AST'ta "Ana" oynanıyordu. Birinci perdenin arasında, bir bayan kolumdan tuttu, karşı yöne geçirdi, arkadan “Kırmızı mantolu" kadının yanında oturan arkası dönük adamı gösterdi.
-İşte o... işkenceci, burada salonda olan çok kişinin sorgusunu da yapmış...
-Uzunca boylu, arkadan dördüncü sırada, o mu?
-Evet, evet o...
Perde arasında, bir sigara içmeye çıkanlar da o tarafa yönelmişler, birbirlerine işkenceciyi gösteriyorlardı.
-İşte, o ta kendisi...
-Benim sorgumda da vardı...
-Benim de...
Ortalık karardı, ikinci perde başlıyordu, tıklım tıklım doluydu. AST'cılar, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin romanından esinlenerek yazdığı "Ana"yı oynuyorlardı. Kafama işkenceci takılıp kalmıştı. Oyunda da işkenceciler vardı. Gazetecilerden çok, içeri girip çıkmış kızlı erkekli gençler, geçen dönemleri bütün acılarıyla yaşıyanlar vardı.
İkinci Perde arasında yine gördüm mü, gösterdiler mi ama, gözlerini gözlerime dikmiş gibi geldi. İşkenceci bana bakıyordu. Kırmızı mantolu bayan da yanında... Sonradan öğrendim, bana bakmıyor gözü camdan olduğu için, öyle bakıyor sanabilirmişim... Yakındakiler
konuşmaları da duyuyorlarmış:
- Yavaşça uzaklaşalım...
İkisinin de vestiyere, oradan dışarı gidişlerini seyrettim. Herkes, orada onları seyrediyordu. Bakışlar altında ezilmişler, oyunun yarısında çıkıp gitmişlerdi işte.
Zafer Gazetesi’nden bir bayan yazarın biletiyle gelmişlerdi. Yazarın adı: S.B., o çağrı biletini yeğenine vermiş, yeğeninin çocuğu mu ne hastaymış, Hacettepe Hastanesi’ne mi ne gitmişler. Vee, oradaki hemşireye vermişler bileti. Hemşire – o, kırmızı mantolu bayan olacak- işkenceci arkadaşıyla mı gelmiş, işkenceci mi onu getirmiş? Burası pek aydınlık değil daha…
Sonra yine salona girildi. Sinirler ne kadar da gergindi.12 Mart döneminde işkenceden geçmiş, faşit baskılarla karşılaşmış yüzlerce genç, “Ana”yı çılgınca alkışlıyorlardı.
★
28/29 Ocak 1921 gecesi Trabzon açıklarında bir motorda boğdurulan Mustafa Suphi ile arkadaşlarının ölümü üzerinden 54 yıl geçmiş. 28 Ocak’ta tam 54 yıl geçmiş olacak yani. İlk sayısı yayınlanan “Yeni Dünya” dergisi, Ocak sayısında Mustafa Suphi olayına geniş yer vermiş. Mustafa Suphi, Giresun’ludur. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ve Paris Siyasal Bilimler Fakültesi’nde okumuş, bir Türk aydını ve sosyalistti. Avrupa’da bulunduğu sürede sosyalizmle ilgili kitapları inceleyen Mustafa Suphi, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşan, döneminin en parlak kişilerinden Jan Jaures ile tanışır. Onunla buluşur. Yeni Dünya’da çeşitli kaynaklara dayanarak yazdığına göre, Mustafa Suphi üzerinde Jaures‘in derin etkileri olmuştur. İstanbul'a dönüşünde öğretmen ve gazeteci olarak çalışır. Sovyet Rusya’daki 1917 Devrimi'nden sonra Moskova’ya giden Mustafa Suphi, devrim hareketleri içinde çalışmalar yapar. Türk devrimci gruplarını biraraya getirir. 18 Temmuz 1918'de Türk sosyalistleri Moskova’da bir toplantı yaparlar. Kongre bir "Merkezi büro” kurarak, örgütün yayın organı “Yeni Dünya” Gazetesi’nin çıkarılması kararını alır. Türkiye o sırada, Mustafa Kemal'in önderliğinde Kurtuluş Savaşı vermektedir. Mustafa Suphiler, Mustafa Kemal'e yardımcı olma dileğindedirler. Dergide, olayların ilginç gelişimi şöyle anlatılıyor daha sonra:
