Ekmekçi'ye

Ömer Şan

Bıraktın ha Cumhuriyet' i. Aşkolsun sana Tilki.

Hani buluşacaktık taaa iki binlerde. Ne kalmıştı ki şunun şurasında. Topu topu iki yıl, altı ay on bir gün.

Ziraatte dostlaşmıştık anımsadın mı, Yusuf'la.

Ayder yüksek gelmişti de, "Bu cennetten inelim." demiştin. Tomar yığını notluğun hiç boş durmamıştı bile. Kemer köprü üstündeki çocuklar nasılda sarılmıştı sana. Sepetinde ot taşıyan yaşlı kadının senden kaçışı...

Gazeteciliğin cilveleri vardı ya, hani sözünde durmamak gibi...

Fransız gazeteciye Mustafa Kemal'i anlatmak bizimkilerden ne kadar da kolay olmuştu. Gülmek sana yakışıyordu be Tilki. İnadına mı yaptın!..

Sonra, kara lahana çorbası ile rakı sözümüz vardı unuttun mu?

Biliyor musun, kefir mayasını yitirdim. Utandım senden tekrar istemeye, yüzüm tutmadı. O kadar da öğütlemiştim, tutamadım.

Korkun oydu ya, domuzuna kim yazacak şimdi.

Bıraktın ha bizi. Bir daha görüşseydik keşke. Aşkolsun sana Tilki.

Olsun... seni sevmeye devam edeceğiz gene de.

Sen gül yeter ki!

Selam söyle ötelere, bizden zorla koparılanlara...

Cumhuriyet' çiler son bir merhabaya hazırlanıyor.

Oysaki domuzlar varoldukça O tilkiliğini sürdürecek.

İçim yetmiyor yine de... Aşkolun sana.

Zümrüt Rize Gazetesi, 23 Mayıs 1997
Karga Gak Demeden