Çocuktuk. Küçük kardeşim, kedinin bıyıklarını makasla kesmiş. Babam azarlıyordu kardeşimi:
-Oğlum, ne yaramaz şeysin sen; insan kedinin bıyıklarını
keser mi?
Kardeşim, önüne bakıyor, yanıt vermiyordu. Bıyıkları kesilen kedi, öfkeli öfkeli kardeşime bakıyordu. Şaşkın bir hali vardı...
-Söyle oğlum, niye kestin kedinin bıyıklarını?
Yine yanıt yok. Kız kardeşlerim, bir köşede kıs kıs gülüyorlar, azarın dayakla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını kestirmeye çalışıyorlardı..
Köyde, kasabada kuyruğu kesik olmayan köpek yok gibiydi. Sorardım:
-Niye kesiyorlar, köpeğin kuyruğunu?
-Kuyruğu kesilen köpek yavuz olduğu gibi, kurda iyi de saldırır, köpeğin kulağını da keseriz ki, sürüye yaklaşan kurdun sesini, gelişini iyi duysun diye.
"Kulağı kesik" sözü, argoya da girmiştir..
-O, az kulağı kesiklerden değildir! derler.
Örneğin, saman altından su yürüten, her dönemin adamları için kullanabilir Süleyman Bey'in seçim kampanyalarında yanı başından ayrılmayan biri, 12 Eylül'den sonra yerini koruyabilmek için neler yapıyor?
Kuzuların kulaklarını hafifçe küpe takacakmış gibi, delip belirlemenin kuzunun sağlığı açısından yararlı olduğuna bile inananlar var..
Ama, eşeğin kuyruğunu niye kestiklerini doğrusu açıklayabilene de rastlamadım. Eşeğinin kuyruğunu kökünden kesenleri de görmüştüm.
-Daha hızlı koşar, tırıs gider! Deseniz, zavallı nereye koşacak? Yarış atı mı bu?
Eşeğin kuyruğunun kesilmesi, halk dilinde öğütlere de konu olmuştur:
-Kesme eşeğin kuyruğunu, kimi uzun der, kimi kısa!
Eleştiriler eksik olmaz anlayacağınız. Bu öğütten, iş yapanların erinde geçinde eleştirecekleri anlamı da çıkar mı ne?
Atın yelesini kırpıp, kesenleri de gördüm. Aslanın yelesi kesilmez elbet. O zaman, aslanlığı nerede kalacak? At kuyruğu modaya girdi. Onun da ucunu makasla hafifçe alanlar olur. Biçimli oldu mu, kim ne diyecek?
***
İnsanlara eziyet etmek biçimsiz bir şeydir. Bu eziyet, Danıştay kararlarını uygulamayarak olur, açlığa bırakarak olur. Örnekleri çoktur. Yine, örnekleri görülmüştür; insanları açlıkla cezalandırmalar, kıyıma uğratanlar eninde sonunda kendileri de cezalanmalardır. Daha somut bir örnek vereyim. Ankara'da Halide Edip Lisesi öğretmenlerinden bazıları hakkında, yukarıda yazılar yazan Ankara Milli Eğitim Müdürü Osman Işık da görevinden alındı. Öğretmen arkadaşlarını, yukarılara yazdığı yazılarla şikayet eden Müdire Sema Eseryel’de... Eden bulur napalım.
Bir de emniyet'te eziyetler var. Trabzon'dan Nuri Aydın, Başbakanlıkta danışman olan babasına gönderdiği mektupta özetle şunları yazdı...
...Baba, biliyorsun 18 Eylül 1980 tarihinde polisler tarafından evden alındım. Beni evden alanların içerisinde polis "C" de vardı. "C" bizim evimizde kiracı olarak oturup, evden çıkartma zorunda kaldığımız 1. Şube polisleri "Z.A" ve ' H.Ş.’nin arkadaşıdır. Beni emniyete götürdüler. O arada Emniyet Müdürü geldi. Ben, CHP İl Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesi olduğumu belirtince Emniyet Müdürü polislere, "parti yöneticilerini almıyoruz. Nuri'yi niye aldınız?" deyince, polis "C", "bunu özel olarak aldık" dedi.
2-3 gün emniyet nezaretinde kaldıktan sonra, Askeri Tugay’a çıkarıldım. Tugayda bize çok iyi davrandılar. Yemek ve yatak sorunumuz hiç olmadı. Sanki evimde imiş gibiydim...
24 Ekim 1980 tarihinde 12 kişilik bir grupla Askeri Tugay’dan alınıp, polisler tarafından Emniyet Müdürlüğüne indirildim. Emniyet Müdürlüğünde tekrar müteferrika'ya kondum. 26 Ekim 1980 tarihinde polisler yedi kişi'nin ismini okudular. Yedi kişinin içinde ben de vardım. Gözlerimizi ve ellerimizi 26 Ekim 1980 tarihinde Emniyet Müteferrikasında görevli hoca lakabıyla anılan "N" adlı polise bağlattılar... Gözlerimi ve ellerimi bağladıktan sonra diğer altı kişiyle birlikte beni bir arabaya bindirdiler. Araba epeyce yol aldıktan sonra, bir ara durdu. Beni ve altı kişiyi indirip bir yere soktular. Sonradan öğrendiğime göre, getirildiğimiz yer Akçaabat yolundaki 10. Trafik Bölge Müdürlüğü idi.
İçeri girer girmez biri gelip bıyıklarımı çekip yoldu. Biri de yaklaşıp, seni yakacağız" dedi. Baba, bu sesi hemen tanıdım. Bu "Z.A." idi...
Mektup uzun. Çocuk, gördüğü eziyetleri anlatıyor. Polis "Z.A."ya, MC dönemlerinde, Hacı Başbuğ’un yolladığı bayram kartlarının fotokopilerini de getirmiş baba. Gerekli yerlere başvurdu. Eziyet edenler hakkında soruşturma açılmasını, onların cezalandırılmalarını istiyor...
***
Ankara Notları"nın başında, kesip biçmekten açtım ya, bir de kendi burunlarını kestirenler var, buna "estetik ameliyat" diyorlar. Bayanlar daha çok yaptırıyorlar bunu. Burnu, dudağından kiraz yer gibiyse, dokuyor binleri, yüzbinleri kaldırıyor burnunu yukarı. Ama, burnu ne denli yukarıda olsa, bilgisizliği örtmeye yetmiyor..
"T" gazetesinde bayan "N.I." dünkü yazısında Cumhuriyet e yükleniyor. Kendisine kim söylemişse, yanlış söylemiş, aktardığı dizeler. Nazım Hikmet'in değil, Behçet Kemal
Çağlar'ındır. Şiirin taşlama denecek yanı da yoktur...
22.12.1980