İki Karadenizli, ticaret yapmaya karar vermişler. Biri:
-Kasaplık yapalım! demiş. Müşteriler, bizden et, kıyma isterler, biz de etleri satar para kazanırız. Ama gel önce bir prova yapalım. Ben kasap olayım, sen müşteri ol. Benden et iste, ben de vereyum!
Arkadaşı, çıkıp az sonra gelmiş, şöyle demiş.
-İki şişe pira verir misun?
-Oooo, yanlış isteyeysun. Pira değil, et isteyecesun... Gel sen kasap ol, ben müşteri olayım. Gör bak nasıl olayı?
O çıkmış, gelmiş. Şöyle demiş:
-Bir kilo kıyma, bir kilo biftek isteyrum!
-Şişeleri geturdun mu?
Fıkraya nereden takıldım; oysa ben, 1980'in bu son "Ankara Notları"nda İsmet Paşa'ya değinecek, Sabahattin Eyüboğlu ile ilgili bir olayı anlatacaktım... Karadenizli fıkrası, belki "diyalog" eksikliğini vurguluyor. Çok kimsenin başka havalardan çaldığını anımsatıyor da, ondan takılmış kafama ne bileyim?
12 Mart'ın en civcivli günleriydi. Aydınlar, düşünürler de gözaltına alınmaya başlanmıştı. Sabahattin Eyüboğlu ile Vedat Günyol, Azra Erhat gibi aydınların gözaltına alınışları yankılar yapmıştı...
Olayı İsmet Paşa'ya kim duyurmuştu bilmiyorum. Çok üzülmüş, büyük tepki göstermişti. Gerçekte, İnönü de, Sabahattin Eyüboğlu da birbirlerini çok yakın tanımazlardı. Belki bir törende, ya da bir toplantıda yanyana oturdukları olmuştu. Ama, o kadar işte...
Yücel'in Bakan, Tonguç'un Genel Müdür, İnönü'nün de Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda, Sabahattin Eyüboğlu, Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde dersler verdi. Konuşmalar yaptı. O yıllardan beri, İnönü'nün, Yücel'in, Tonguç'un çalışmalarını tuttu.
İnönü de, Sabahattin Eyüboğlu'nu bir düşünür, bir aydın olarak bilir, beğenirdi...
Eyüboğlu kalp hastasıydı. Gözaltına alındıktan sonra, bir gece sabaha kadar, sorgulamada sandalye üzerinde oturtulmuştu. Kalp krizi geçirmiş bir kişinin, böyle eziyet altında tutulması bağışlanmazdı...
İnönü, o zamanın, sorumlu yöneticisine Sabahattin Eyüboğlu'na yapılanları açtı bir gün, şöyle dedi:
Sabahattin Eyüboğlu, aşırılıkların hep karşısında olmuş, değerli bir düşünürdür. Olayların da dışında kalmıştır. İyi incelenmeden gözaltına alınmış. Suçu varsa, yasal işlem yapılır. Gerçek araştırılır. Ama, böyle bir adam günlerce, iskemle üzerinde hasta haliyle bırakılmaz!
Bu gibi dönemlerden geriye, insanı zor durumda bırakacak birtakım tatbikat kalır. Tedbirlerin hepsinin, zamanın icabına göre hesabı verilir. Ama, Sabahattin Eyüboğlu gibi bir adama böyle davranmanın hesabı verilemez. İnsanın sırtında kambur diye kalır!...
Sabahattin Eyüboğlu, olaydan sonra, aklandı. Ama sarsılmıştı. Çok yaşamadı, öldü...
Geçmişin olaylarından alınacak dersler çoktur. İnsanlara eziyet edilmesi, sakat bırakılmaları insanların, çağdışı bir davranıştır...
1980'in sonlarına doğru, bazı "Ankara Notları"nda, çeşitli yerlerde, poliste şurada, burada yapılan eziyetleri vurguladım. Buna ilişkin okur mektuplarını yayınladım. Öğrendiğime göre, İçişleri Bakanı Selahattin Çetiner, kamuoyuna duyurulan olaylarla çok yakından ilgilenmiştir. Bu olaylarla ilgili soruşturma açmıştır. Milli Güvenlik Konseyi çevrelerinden aldığım izlenimler de olumlu. Halkla ilişkilerden bir yetkili şöyle dedi:
-Konsey, bunların üzerinde titizlikle durmakta. Şimdi, açıklayamam ama, bu konuda girişimler yapılmakta olduğunu söyleyebilirim...
31.12.1980