Adana Kapalı Cezaevi'nde, TCK'nun 141. maddesinden sekiz yıla hükümlü, eski Adana TÖS Başkanı Emin Tunçbilek kısa mektubunda "yasaklanan kitaplar" sorunu üstünde duruyor. Şöyle diyor Tunçbilek:
"Size ayrıca özellikle yazılarınız hakkında bir mektup yazmak istiyorum. Bu yazımdaki amaç: Bu güne dek, Türkiye'de yasaklanmış yayınları sıhhatli olarak gösterir bir listenin olmaması hakkında. Bu yüzden oluşan yanlışlıklar, mağduriyetler açık.
Kitap toplatılmış, fakat sonunda beraat etmiş. Ama yetkililere tam duyurulmadığı için kimi zaman hâlâ yasaklar bölümünde gösterilmekte. Bunu mutlaka kesin bir çözüme bağlamak gerek..."
★
Bir başka mektup, Niğde'den. Bana değil, Senatör Fatma Hikmet İşmen'e. Orada da Adana'da olduğu gibi dışarının sorunları günleri kaplıyor anlaşılan. Avukat, 15 yıla hükümlü Turgut Kazan şöyle yazmış.
İşte nihayet Niğde'deyiz... Hepimiz iyiyiz, neşeliyiz, zindeyiz. Pek şatafatlı bir yolculuktan sonra buraya getirildik. Eller kelepçeli, çileli, meşakkatli ve koskoca Sadun Bey'li o meşhur yolculuğu icra ettik. Konvoyun üzerinde bir topçu keşif uçağının uçması da varmış. Hem de ta- aa Ankara'dan Niğde'ye kadar. Neyse, canımız sağolsun, şimdi buradayız ya, o önemli... 2 ay müşahadede kalacakmışız. Onun için mektup yazarsanız, "2. Müşahade Hücresi" diye şerh koyunuz... Gece hücrelerinize kilitlenecek ve sabahı bekleyeceksiniz. Ya bir hastalık, mide kanaması, apandisit patlaması olursa ne yaparız diye şaşırmayın... Madem ki müşahadedeyiz, dayanacağız ve apandisitimizi patlatmayacağız, midemizi kanatmayacağız. Hem hastalık dediğin de çocuk değil ya, elbet böyle zamanlarda kapımızı çalmayacak. Şimdi gözlerimin önüne Sadun Bey'in mide kanaması geliyor. Eğer Mamak'ta bir gece yarısı gelen o illet, yer olarak burayı seçseydi hiç lâmı cimi yok, alır götürürdü. Neyse, bütün bunlara da katlanacağız elbet. Yeter ki, bu can bu tende kalsın. Mapusaneden verilecek başka bir haber yok. Çimento tozu derseniz, onu zaten göremiyoruz... Müşahededeyiz ya, ne havalandırmamız var, ne bahçemiz... Ama sağolsunlar, tozlar yine de köşeden, kıyıdan sızmışlar. Eeee, yarın müşahede bitince sıra ciğerlerimizin betona kesmesi faslına gelecek. Böylece demokrasi betonarme dayanaklar elde edecek... Nasıl olsa demokrasi rayına oturacak... Hiç başka yolu yok. Buna yürekten inanıyorum.
... Gerçi Ekmekçi’nin diliyle delip de geçme ihtimali yok değil. Ne var ki, bizler dünyayı sevmesini bilenlerdeniz. Sabır göstereceğiz, metanet göstereceğiz. Yani, deldirmeyeceğiz. Onun için hiç üzülmeyin. Gerçekten günler hızla akıp gidiyor. Ve neşemize de hiç diyecek yok. Şimdilerde dışarısı biraz yaz sıcağı. Biraz da seçim fırtınasıyla kavruluyor...
Her kafadan bir ses. Hele o, TİP oyları üzerine ahkâm kesmeler, yol göstermeler... (X) bir türlü, (Y) başka türlü. Ne kadar da çok sahibiyet iddiasında adam varmış? En firaklısı da (X)'a ait... Ne diyebiliriz ki, adam burnunun doğrultusunu tutturmuş gidiyor... Her zamanki gibi. En iyisi boş vermek. Ben şahsen boş veriyorum. Size bol bol selâm.
★
Bazdan zaman zaman eleştiriyorlar. "Ankara Notları”nı, "Mapusane Notları"na döndürdün, diyorlar. Gerçekten öyle mi? Bir genel affı neden istiyoruz? Gelmiş geçmiş olaylara, olup bitenlere kalın bir çizgi çekilsin diye neden çırpınıyoruz? Bilim adamından, öğrencisine, yaşlısından gencine kadar koskoca bir aydın topluluğu içinde ise, o ülkede kolay rahat yok demektir. Onları içeri soktuk ya, oh rahatız" diyebilenler, devekuşları gibi kafalarını kuma gömenlerdir. Gerçekleri görüp, ders almaktan kaçanlardır. Bir gazeteci olarak, olanak buldukça "içerdekiler"den söz edeceğiz, bunu bir görev sayıyoruz...
21 Ağustos 1973