Mahkeme Koridorları...

Sanık, Sıkıyönetim Mahkemesi'nde tutuksuz yargılanıyordu. O gün, hakkında verilecek karar okunacaktı. Ne rastlantıdır, o gün de düğünü vardı. Duruşmaya, damat giysileriyle gitti. Tutuksuz yargılandığına göre, duruşmadan çıkar, akşam da düğünde bulunurum diye düşünmüş olmalıydı. Bu heyecandı belki, damat giysileriyle duruşmaya gelmesi.

Kararı okuyordu yargıç. Damat adayı sanık, kararı duymuyor muydu? Öylesine heyecanlıydı. Kararın okunması bitti. Herkes, damat giysileri içinde koyu elbiseli, saçları usturuplu kesilmiş sanığa bakıyordu. Kararın okunması bittikten sonra, sanık anlaşılan hiç anlayamadığı kararın bittiğini olsun anladı. Yavaş yavaş yürüdü. Orada birkaç adım ötede yeni yaptırdığı siyah paltosu asılıydı. Ona uzandı aldı. Giymeye hazırlanıyordu. Gidecekti... Nereye diye sorulur mu? Tam bu sırada, yerinden onu seyreden savcı:

-Dur...

Dedi. Sanık şaşaladı. Niye duruyordu ki: Savcı ekledi:

-Kararı dinlemedin mi, tutuklandın.

Mahkûmiyet kararı verilirken, sanığın tutuklanmasına da karar verilmişti. Ellerine kelepçeler takıldı, askerlerin arasında damat giysileriyle uzaklaştı, hükümlü.

Avukatlardan biri, savcıya yavaş sesle:

-Bugün akşamüstü düğünü vardı... dedi.

-Biliyorum, belli halinden de.

-Keşke kararın okunması ertelenseydi.

-Biz kendisi için böylesinin daha iyi olacağını düşündük.

Evlendikten sonra mahkûmiyet hükmü okunsa ve tutuklansa ^evlenir evlenmez, cezaevine girdi" mi diyeceklerdi? Hiç olmazsa evliliğin tadını almadan girmiş mi oluyordu?

                                                                                                                                            

Musa Anter, uzun zamandan beri tutuklu yargılanıyordu. 50 yaşlarında kadardı. Evli, dört çocukluydu. Mahkemeden, kaç duruşmadır serbest bırakılmasını ve "duruşmadan vareste" tutulmasını diliyordu. Serbest bırakılır, duruşmaya da gelmeyebileceği kararını alırsa, doğruca İstanbul'a çoluk çocuğunun yanına gidecekti. Suadiye'de ufacık bir e^' ^arar okunurken, Suadiye'de çocuklarının yanında olduğunu düşünüyor muydu? Birden afalladı. Karardan sonra ayağa kalkarak yargıca:

-Tahliye isteğinden vazgeçiyorum efendim... dedi.

-Neden?

-Sağ olun, beni serbest bırakıyorsunuz. Fakat duruşmadan vareste olmadan, serbest bırakılmayı ne yapayım? Evim, çocuklarım İstanbul da. Serbest bırakıldığım için çoluk çocuğa benim bakmam gerekecek. Halbuki, üç günde bir duruşmaya gelmem gerekir. Buradan çıksam, otele gideceğim. Bir iş bulup çalışamam. Üç günde bir duruşmaya gelmek zorunda olduğumdan, İstanbul'a gidemem. Kaldırın benim tahliyemi. Ben yine içerde kalayım...

                                                                                                                                            

Diyarbakır'daki duruşmaları hiç izleyemedim. Ankara'da, İstanbul'da çalışan gazetecilerin çoğu izleyemedi sanırım. Belki, hiç bir gazeteci de izlemedi de Sıkıyönetim Komutanlığı yayınladığı bildirilerle, duruşma olaylarını ve kararları kamuoyuna açıkladı. Kalmamış aklımda bir şey. Zaman, zaman milletvekillerinin, senatörlerin Diyarbakır Tutukevi'nde olanlara ilişkin soru önergeleri, belki bunlara sorumlularca verilen karşılıklar kalmıştır, tek tük. İsmail Beşikçi'nin Askerî Yargıtay'dan da geçerek kesinleşip uygulamaya konan -galiba- 15 yılı bulan- mahkûmiyeti, bir de. Gaziantep'ten götürülüp, gözaltına alınan sonra serbest bırakılan CHP'liler olayı. CHP yetkilileri basına haber vermeselerdi, kamuoyu bundan hele hiç bilgisiz kalacaktı. Eski Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi, sonra SBF'de asistan olarak çalıştığı sırada gözaltına alınıp, tutuklanmıştı İsmail Beşikçi. Hakkındaki hüküm kesinleştiği için, şimdi Adana Sivil Cezaevi'ne nakledilmiştir. Atatürk Üniversitesinde "Homongolos" olayını, o sanırım cezaevinde, -belki de "müşahede" için hücrede- duyabilmiştir.

ANT'ın eski Yazı işleri Müdürü Yaşar Uçar ile Ahmet Hamdi Dinler'in, 102 gündür sivil cezaevinde "müşahede" için İzmit'te, hücrede olduklarını biliyor muydunuz düne kadar? Niğde savcılığı, 60 günlük müşahedenin nasıl yasalara uygun olduğunu savunuyordu. Tamam, dedik. Ya İzmit'teki uygulama.

Yaşar Uçar da, Ahmet Hamdi Dinler de yasa bilir, yol yordam bilir kişilerdir. Başvurmuşlardır yetkililere. "Bizi çıkarın artık buradan, koğuşlara verin" demişlerdir. Neden verilmemişlerdir düne kadar koğuşlara. "Bunlar, TCK 142'den hükümlü. Siyasi suçlu bunlar. Aman, adi suçlularla bir araya koymayın" mı diye düşünülmüştür? "Zehirlerler sonra adi suçluları" mı denilmiştir. Yazışmalar, çizişmeler, efendim karar verilmiştir, bunların Adana Cezaevi'ne nakillerine.

-İyi, nakledilsinler de, neden hücrede tutuluyorlar hep?

-Nerede tutalım yani?

                                                                                                                                            

Diyarbakır'da sıkıyönetim kalktı. Ancak, Sıkıyönetim Mahkemeleri, ellerindeki dâvalar bitene kadar devam edecek. Sıkıyönetimde yargılananlar yine orada yargılanacaklar. Sıkıyönetim Komutanı olmayacak, yalnız, Sıkıyönetim tutukevi olacak mı acaba yine? Sıkıyönetim tutukevine yine "Yeniortam" sokulmayacak mı? Ne hakla?

                                                                                                                                            ★

Gazetelerde ilk haberi kimin vereceğini çok merak ediyorum ben. "Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne ilk dâva açıldı" gibi. Haber rutin gibi ya, gazetecilik bu. "Yılın ilk karı ilimize yağdı" gibi. Bakalım, kime vuracak bu piyango?

Eski gazeteci ağabeylerimiz, çok çok önceleri, gazetelerde "mahkeme koridorları" yazıları yazarlardı. Yarı röportaj, yarı haber, yarı öykü yazılardı bunlar. Kaçırmadan okurdum. Onlara özendim bugün.

27 Ağustos 1973