sömürülen, itilip kakılan kesimlerinin, dostluğun arkadaşlığın, bir inanca bağlılığın ve namuslu yaşamın hamurunu, herkesi seven yüreğinin fırınında pişiren, ekmekleştiren bir kocaman gazeteci yazardın. Gerçekten sen ekmekçiden fazla bir fırıncı idin. Benim ve bütün ailemin geride bıraktığın sayın eşine ve çocuklarına duyduğu saygılı başsağlığı dileklerimizle sana güle güle Fırıncı Amca diyoruz.

Cumhuriyet, 25 Mayıs 1997

* * *

YÜKSEL ONARAN

30. beraberlik yılımızı kutlama aşamasında masamızın duayeni, sevgiyi çevresinde bir ipekböceği inceliğinde dokuyan, domuz üzerine domuzuna yazan, Anadolu'nun kadife bakışlı, yurtsever, insansever Ekmekçi'sini kaybetmenin sonsuz üzüntüsü içindeyiz.

Türkiye'yi bugünlere taşıyan ilerici kuşağın son temsilcilerinden, bu aydın görüşlü, insancıl, gönülden gülen, inançlı ve aklının önünde zaman zaman yüreğini koşturan, Anadolu'nun güzel insanı, biz cumartesi arkadaşları seni tanımakla ve senin dostun olmakla daima gurur duyacağız. Tıpkı ülkemizin senin gibi bir düşünür ve yazara sahip olmakla duyduğu gurur gibi. Emekçi, Ekmekçi, güzel insan, inan ki hiç unutulmayacaklar arasında yerin. Seni gönlümüze gömdük.

Cumhuriyet, 24 Mayıs 1997

* * *

YAVUZ ÖNEN

Mustafa Ekmekçi'yi yitirdik. Her koşulda sevecen, güleç, yakın bir dostu yitirdik. Dünyaya emekçiler safından baktı. Türkiye'yi öyle algıladı. Toplumsal olanı, kamu yararını öyle yaşadı. "Başkalarına" verdi nesi varsa. Birikimi çağdaş olandan, insanca gelişmeden, bilimsel olandan kaynaklandı, biriktirdi ve birikimini topluma gürül gürül verdi. Demokratik, insan haklarına saygılı, laik cumhuriyetin savunucusuydu. Gerçekten demokrattı. Köy Enstitülerini anlattı hep. Yaşamsal olanın, halkının elle tutulur gerçeğini, insanı ve çevresini aktardı yeni kuşaklara. Türkçe'nin de ustalarındandı. Ana dilini öğrenmişti ve güzel kullanıyordu. İşte tüm dostlara aktarabileceğim ve ölümünden hemen sonra kafamda oluşan bazı düşünceler bunlar. Ancak insan hakları alanında çabalarına da değinmek gerekir. İnsan Hakları Derneği (İHD)'nin 98, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın 33 kurucusundan biriydi. 1990-1992 dönemi İHD Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve 1991-92 arası genel başkan yardımcısı. Tüm insan hakları ve demokrasi mücadelesi verenlerin yakın dostu. Sürekli ilişki içindeydi. Bizleri hiç unutmadı ve unutmazdı. Biz de kendisini hiç unutmayacağız. Anısını canlı tutmaya gayret edeceğiz.

Hepimizin başı sağolsun.

Cumhuriyet, 23 Mayıs 1997

* * *

ENGİN TONGUÇ

Hakkı Tonguç'un en sevdiği "Ekmekçi bu ateşi nereden almış"  sözleriyle övdüğü, arkadaşlık ettiği genç gazeteci Ekmekçi'yi, Tonguç'un öldüğü gün, 1960'ta onun başı ucunda tanıdım. O günden beri 37 yıllık dostum, arkadaşım, kardeşim Ekmekçi'nin kaybından duyduğum acı çok büyüktür. O mesleğini çok seven, çok çalışkan, çok dürüst bir gazeteciydi. Köşe yazarlığına kendine özgü apayrı bir biçim ve tat getiren Ekmekçi, mesleğinin temel işlevi olan habercilikte de çok başarılıydı. Bunu, meslek kural ve ahlakına en uygun şekilde yürütmekte çok titizdi. Ekmekçi'ye arkadaşlığına dayanarak yakınlığından yararlanarak bir şey yazdırılamazdı, baskı yapılamazdı. O, kamuoyuna götüreceklerini kendi nesnel ölçütlerine göre saptardı. Bunu yaparken, halkının çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, halktan gelme ve halktan olma özelliklerini hiçbir zaman yitirmemiş, o yanlış eğitim sistemimizin bozmayı başaramadığı gerçek bir halk aydını akılcılığı ile hareket ederdi. Onun kaybıyla yaşamı boyunca yürekten bağlı olduğu Köy Enstitüleri atılımı basındaki en inançlı savunucu ve tanıtıcısını yitirmiştir. Onu unutmayacağız, unutturmayacağız, savaşımını sürdüreceğiz. Ailesinin, tüm Cumhuriyet çalışanları ve basın emekçilerinin, dostların, Köy Enstitülülerin başı sağolsun.

Cumhuriyet, 23 Mayıs 1997