"Ekmekçi Öldü" Dediler

M. Demirel Bacanoğlu

"Mustafa Ekmekçi öldü" dediler. Ağlıyorum...
Yüreğim kanıyor bir yerinden.
Gözyaşlarım akıyor.
"Kan revan" içinde Anadolu,
Kim ölse ağlıyorum!

* * *

Ekmekçi, okurun yazarıydı. Ona bütün okurlar mektup yazardı. O da, okurlarını köşesinde konuk ederdi. Önüne gelen tüm konuları yazayım gibi bir savı yoktu.

Okurlarından Ahmet Aşıcı domuz üzerine bir yazı yollamış. Şöyle diyor bir yerinde: Hz. İbrahim'in çok güzel karısı 'Sara'yı, kız kardeşimdir diyerek, firavuna sunuşu karşılığında ödül olarak bir yığın erkek koyun ve sığır aldığı, fakat bunları Harran'a getirdiğinde herkes domuz yediği için, satamadığı bu nedenle oğlu İsmail'i kesme motifi adı altında kurban söylencesini çıkartarak, gökten bir erkek koyun, yani koç indirdiği, domuzu haram kılarak, kurban ve adak olarak koç, keçi, sığır, deve kesilmesini sağladıktan sonra elindeki erkek malları satarak ve de bu ticareti geliştirerek soyunu sopunu bile zengin ettiği bilinmektedir. (1.8.1995 tarihli Cumhuriyet)

* * *

Bir de, son olarak (!) "Öksüz Yamalığı" adlı, Köy Enstitüleri olaylarını içeren kitabını yayınladı. O bir köy enstitülüydü. "Kitabı okurken, sanki bir destan okuyorum. Gözlerim yaşarıyor, coşkulanıyorum!.. Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Rüştü Uzel... için yapılanlar yüreğimi yakıyor. Onlara düşman diyeceğim ama dilim varmıyor! Öfkem doruklara tırmanıyor!" Evet, Köy Enstitüleri, eğitim öğretimde, inanılmaz bir destandı. Kalkınma köyden başlayacak, yüzde yüz okur olacaktı ülke. Ve bugün köktendinciler, fanatik neciler olmayacaktı... Yeşil bayrakla, ağzı karalarla uğraşmayacaktık!

* * *

O'nu, Edebiyatçılar Derneği TÜYAP imza günlerinde görürdüm. Aziz Nesin'in öldüğü yıl imza gününde tam da karşımızdaydı. Solumuzda Aziz Nesin, onun karşısında İlhan Selçuk vardı. Amma da uzundu kuyrukları. Bizimse hiç kuyruğumuz yoktu. Üç dev yazarın arasında kalmıştık. O gün içimden, "Bizim de kuyruğumuz olur bir gün" diye düşünüyordum.

Geçen yılın (Ankara) TÜYAP Kitap Fuarı çok sönük geçti. Alım gücü mü düştü halkın, bana mı öyle geldi? Ekmekçi'yle karşılaştım. "Merhaba dostum!" dedi. Nice olup olmadığımızdan konuştuk. Kuyruğu yoktu! İmza günlerinde umut mu kalmadı ne?..

* * *

O, dost bir insandı. Herkesin işine koşardı. Benim de işime koştu... Kızım üniversiteyi kazanmıştı. Ona yurt arıyordum. Bürosundaydım. O günün siyasilerinden F.Ü'ye telefon etti. Olur, demiş. Birkaç gün sonra beni arasın! Aradım. Telefonun ucunda "Senin kızınla uğraşamam!" diyordu. Çok üzülmüştüm. Ekmekçi'ye anlatmadım bunları.

30 yılı aşkın zamandır Cumhuriyet okuyorum. Cumhuriyet'ten ilginç bulduğum yazıları keserim. Son yıllarda Ekmekçi'den kestiğim yazılar Aziz Nesin'le ilgili. Bir de domuzla. O hep domuzla uğraşırdı. Size küçük bir alıntı sunayım: Sıvas olaylarının üzerinden 3 yıl 1 hafta, Aziz Nesin'in ölümsüzlüğe ulaşmasının üzerinden de 1 yıl 3 gün geçti. Sıvas'ta ölenler için de, Aziz Nesin için de toplantılar yapılıyor, yaptık. Ali Nesin 'Babamı Sıvas öldürdü' diyor. (...) Askerin gelmesi gereken saatlerde polis zaten yetersiz kalmıştı. Asker ise sadece seyirci kaldı. Gericilerin, yobazların 'Arslan asker', 'bizim asker' sloganlarını dinledi. (...) (M. Ekmekçi, Püf Noktası, Cumhuriyet, 9.7.1996)

* * *

Sevgili Ekmekçim, yüreğimle birlikte olacaksın. Biliyorum yoksun yeryüzünde; yeraltını aydınlatacaksın! Saygı duruşundayım şimdi ben!

Güney Medya/Adana, 26 Mayıs - 1 Haziran 1997
Sayı: 111
İzlediklerim