Eylem, dedesine masal anlatıyor
-Ayağım kan oldu. Kocaman ağladım...
-Yok canım, hani nerede?
-Dedem bana bisiklet alacak, yaaa... Vıjjjjjt gideceğim.
Bugün çocuk bayramı sözde, hani? Babaların, anaların suskunluğu, durgunluğu çocuklara mı yansımış ne? Nereden bilir parmak kadar çocuk kanı?
Can Yücel -şimdi Adana Cezaevi'nde, şair- çocuklara güvenirdi hep.
-Oturtacaksın Galata köprüsüne çocukları, kımıldamıyacaklar, kendilerine dokunanı tükrük yağmuruna tutacaklar. Çocuklarla yapacaksın, ne yapacaksan...
23 Nisanlarda çocuklara gördürülüyor mu, birçok işler. Valilerin, kaymakamların yerlerine oturuyorlar bir günlüğüne. Bana öyle gelir ki, büyüklerin eğlenmesine yarıyor, böyle şeyler. Çocuklar, çocuk olmasalar razı gelirler mi böyle oynatılmaya?
Çocuklara hadi böyle değer veriyoruz, neden gençlere yılgın yılgın bakıyoruz? Onlar dünkü çocuk değil mi? Kimlerin çocukları? Sizin değil mi?
Tutukevleri, cezaevleri analar-babalarla dolu. Küçücük çocuklar, onlara ziyarete gidiyorlar. Yiyecek sepetleri omuzlarında. Seyri bedava, herkes, "nasıl kaldırıyor minicik çocuk kocaman sepeti?" diye bakıyor. Kimi içinden içinden üzülür...
Anayı, babayı görse bir çeşit, görmese başka. Bu çocuk, büyüyecek, şairin dediği gibi babası kadar olacak. O da bir izlenimle karışacak topluma. Bu izlenimi düşünür müsünüz?
27 Mayıs devriminden sonra, bakan filân olacağı söylenen bir mühendisle konuşuyorduk bir gün:
-Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni bitirenlere on yıl süreyle iş vermemeli. Ta ki, temizleninceye kadar…
Lafa bak lafa… Kafaya bak. Ufacık çocuklar pıt pıt koşarlarken, arkalarından faşizmin kaz adım seslerini duymazlar mı sanırsınız? Ne sanırsınız?
Af söylentileri çıkar çıkmaz, vaveylalar da koptu:
-Falana af olsun da filâna olmasın... diye.
Bu, çocuklar bayram yapmasın demektir. Kodaman çocukları, kocaman çocukları bayram yapabilir demektir. Belki:
-Cezaevlerindekilerin çocukları, on yıl süreyle bayram yapmasın... diyecekler de çıkar, ne bileyim...
Eğitimci, Feyzullah Ertuğrul, büyük bir ustalıkla hazırladığı, "Köy Çocuklarından Anılar" kitaplarını yeniden bastırdı. Bana da getirmiş, okuyup, belki 23 Nisan yazısında yararlanırım diye. Küçücük kitapları okurken, çocukluğumu andım. Biz -ben ve küçüklerim- pek yokluk görmedik. Amma, ağam ve ablam, yoklukta, yoksullukta büyümüşler. Kurtuluş Savaşı yılları, babamız savaşta. Anamız, yokla büyütmeğe çalışmış. Yoktan ne çıkar, ne olur?
Bir gün acıkmış ağabeyim, iyicene. Eve koşmuş ekmek var mı, diye... İhtiyar nine, hasta yatağında yarı uyur, yarı uyanık inlermiş. Çocuğun, ekmek için geldiğini anlamış:
-Çık oğlum, yukarıya da tekneden al...
Almış, fırlamış dışarı ya, doymamış karnı. Tekrar gelmiş. Nine yatağında. Tek gözü açık mı ne? Ağabeyim, usulca yaklaşmış nineme, seslenmiş:
-Nine, gözlerini kapatıvereyim mi?
Anlamış kadın:
-Al oğlum, çık da yine al...
Köy çocuklarını tasarlar mısınız hiç? Mahkûm çocukları gibidir. Okuyun “Köy Çocuklarından Anılar"ı. Köyle, ulusun büyük çoğunluğuyla ilginiz olduysa, köylüyseniz daha çok tad alırsınız, bir daha yaşarsınız kendinizi.
23 Nisan 1973