Yalova'dan eğitimci Nuran Dönmez, şunları yazmış:
Sayın Ekmekçi,
Türkiye'de gericiliğin ilk hedefi Köy Enstitüleri idi. Daha 1946'da Hasan Âli Yücel'i bakanlıktan, İsmail Hakkı Tonguç'u genel müdürlükten aldırarak ilk adımlarını -geriye doğru- attılar.
Ben, Köy Enstitülerinin henüz tümüyle ortadan kaldırılamadığı, ama ilköğretmen okulu olarak can çekişir duruma getirildiği yıllarda (1957-1963) Balıkesir Savaştepe Köy Enstitüsü'nün külleri arasında okudum. Her şeye karşın silinemeyen Köy Enstitülerinin olumlu izleri, gelenekleri, en önemlisi de henüz yerle bir edilememiş altyapısı bir ölçüde de olsa sürüyordu ve bu bizi olumlu yönde etkiliyordu. Bunun bendeki etkisini otuz yıllık, çok değişik düzeylerdeki meslek yaşamımda, özel yaşamımda somut biçimde yaşadım, yaşıyorum.
'Köy Enstitüleri Vakfı' yazılarınıza bir ek olsun diye yazıyorum: Ahmet Emin Yalman'ın, 'Yarının Türkiyesine Seyahat' adlı kitabında, o günkü dille (1944) şöyle nitelendiriliyor Köy Enstitüleri: 'Burada yapılan terbiye tecrübesi, dünya ölçüsünde alakalar uyandırmaya layık bir tecrübedir. (...) Seri hâlinde bu nevi (hepimizin zihinlerimizde ideal tip diye yaşattığımız insan ve vatandaş) insan yetiştirilmesi, dünya yüzünde ilk defa olarak elde edilmiş bir netice sayılabilir.'
Bir başka yerde de şöyle diyor A.E. Yalman (18881972): 'Köy Enstitüsü, ancak demokrasi, eşitlik ve sevgi uğrağı olan bir muhittir.'
'... derin başarma ve yaratma hazzının tadına' vardığını söylediği Köy Enstitüleri için 'En ileri ve en ideal üniversite muhitinde bile görülmemiş bir tarzda; büyükler, küçükler, öğretmenler, öğrenci bir araya karışmışlar, olgunlaşma idealine varmaya, müşterek teşebbüsleriyle ve elbirliğiyle çalışıyorlar...' diyen A.E. Yalman, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü de 'bir çeşit köy üniversitesi' olarak nitelendiriyor. (İlk basımı 1944'te yapılan Köy Enstitülerinin dışarıdan birinin gözlem, izlenim ve değerlendirmeleriyle oluşan bu kitabın 2. baskısı Cem Yayınevi'nce 1990'da yapılmış. Özgün ve ilginç.)
***
Balıkesir SHP İl Başkanı Halil Öncül de Köy Enstitülü. Mektubunda şöyle diyor:
Değerli dost Ekmekçiye,
Bütün yazılarını olduğu gibi özellikle Köy Enstitüleriyle ilgili yazılarını daha büyük bir keyifle okuyorum. Köy Enstitülerinin konumunu ve değerini bilen kaç yazar var ki Türkiye'de? Bu nedenle size ne büyük saygı duyduğumu bilemezsiniz.
1959 yılında 'Yedek Subay'da öğrenci iken birkaç arkadaşımla İsmail Hakkı Tonguç'u evinde ziyaret ettik.
Bana çok ilginç gelen bir şey söyledi:
- Köy Enstitülerinde eğitim süresini 8 yıl olarak düşünmüştüm. İnönü, ülkenin okur-yazar sayısını arttırmak için öğretmene gereksinimi olduğunu, 8 yılın uzun olduğunu söyleyerek 5 yıl olmasında ısrarlı oldu. 5 yılı kabul etmekle hata yaptığımı şimdi anlıyorum... dedi. Öğretim süresi 8 yıl olsaydı Köy Enstitüsü mezunları daha donanımlı yetişerek kendilerini savunma olanaklarına daha çok sahip olacaklardı.
Sayın Ekmekçi, şimdi özür dileyerek kendimden örnekleyerek bu görüşün doğruluğunu kanıtlamaya çalışacağım.
Beş yıllık ilkokuldan mezun olduğumda okur-yazar bile değildim. Beş sınıfı ilkokulda tek öğretmenimiz vardı, derslerimiz çoğunlukla boş geçerdi. Kendi kendimize okuma-yazma öğrendik.
Savaştepe Köy Enstitüsü'ne 17 Nisan 1947'de gittim. Haziranda ikinci sınıfa geçtim. 1950-51 ders yılında mezun oldum. İstasyona tuğla gelirdi. Vagonların ivedi boşaltılması gerektiğinden ders ortasında, dersi bıraktırarak bizi vagon boşaltmaya götürürlerdi. Bu koşullarda çok az eğitim-öğretim görme olanağı bulduk.
Köy Enstitülerindeki iş içinde eğitim ilkesinin ne denli önemli ye gerçekçi olduğunu bugün daha iyi görüyorum. Üç oğlum var: İkisi üniversite mezunu. Küçükleri bu yıl üniversiteye girecek; uluslararası satranç turnuvasında ülkemizi temsil etti. Birinci basamak sınavında dereceye girdi. Benim üç katım okuyan çocuklarıma bakıyorum, benim kadar yetişmediklerini görmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Bu ülkenin üst düzey bürokratlarının pek çoğu ile tanışıklığım var. Nice vali, büyükelçi, profesör ve politikacı tanıyorum ki ülke sorunları, insan hakları ve demokrasi konusunda on dakika sohbet edemiyorsunuz. Konuyu uçkur altına ya da rant paylaşımına kaydırdığınızda gözleri faltaşı gibi açılıyor ve bitmeyen fıkralar anlatıyorlar. İşte o zaman Köy Enstitülerinin değerini daha çok anlıyorum.
Yarım yamalak okuyan benim, il yönetimindeki arkadaşlarımın yarısından çoğu üniversite çıkışlı. Böyle bir konumda, niye ben 'İl Başkanı' olabiliyorum diye çok düşündüm.
Ben, TÖB-DER, İLKSAN Genel Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundum. Bölge temsilcilikleri yaptım. TÖS ve Eğit-Der Balıkesir Şube Başkanlığı'nda bulundum. Şu anda SHP İl Başkanı'yım. Nerede üniversite mezunları? 8 yıl öğrenim görebilseydim, bir yabancı dilim olsaydı, konumum daha değişik olabilirdi diye düşünüyorum.
Pek çok tehdit mektubu alıyorum. Birini örnek diye size de sunuyorum. (İmzasız mektup, gericilerden, yobazlardan. Saklıyorum, 'Isıracak köpek dişini göstermez' diyorum. M.E.)
Köy Enstitüsü mezunu olmakla gururlanıyorum. Köy Enstitülerini ve dostlarını çok seviyorum. Bu ülkenin kurtuluşu bu kuramlardan ders almaya bağlı. Kurulacak vakfın, bu okulları daha iyi tanıtacağına inanıyorum.
Bir gün yolunuzu Balıkesir'e uğratmanız dileğiyle engin saygılar sunarım.
24 Temmuz 1994