Güle güle Tanilli...

İngiliz gazeteci David Hotham, yıllar önce bir gün:

-   Ben Ankara'nın dışına şöyle bir gezi yapıyorum, sen de gelir misin? demişti.

-   Olur, sevinirim… dedim.

Şereflikoçhisar Tuz Gölü’ne doğru gittik. Çevre bozkır, çöl gibi…

Arabadan indik. David:

-   Bak Ekmekçi, dedi, şu bozkıra bak. Ne güzel… Tek ağaç yok. İngiltere’de her yer yemyeşil, bunalıyorum o yeşillikte. Bozkırı daha çok seviyorum!.

Bense benim yüzümden olmuş gibi ağaçsız bozkırda utancımdan yerin dibine geçiyor, bir yandan da David’e şaşıyordum. O, kendinden geçmişçesine uçsuz bucaksız çöle bakıyordu.

-Ekmekçi, görüyor musun şu güzelliği? Bayılıyorum ben…

David Hotham, “Türkler” adlı yapıtında, bu olaya da değinir. Şöyle der bir yerinde:

… Türkiye’nin en hoşuma giden bölgelerinden biri, Konya ile Ankara arasındaki steplerdir. Bunun merkezinde geniş bir Tuz Gölü bulunur. Bu

gölün, Kızıldeniz'den bile tuzlu olduğu söylenir. Daha yakın zamanlara kadar burası, ancak deve sırtında geçilebilen bir çölden farksızdı. (Sonra da ciple. Şimdi ise, Ankara ile Konya arasındaki uzaklığı üç saatte al­mayı sağlayan mükemmel bir karayolu yapılmıştır.

Türkiye'de çalıştığım yıllarda, gazetecilikten bıktığım za­man, güneye, Orta Anadolu'nun çorak düzlüklerine uzanıp rahat bir soluk alırdım. Tuz Gölü, başlı başına garip, hareketsiz bir okyanus gibidir. Sürekli buharlaşır ve yeniden dolar. İçindeki hayali adalar, uyuyan balinaları andırır. Hititler'den beri hiç değişmemiş gibi duran birkaç köy dışında çevrede hiç bir hayat belirtisi görülmez...

David Hotham'ın "Türkler" yapıtı. Türkiye'den uzun yıllar kalmış. Türkleri yakından tanıma olanağı bulmuş, olaylara yansız bakmayı başarabilmiş bir gazetecinin yapıtı. Türkleri yer yer eleştirdiği de oluyor, ama, kendi ulusunun geçmiş yöneticilerini eleştirebilecek dürüstlüğü de gösteriyor.

Hotham, Ermenilerle ilgili olarak da şöyle der yapıtında özetle:

... Bu arada 'Ermeni sorununu yeniden söz konusu etmenin gereği var mı?' diye soranlar çıkabilir. Bu iskeleti tabutundan çıkarmanın yararı nedir? Olan olmuştur ve artık onarılması da mümkün değildir. Türkler üzerine yazılan kitapların çoğu, be­lirli nedenlerle bu konuyu hiç değinmezler.

Tarihsel önyargı sorununu da dikkate almamız gerekir. Böylece birçok milletler, öbürlerinden daha çok saldırıya uğramaktadır. Ruslarca, çeşitli dönemlerde ve özellikle son yüzyılda Orta Asya'da girişilen temizlik hareketleri Ermeni kıyımından daha farklı değildir. Ne var ki Türkler, Haçlı Seferleri'den beri Batı'nın düşmanı olarak tanındıkları için, İkin­cisinin gürültüsü daha çok koparılmıştır. Türklerin yaptığı her şey, Avrupalıların gözünde hemen bir vahşet biçimini almıştır; aynı marifet daha önce başkalarınca da yapılmış olsa bile. Tarih boyunca öteki uluslarca girişilen sayısız kıyım hareketleri çerçevesi içinde (yazık ki, bunların içinde biz de varız.) Ermeni kıyımının uyandırdığı gürültüye, kökleri çok eskiye kadar da­yanan Türk düşmanlığının doğurduğu önyargıları da gözönüne almak dürüstlük olur...

"Bence..." diye sürdürür görüşlerini David Hotham, şöyle:

... Bence, Türkiye Cumhuriyeti, Sultanlığı ve Halifeliği kaldırarak, Atatürk ve arkadaşları da "laiklik" ve "uygarlık" ı e erim getirerek, buna yol açan rejime karşı çıkmışlar ve oy ece olayı onaylamadıklarını ispatlamışlardır.

David Hotham, bir süredir Ankara'da. Gazeteciliği bırakmış. Ama, yine de olup bitenleri izlemeden edemiyor. Mürekkep kokusu sinmiş içine bir kez. Kolay çıkmaz... Kitabının yeni baskısında, Türkiye’nin güncel sorunlarına da değinecekmiş. Öyle söyledi.

***

Server Tanilli,  iki yıllığına yurt dışına gitti. Çok istediğim halde bir türlü karşı karşıya oturup konuşamadım.

Bir gün telefonda şöyle demişti:

-Ekmekçi, İstanbul’a gelirsen bekliyorum. Bende kalırsın Sana elimle kahvaltı hazırlarım.

Sürekli sandalyede oturan Tanilli'nin, tekerlekli sandalyesini çalıştırarak çay yapmaya gidip geldiğini yorulduğunu düşünüyor, üzülüyordum.

-Olur, gelirim... diyordum. Bir türlü olmadı. İstanbul'a gidip konuşamadım. Konuşmalarımız telefon görüşmelerinde kaldı. Telefonda sorardım:

- Durumları nasıl görüyorsunuz, iyimser misiniz karamsar mı?

 -Uzun vadede iyimserim tabii.

Geçen hafta sonunda Strasbourg’a gitti. Orada iki yıl süreyle “Çağdaş Türkiye'nin Kültür Tarihi" derslerini ve­recek. Tanilli’yi arayacak, ona mektup yazacak, yalnızlığını unutturacak okurlar bulunacağını düşünerek, onun Strasbourg‘daki iş adresim yazmak istiyorum. Adresi şöyle:

Institut d'Etüdes Turques, 22 Rue Descartes - 67 Strasbourg-France.

Tanilli'nin "Devlet ve Demokrasi" kitabı, yayınlanalı beri çok kimsenin başucu kitabı oldu. Şimdi ikinci baskısı yapılıyormuş.

Yurt dışında, yarım bırakılmış bedeniyle, yapacağı çalışmaları izleyeceğim. Yolum düşerse, bu kez Fransa'da ara­yacağım Tanilli'yi.

Güle güle Tanilli...

4.11.1981