"Haberlerden Ne Var?"

Veli Özdemir

Mustafa Ekmekçi için  "yazmak yaşamak"  demekti.

Evrensel insanlık ailesiyle "yazı" aracılığıyla kurduğu bağ, O'nu bir taşra gazetesinden yazının başkentine, fırtınalı bir okyanusun ortasına kadar sürükledi.

Bu sürükleniş içinde, ilk yazdığı yazıyla son yazdığı yazı arasında hem tarihsel, hem mesleki sorumluluk, hem de yazı kalitesinde en ufak bir eğri oluşmadı.

Oluşamazdı da.

Çünkü, O, yazmanın ne denli tehlikeli bir sanat, ne büyük bir sorumluluk olduğunun bilincindeydi.

Sen yaşamsal fonksiyonlarını yitirip, toprak olabilirsin, ama yazı asla kaybolmaz; yüzyıl, beş yüzyıl yaşar, hem de inadına.

İşte yazının tehlikeli bir sanat olması sırrı, hem yazı adamı hem de rejim açısından burda yatıyordu.

O halde, mesleğe başladığım zaman, bir beyaz kağıda koyduğun iki nokta arasına cetvelle çizeceğin düz çizgi, bundan sonra meslek yaşamında koyacağın tüm noktaları kendiliğinden belirleyecektir.

Bir kez yalpaladın mı, bir kez eğildin mi, kalemini sattın mı, asla o düz çizgi ikinci bir noktayı bulamayacaktır.

Bu bir Mustafa Ekmekçi bilinciydi.

O, bu bilinçle yazdı; yazıları, Anadolu bozkırlarındaki aydınların buluşma, haberleşme limanına dönüştü, aydınlanma trafosu oldu.

Yarım asırlık meslek yaşamının her milimetrekaresinde bu inancın, bu çabanın tırnak izleri yer aldı. Ta ki ölene değin…

Mustafa Ekmekçi, son nefesinde bir kez daha sordu: Haberlerden ne var?

Vereceğimiz haberler seni üzer Mustafa Abi…

ÇGD/Çağdaş Basın,  21 Mayıs 1997