"Ben Cumhurbaşkanı Olsaydım..."

Kurt ulumalarıyla uyandı adam, sabahlığını üstüne geçirerek pencereye koştu. Perdeyi araladı, baktı. Bir şey anlayamadı. Ulumalar devam ediyordu:

-Uuuuuuuuuuu - uuuuuuuuuu….

Dudakları büzüldü: “Acayip” dedi. “Bu ulumalar da ne ki?”

Sonra sonra anladı. Apartmanın tam karşısında başlarında sarığa benzer, beyaz bezler de sarılmış bir şeyler giymiş, ayaklarında değişik biçimde çizmeye bir benzeyen, bir benzemeyen şeyler takmış birkaç gençti bunlar.

-Uuuuuuuuuuu - uuuuuuuuuu….

Sonra gençler, apartmana girdiler, yukarı çıkıyorlardı. Merak bu ya, adam da kapıyı araladı, seyretmeye başladı. Apartmanın bir dairesinden çıkan, dudakları jiletle kesilmiş gibi, kurda benzeyen bir adam gençleri karşıladı. Şöyle dedi:

-İnlerinize kurtlarım, inlerinize…

Gençler uzaklaştılar oradan.

12 Marttan sonra, Cumhurbaşkanının da deyimiyle kışkırtılmış ve itilmiş solcu gençler, gözaltına alınıp, tutuklanırlarken, “komando” denenlere hiç bir şey olmamıştı. Ankara’da, yurdun çeşitli yerlerinde öğrenci yurtlarında, hatta okullarda, üniversitelerde bir şiddet havası yaratarak, bağlı oldukları siyasal örgüte puan uyguluyorlardı anlayacağınız. Yaz aylarında, Afganistanlı bir öğrencinin uzun saçlarını kesmişlerdi. Bir öğrencinin üstüne geldiklerinde beşi onu bir araya geliyorlar, dövüp kaçıyorlardı. Yurt müdürü, adamları mıydı neydi, kös kös dinliyordu şikâyetleri.

Gerçekte devletin kademe, kademe her köşesine bir siyasal - küçük - örgütün adamları yerleştirilmekteydi.

Bir ara seçimlerde rol oynayacakları sanıldı. Liderleri, AP’nin desteklenmesini istemişti. Bunlar, seçimler boyunca yer yer olay çıkaracaklar, ya çıkaracakları olayları ters yansıtıp Silâhlı Kuvvetleri harekete geçirecekler, ya da AP’nin kepeneği altında isteklerini yerine getireceklerdi.

Bunu sezen tabiî senatörler, AP'yi ve CHP'yi ziyaret ederek, durumu anlattılar. Uyardılar. Anlaşılan, seçimlerde bir çıngar çıkarma olanağı bulamamışlardı. Yurtlara çekilerek, kendileri gibi düşünmeyen öğrencilere baskılar yapmayı yeter buldular.

Ecevit, "Demokrasiyi kundaklamak isteyenlere fırsat verilmesin" derken, bunları anlatıyordu. Sözleri şöyleydi Ecevit'in:

Türkiye'de demokrasiyi kundaklamak için ve bu amaçla veya başka amaçlarla ortalığı karıştırmak için fırsat kollayanlar vardır. Bazı tep- tiplerin kotarılmakta olduğu gözden kaçmamaktadır. Bu yuvalardan bir bölümü, bir kesimi, 12 Mart sonrası dönemde de âdeta imtiyazlı olarak gizli, açık çalışma ve kışkırtmalarını sürdürme olanağını bulmuşlardır. Demokrasiyi ancak kendi yararlarına işlediği ölçüde benimseyen bazı çevreler, demokrasinin kendilerine yeteri kadar yararlı olamadığını gördükleri durumlarda böyle kışkırtıcı yuvalardan, topluluklardan yararlanabilirler...

