Neler Göreceğiz Bakalım

Cumhuriyet'te İlhan Selçuk birkaç gün önce açık açık işkenceleri yazdı. Yenigün'de Nimet Arzık, Cumhurbaşkanı Korutürk'e başvurdu. Şöyle dedi Bayan Arzık, Korutürk'e açık mektubunda:

Her devirde gayretkeşler vardır. Her devirde, gücünü güçsüzün üzerinde denemek isteyenler vardır. Her devirde her cins insan vardır. Her cins patolojik tutum vardır.

Bu leke kadar ufak grubu, eğer var olduğu ispatlanırsa, tutacak olan var mı? Tutmak demek, lekenin yayılıp kocaman bir yüzeyi kaplaması demektir. Bu yüzeye kıymaya kimsenin hakkı var mı? Ben "İşkence vardı" diyorum. Bir daha olmasın diyorum. Olmamasının tedbiri alınsın diyorum...

"El ele kol kola unutalım" da diyorum. Ama bazı şüpheler veya lekeler temizlendikten sonra...

Tezvir kampanyasını görür gibiyim. "Nasıl olsa, bu kampanyaya kulak vermezsiniz ama Sayın Cumhurbaşkanım, inandırmaya girişecekler çok ustadır, çok... Onun için, kimseyi dinlemeden, beni en yakınınıza sorun, en yakınınıza. Ve bu meseleye eğilin.

En derin umut ve saygılarımla.

Bazı aydınlara, öğrencilere ve öğretmenlere çeşitli yerlerde yapılan çağ dışı uygulamalara, hattâ, olaylar olup bitmeden, Yeniortam -bir gazetecilik ve gerçekten yurtseverlikle- parmak basmıştı biliyorsunuz. Yayınlanan çeşitli bildiriler, "böyle iddialar kasıtlıdır, Türkiye'yi kara göstermek için uydurulmaktadır" gibilerden yasak savan cümlelerle, meseleyi ört-bas ediyordu. Tekzipler geliyordu açık açık. Yayınlanıyordu tekzipler, adamın gözüne baka baka. Ancak yakınmalar sürüp gidiyordu, yine sürüp gidiyor. Mahkemelerde, basında her yerde.

Sıkıyönetimin en sıkı dönemleri miydi ne? Kimsenin yattığı yerden kafasını zor kaldırdığı güç dönemler... Bir gün yolda bir yaşlı adam çıktı önüme:

-Siz Mustafa Ekmekçi misiniz?

-Evet...

-Sizi arıyorum günlerdir. Ben Ömer Ayna'nın babasıyım. Bize oğlum öldürüldükten sonra da rahat vermediler. Onu anlatacaktım.

-Nasıl, ne yaptılar?

-Oğlumun cenazesini alıp ilçede gömdük toprağa. Mezar taşını yaptırdım. Bizde âdettir, kim neyle ölürse mezar taşına o işlenir şekil olarak. Oğlum silâhla öldü. Ben de mezar taşına tüfek resmi yaptırdım. Kaymakam, bir gece jandarmalara, mezar taşını söktürmüş. Kaymakamlığa taşıtmış, şimdi mezar taşı hükümette duruyor. Ben kime şikâyet edeyim şimdi?

Cumhurbaşkanı'na başvurmasını salık verdiğimi hatırlıyorum...

Olayları yaşamış bir avukat, Demir Özlü, "mektubumu isterseniz yayınlayabilirsiniz" kaydı ile şunları yazdı:

"Nihat Erim'in Başbakanlığı zamanında 22 Mayıs 1972'de ben de sabaha karşı evimden alındım. Beş gün Balmumcu'da, bir barakada, baskı ve tehdit altında kaldım. Sadece Turhan Selçuk'un değil, daha bir çok vatandaşın dövülmesine gözlerimle tanık oldum. Modern polis yöntemlerine göre, yeniden fişlendim.

Bu konuda, Nihat Erim'den tazminat almak için değil, fakat haklarını belgelemek bakımından dâva açmak isterdim. Fakat dâva açacak duruma geldiğim zaman haklarım süre aşımına uğramıştı.

Barakada dolaşırken, Nihat Erim'in sorumluluğu altında olduğuma inanıyordum. Demek ki değilmişim.

Benim maruz kaldığım hiç önemli değildir. Daha önemlisi mesleğimle ilgili olarak gördüklerim, bildiklerimdir. Bu konuda da yalnız değilim. Yüzlerce avukat, hukukçu da tanık.

Nihat Erim zamanında kovuşturmaya uğrayan Cihan Alptekin'in, Ömer Ayna, Sarp Kuray, Haşan Çetin, Salman Kaya... da aralarında olmak üzere, yüze yakın sanığın hukuki vekiliyim. Bu sanıklar, Nihat Erim'in Başbakanlık yaptığı dönemde, herhangi bir insana yapılması düşünülemez ölçüde, her türlü hukuk kuralını, ister milli ister milletlerarası olsun, isterse savaş hukuku kuralı olsun, aşan ölçüde işkenceye maruz kaldıklarını bana ve mahkemeye ifade ettiler. Belgelerini verdiler, delillendirdiler, birçoğu da dâva dosyalarında yer aldı.

Bütün bu konularda Başbakan sıfatıyle Nihat Erim'e de daima başvuruldu. Hiç bir sonuç alınamadı.

Gene dâva dosyalarını ibraz ettik. Bir Alman dergisi, Haziran 1971'de Nihat Erim'in, muhabirine, gerilla eylemlerine katılanların ölüm cezasına çarptırılacağını açıkladığını belirtiyor. O, Haziran 1971 tarihi ki, henüz sonradan sanık olacakların pek azı yakalanmıştır, olayların derinliği ve genişliğinin ölçüsü hâlâ bilinmemektedir. Bunu mahkemeleri tesir altında bırakma isteği olarak değerlendirdik..."

Şimdi seçimlere gidiliyor. Seçimler sonunda, Türkiye'de daha demokratik bir özgürlük ortamının yaratılması çok kişinin isteği. Gelip geçmiş olayların altına kalın bir çizgi çekilerek, bir genel affın çıkarılması da. Ancak, elinde güç varken insanlara kıyıp, eziyet edenin devlet gücü arkasına sığınıp, ettiğiyle kalmasına fırsat verilmeli mi? Kimbilir belki hâlâ, "nasıl olsa af çıkar ve işkenceciler de affedilir" diye düşünenler de çıkabilir. Belki bunlar hâlâ vardır.

CHP Genel Başkanı Ecevit'in, Bayan Nimet Arzık'ın dedikleri gibi, bazı lekeler temizlendikten, devlet adına bunları yapanların cezalandırılmalarından ve bir daha işkence yapılmayacağı güvencesi verildikten sonra, toplumda huzur sağlanabilir. Yoksa ben hayal mi görüyorum? Yoksa, bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek de daha göreceklerimiz mi var? Aynı soruyu ben, Sayın Cumhurbaşkanı Korutürk'e sormak ve olayların üstüne titizlikle eğilmesini bir daha istiyorum.

8 Ekim 1973