Sol Parti Güçsüz Olunca...

Ankara'da devlet çarkının yakınında olmanın bir özelliği var. Bütün kokuşmuşlukları ciyfeleri seyrediyorsunuz, işte. Çoktan kokmuş balığın kokusunu izleye izleye. Bir yandan burnunuzu tutuyor, bir yandan koş­turuyorsunuz habire.

-    En bozulmuş yeri, şurada mı, burada mı? Şuradan mı işe başla­malı, buradan mı?

Türkiye'de yedi ayda çökertilmiş devlet ve kamu düzeninin üstesin­den öyle sol-sağ ortaklıklarla değil, bir sol iktidar yahut sol-sosyalist partiler ortaklığı ile gelinebileceğini düşüyorsunuz. Ancak, olanağı var mı bunların? Sosyalist Parti güçsüzdür. Sol, Türkiye'de geçirilen olaylar nedeniyle mi ne, yorgun argın. Sargısı yeni çözüldü daha... 12 Mart'ta CIA parmağı arayanlar, bunda haklıdırlar. Ecevit 12 Mart'a karşı çıkar­ken bir yönüyle bundan dolayı haklıydı.

Yedi ayda düzenin nasıl komikleştiğini örnekleriyle vermek o kadar kolay ki.

İki gün önce, Türkiye'de bir konuk Bakan vardı. Irak Ticaret Bakanı Hikmet El-Azzavi. Fehim Adak'ın konuğu, yani Türkiye'nin konuğu ola­rak gelmişti ülkemize. İki Ticaret Bakanı oturup konuşurlarken, telefon çaldı. Telefon Başbakan Yardımcılığındandı. Erbakan yöresinden yani.

-    Sayın Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, Sayın Hikmet El- Azzavi'yi kabul etmekten şeref duyacaktır.

Kalkıp gidildi. İçerdeki konuşmalar ne oldu? Erbakan, yeni bir skan­dalın bir başka perdesini aralamakla uğraşıyor gibiydi. Hani şu, hükü­metin karar almadığı konularda yabancı bakanlarla sorumsuzca konuş­ması, "Sizinle birlikte fabrika, liman yapalım..." filân.

Erbakan sordu:

-  Daha önce Ekonomi Bakanı ile konuşmuştuk. Birlikte fabrika, li­man yapacaktık...

Konuk bakan karşılık verdi:

-  Biz belli bir proje detayları üstünde durmuyoruz. Türkiye ile dost­luk ve işbirliğini ilerletmek istiyoruz. Irak ile Türkiye ilişkileri geliştirilme­lidir. Bizim kanımız budur.

İki bakan da oruçlu olduklarından birşey içilmedi. Dışarı çıkıldı. Irak­lı Bakan, gazetecilerin sorularını karşıladı. Bu bir nezaket ziyaretiydi. Belli bir konu görüşülmemişti.

Erbakan öyle yapmadı. TRT muhabirine bir demeç vererek, Irak ile ortaklaşa yapılacak fabrikalar ve limanlar konusunun görüşüldüğünü söyledi...

TRT, bunu bütün Türkiye'ye yaydı.

İstifa etmiş bir hükümetin bakanı, böyle uyduruk demeçler veremez.

Devlet ve kamu düzeni nasıl alak bullak edildi. Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları kadroları öylesine yetersiz, Örümcek kafalı MSP'lilere dol­duruldu ki bunları bir CHP-DP ortaklığıyla temizleme olanağı görünme­mekte. Adam, birinci dereceye getirilip oturtulmuş, görevinden alacak olsanız yine en yüksek dereceyle yani o derece kadrosuyla danışmanlı­ğa alacaksınız. Birinci dereceden kadrolar zaten dolu. Yerine getirece­ğinize verecek kadro dereceniz bile yok. CHP'nin hiç devlet hizmeti görmemiş yetenekli kişiler için bulduğu formül, gerçekte yararlı olabile­cekken bunun kötüye kullanılabileceğini hesaplıyamaması, başına işte bu dertleri açtı. Sanıyorum, örnek getirilen İsmail Cem olayı benzerleri işte böyle kötüye kullanıldı durdu. İlke iyi, ama uygulama baştan sona kötü. Hoş, CHP'lilerin İsmail Cem'den de pek hoşnut olduklarını kimse sanmıyor. Bir CHP-DP ortaklığında iş görecekler için yeni kadrolar alı­nabilecek mi? MSP'lilerin kadroları nasıl olsa evladiyelik... Danıştay ka­pıları da var. Eee, adamların kendiliklerinden hiç değilse emekliliklerini istemeleri bekleniyorsa hava alınır. Yeni iktidarlar, yedi ayın parazitleri­ni besleyecekler ölesiye, görün bakın. Süleyman Bey'in Ziraat Bankası'ndan kardeşlerine krediler sağladığı, yıllarca çalkalandı durdu. MSP'lilerin Ziraat Bankası'na yaptıkları baskılar daha çıkmadı ortalığa, kamuoyuna.

Ortaklıklarla yürütülecek, Türkiye'de en büyük eksiklik, sosyalist partilerin güçlü olmayışı işte. Çıkıyor bu ortaya. Sol-sağ ortaklığı tuzla şeker karışımı gibi birşey. Öylesine gülünçlü, Avrupalarda sol partilerin ortağı, ılımlı, aşırı sosyalist ya da komünist partilerdir. Bu olanaklardan yoksunluk, Türkiye için en büyük eksik. Bir CHP-DP ortaklığında yarın, Demokratikler ortaklarının ayağını çekmeye başlayınca, tökezletmiye girişince göreceğiz.

Demokratikler, öyle kısa sürede seçim filân da istemiyorlar. Uzun zaman iktidar olup, şöyle nimetlerini kaçırmadan seçimlere varmak isti­yorlar. Hattâ, o kadar ince hesaplar var ki, kulislerde konuşuyorlar:

-    Şu CHP ile ortaklık, AP kongresinden sonra olsaydı çok iyi olacak­tı...

-     Niye?

-     İşte...

-     Canım neden işte?..

-     İşteden işte...

DP'lilerin kafasındaki, hiç zarar görmeden bu ortaklıktan kârlı çık­mak.

Bir söylentiye, yoruma göre de, CHP-DP ortaklığını, Süleyman Bey de istemekteymiş. DP iktidar olursa, ben AP'de paçamı kurtarırım diye.

Şimdi Demokratikler, vaktiyle AP'nin içindeydiler. Kendine rakip istemiyen Süleyman Bey güçlü kişilerden çok korktu. Bazı çevreleri de hoşnut etmek için açık açık attı AP'den onları. En çok, Yüksel Menderes’den korkardı. O zaman uyaranlar olmuştu Demirel'i:

-     Yapma, partiyi parçalayacaksın.

-     Parçalanırsa parçalansın.

-     Yıkacaksın ama...

-     Yıkılırsa yıkılsın.

Şimdi bir enkazın içinde kurtarmaya çalışıyor kendini.

Meclis kulisinde seyrettim onu. Enkazın içinde dimdik yürüyordu.

(22 Eylül 1974)