Cumhurbaşkanı Korutürk'ün hükümetin bir an önce kurulması ile ilgili dileğine katılmak gerekir. Ancak, çeşitli "kışkırtma yuvalarının dağıtılıp, gençlere baskılar yapılmasını önlemek, istifa etmiş bile olsa Naim Talû hükümetinin, istiyorsa, kolayca yapabileceği işlerdendi. Ne güzel, partizan atamaları Korutürk'ün de uyarısı ile durdurdu... Yurtlarda "komandoların baskılarına neden kulaklarını tıkar? Bunun için de mi, Korutürk'ün uyarması gerek? Öyleyse uyarsın Korutürk. Ele alsın, bu önemli sorunu...

Korutürk'e partilerin ve kuruluşların görüşleri iletilmiş olacak bugün- yarın. Yeni hükümet hazırlıkları başlayacak artık. Korutürk oyuna gelmemeli başlıklı "Ankara Notları”na üstü kapalı, sağ organlar yüklendiler de yüklendiler. 9 Aralık seçimleri ise, orada yazdıklarımızı doğruladı, perçinledi 14 Ekim'i. Süleyman Bey umut olmaktan çıkmıştı çünkü, kim ne derse desin. Bir CHP-AP koalisyonu olsa diye dua ediyor gerçekte Süleyman Bey. Masa başında vermeyeceği yok. Fakat, fırsatını bulduğu anda, kendini güçlü bulduğu anda da ilk tekmeyi, çifteyi o atacak. Onun için AP'nin "toparlanma" pazarlıklarına yanaşması gerekir Karaoğlan'ın. Herkes birbirine soruyor:

-Sen Cumhurbaşkanı olsan ne yaparsın?

-Ben olsam, hiç düşünmeden veririm hükümeti kurma görevini Ecevit’e. Düşürecek olurlarsa, erken seçim arkasından…

CHP-AP koalisyonu öneriliyor yer yer ya, AP’liler de biliyor artık CHP’nin kolay oyuna gelmeyeceğini. Sorunlara bakış açıları en uyuşmayacak iki parti. Biri pahalı, öbürü parasız öğretim yanlısı, biri genel af istiyor, öbürü üç gencin idamı için nasıl koşuştuğunu unutmamış olmalı daha. Geçenlerde bir AP’li konuşuyordu:

-Bir Maden Kanunu çıkardık. Çıkardığımız kanundan özel sektör bile memnun değil.

İçlerinde kafa yapıları birazcık olsun değişik olan hiç mi yok? Olmaz olur mu?

Süleyman Bey’in şapkayı önüne koyup düşüneceğini sanmak da bir düş. Birileri gelip, şapkayı önünden alıveriyorlar. Babasının milyonları varmış -açıklandı da öğrendik- gelgelelim, kendisini devlet okutmuş.Sizin benim ödediğim vergilerden okumuş anlayacağınız. Gelgelelim, paralı öğretimin şampiyonu. Hem zengin olacaksın, hem çocuğunu devlet okutacak. Fakirin çocuğu ayazda.

Süleyman Bey’in yarın en kritik bir zamanda, “Benim sayım, suyum yok…” deyip kaçıp gitmeyeceğini kim garanti edebilir?

Bir de Cumhurbaşkanı Korutürk’ün hükümet kurulması konusunda Anayasanın kendisine verdiği yetkileri -birazcık olsun- aştığı kanısına varmıyor musunuz? Cumhurbaşkanı, Başbakanı atar, Başbakan da bakanları. “Filân partiyle olmaz, sol-sağ da olmaz” gibi yargılar ve bunu kamuoyuna empoze etmeler, “yoksa milli koalisyon” önerileri, Korutürk’ün iyi niyetine verilmeli elbette ya, bu iyi niyetten yararlanmak isteyen çevreler de olabilir. SBF Anayasa Profesörü Mümtaz Soysal, bunu en iyi koydu ortaya. Soysal’ın yazısı, Korutürk’e en güzel uyarı yazısıydı. Ben de o yazıyı bulup bir daha okuyacağım…

13 Aralık 1973