Can Yücel'ler, İstanbul Cezaevi'nden Adana Cezaevi'ne nakledilirlerken, Kaman-Niğde üzerinden geçmişler. Şu şiir, "Haşan Can" imzasıyla, "Tiyatro 73"ün 14. yani son sayısında yayımlandı:
Bileklerimizi kesmiş yeni Alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra,
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda "prensip" sahibi bir başçavuş,
Niğde üzerinden Adana Cezaevi'ne gidiyoruz.
Bi sen eksiktin ayışığı,
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya.
Adana ne sıcaktır şimdi. Hele kale kapısı gibi kalın kapıların, duvarların arkasında...
Türkiye'de basın ve düşünce özgürlüğü uçup gitmesin diye hapsedilmişlerdir yazarlar ve ozanlar. İllere göre nasiplerini alsınlar diye dağıtılırlar il il...
Ankara'da da var. Ali Galip Zâde, Parlamento kürsüsünden sosyalistler için "rezil" deyimini kullanırken bir sosyalist olamayıp da, kaderinin ve hırsının kendisini ters kamplarda hapsetmesinin ezikliğini üstünden atmak ister gibi... Aynı anda sosyalist olarak Parlamentoda yıllarca görev yapmış kişiler, kendi aralarında, cezaevlerinin kalın duvarları ötesinde düşünmekteydiler.
-Gitsek buradan bir an önce de ne olacaksa olsa...
-Adana da var hesapta.
Ankara soğudu iyicene geceleri. Kışlıkları da gönderdik. Hay Allah…
Ali Galip Zâde, seçimler yaklaştı ya, ne yapacağını şaşırdı iyicene. İki lâfının biri, "Ben Dankert'e komünist demedim ki, komünist değil o…”
Bunu dinleyen bir milletvekili düşünüyordu yerinde:
-Dankert'ten korkuyor, ellaham…
Dankert kim? Bir Avrupa Konseyi üyesi parlamenter... Avrupa Konseyi’nde, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ortaya getirip, tartışılmasını isteyen bir Hollandalı. Orada tartışılıp, mesele bitmedi mi? Buralara bunu getirip -aklınca- seçim yatırımı da yapacağını sanmak, ne akıl böyle.
"O kadar zeki olma, senden zekileri hapiste..." diye bir ata sözleri varmış Rusların. Bizde de vardır buna benzer sözler ellaham...
26 Mayıs 1973