Mustafa Suphi ve beraberindekiler (onbeş yada onaltı oldukları sanılıyor) Ankara Hükümeti’nin davetlisi olarak Türkiye’ye gelmek üzere yola çıkarlar…
Mustafa Suphi, arkadaşları ve eşi Rusların Ankara Elçisi Gürcü Mareval Budu Midivanı ile birlikte 28 Aralık’ta Kars’a gelirler. Orada iyi kabul görürüler. Kazım Karabekir Paşa tarafından kendilerine bir ziyafet de verilir. Öte yandan Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum Valisi Hamit ile Suphileri yok etme, planlarını geliştirmektedir. Ankara ise ilkin Ebuhindili Caferi bu işe memur etmiş, daha sonra ise Kâzım Karabekir’in plânını uygun bulmuştur. 11 Ocak 1921'de Mustafa Suphi ile Ethem Nejat, Karabekir Paşa'yı ziyaret ederek duydukları tertibi anlatarak heyetin ikiye ayrılıp, bir kısmının Erzurum, kendilerinin Tiflis üzerinden Trabzon’a gitmelerine izin isterler. Kâzım Karabekir Paşa kabul etmez, böylece Suphi ve eşi ile arkadaşları 15 ya da 16 Ocak'ta elçilik heyetinden ayrılarak Kars’tan Erzurum'a hareket ederler, Mustafa Suphilerin dramı başlamaktadır. Taa, Erzurum'dan başlayarak aleyhlerinde gösteriler başlamıştır. Halka derler ki:
- Rusya'dan gelmiş olan komünistler, Bolşeviklerdir. Onlar mağazaları kapatmak için geldiler. Kimsenin almak ve satmak selahiyeti olmayacaktır. Sonra taharriyata başlanacak, herkesin eşyası ve parası müsadere olunacaktır. Komünistler dinsizdir. Allah’a inananları hapse atacaklardır. Din, ticaret ve hususi mülkiyet Bolşevikler taralından men edilmiştir...
Yol boyunca taşlanırlar, heyet 28 Ocak 1921 günü Trabzon'a varır. Şehir'de resmi tören hazırlanmıştır. Oysa tertipçiler, heyeti oradan degil başka bir yoldan geçirip iskeleye getirirler. Kıyıda kışkırtılmış olan halk bu kişilere türlü hakaret ve sövgülerle, yüzlerine tükürerek sopalarla sürükleyerek işkence ederler. İşkenceciler arasında Meclis Üyesi Molla Bey ile kabadayı Faik de vardır. Erzurum Valisi Hamit’in tuttuğu katil kayıkçılar kâhyası Yahya Kâhya ise, Suphi heyetini iskeleye yanaşmış bir motorla hemen yola çıkarır. İnebolu'ya değil de Rusya yönüne doğru gittiklerinin farkına varan Suphiler, İnebolu’ya doğru götürülmelerini isterler. Bu sırada hemen arkalarından hareket eden bir başka motorla Faik Reis ile silâhlı adamları gelmektedir. Sürmene açıklarında Suphilerin motoruna yanaşan bu ikinci motordan çıkan silahlı kimselerle kısa süren bir boğuşmadan sonra Suphiler Karadeniz'in sularında kaybolurlar.
Mustafa Suphi'nin karısına gelince, Rasih Nuri İleri’nin Türk olduğunu bildirdiği bu kadınla katil kâhya, bir süre birlikte yaşadıktan sonra, onu da yoketmiştir...
Mustafa Suphi'nin işkencelerle öldürülüşü üzerinden elli dört yıl geçmiş, sanki dün gibi...
(18 Ocak 1975)