Biz, Batı 'ya gittiğimiz zaman, yenile yenile Osmanlı, Batı'ya gidince 'Ne oluyor?' diye şaşırmış. Padişahlar şaşırmış:
- Biz bu kadar sene yenerken bu adamları, şimdi yeniliyoruz!
Aziz Nesin, konuşmasını sürdürüyordu:
Tabii, elçilerini göndermişler, Yirmi sekiz Mehmet Çelebi raporlarını vermiş, bakmışlar ki, ne görür buradaki bir insan? Yani, bağışlayın tabirimi, avanak giderse ne görür? Kesinlikle adamlar avanak değil, o anlamda söylemiyorum, ne görür? Önce dışarıdaki ışıkları görür. Paris'e 'Nur Şehri' denmesinin nedeni bu. Paris'e ilk gidenler, ışıkları görüyor:
- Haaa, nasıl olmuş bu ışıklar, yollar, bunlar nasıl olmuş? Bunlar, öyle yasalar yapmışlar ki, o yasalarla bunlar uygarlaşmışlar!
Biz boyuna yasalar almışız. Çünkü, toplumun üstyapısını görüyoruz. Ve üstyapı altyapıyı etkilemiyor. Veya çok zor etkiliyor. Üstyapının altyapıyı etkilemesi yıllar sürecek şeydir. Japonlar öyle yapmamışlar. Gitmişler Batı'ya, Avrupa'da her ülkeye. Hatta başaramayanlar harakiri yapmışlar, onlar Batı'nın altyapısını almışlar, teknolojiyi almışlar, teknoloji de üstyapıyı etkiliyor. Ve ne oluyor? Bugün Japonya'da eski Japon ahlakı yok; eski Japon ahlakı yalnız turistik yerlerde vardır; örneğin Japon lokantasına gidersiniz, orada akrobasi yaparak insana köfte verir. Burada kalmıştır yani Japon ahlakı dediğin. Bakanları bugün, bizim bakanlar gibi hırsız çıkıyor, mahkemelere gidiyor, başbakanı hırsız çıkıyor değil mi? Demek ki, o eski ahlak kalmamış, kalmıyor!
Çok ilginç bir şey, burada konuşulurken çok önemli noktalara değindi arkadaşlar, ben çok yararlandım doğrusu. Katılmadığım noktalar elbette var, ama katıldıklarım çok fazla ve ayrıca yeni şeyler de öğrendim. Burada İsmet Paşa'dan hiç söz edilmedi, ama şeyden söz edildi, siyasal özgürlük, Köy Enstitüsü kurumuna verilmiş. Zaten verilmeseydi, sayıları o denli artmazdı. Niteliklerine karışılmamış, yani gelip de tek parti döneminde, 'Nedir? Ne okutuyorsun? Nasıl okutuyorsun?' denilmemiş, özgür bırakılmış. O zaman İsmet Paşa'yı anmamız gerekiyor. (Alkışlar)
Hayır efendim, anmamamız doğru, niye alkışlıyorsunuz? (Gülüşmeler, konuşmalar) Ve o İsmet Paşa, kendisi iktidara tekrar gelince, bunu açmadı. Bunu düşünmek gerekiyor. Yani, ben ne alkışlayalım, ne şey edelim, öyle bir şey söylemiyorum. Ben düşünmekten yanayım hep. Ve ben anlayamıyorum, İsmet Paşa, hangi nedenlerle kapattı, yani 'Parlamentoya mağlup oldu!' olamaz. Parlamentoya mağlup olmaz! 'Reşat Şemsettin Sirer'e (1903-1953) mağlup oldu!' ben onu anlamıyorum. Ve sonra da neden olumlu davrandı? Ama, böyle gönül bağı olarak; tekrar açabilirdi, açtırabilirdi veya açtırma girişiminde bulunurdu. Benim için bir bilmecedir, muammadır. İsmet Paşa, son derece saygı duyduğum kişi elbette. Ama, bir tane İsmet Paşa yok, birkaç tane İsmet Paşa vardır, bunu hesaba katmak lazım...
Ben İsmet Paşa'yı Sirkeci'de garın önünde tek başına yaya giderken gördüm. Ve vapurda Ada'ya giderken, iki kişiyle gidiyordu; yanına kimse gidip elini filan öpmüyordu; bu dönemleri yaşadık. Ama sonuç olarak, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na sokmamış büyük bir demokrasi kahramanımızdır o da kesin. Ama, neden Köy Enstitülerini kurdurtup da Reşat Şemsettin Sirer'e sonra, bu avansları veren... Türkiye'nin ilk gericiliğe adımı Reşat Şemsettin Sirer zamanında başlamıştır, türbelerin açılması gibi. Bunlar, bence vakfın araştırması gereken konulardır. Ben öyle düşünüyorum. Nasıl oluyor bu? Hangi zorlama veya gönüllü olarak... İsmet Paşa gibi bir adam, Köy Enstitülerine bu denli özgürlük tanıyan, bu denli karışmayan bir adam ve tek parti zamanında 'Millî Şef'ken.. Millî Şef dönemi başkadır, demokrasi kurucusu olan ve tek kurucusudur, ben öyle düşünüyorum. Nasıl Şevket Süreyya'nın Tek Adam'ı Mustafa Kemal'se, inanıyorum tek adamdır, İsmet Paşa da demokrasinin tek adamıdır. Bu çok önemli. İsmet Paşa'nın kapatma nedeni nedir? Hangi psikolojik nedenlerledir? Belgeler bulunmalıdır. Vakfın kuruluşunun önemli işlerinden bir tanesi işte budur...
(Aziz Nesin'in konuşmasının burasında, Köy Enstitülülerden Musa Çınar, söz alıp şöyle dedi):
- İsmet Paşa'yı inandırdılar. 'Burada yetiştireceğiniz kimseler, yarın hepinizi...'
- Böyle de olabilir, bu araştırılmalı diyorum ben. Yani ben 'şudur' demiyorum.
- Kazım Karabekirler, daha birçokları, şunlar, bunlar hepsi cephe aldılar İsmet Paşa'ya. Recep Peker gibi faşist bir başbakan da geldikten sonra, yapayalnız kaldı. Bunlardan koptuğunda bir şey yapamadı. Eskiden çok sevdiği Tonguç'u, eski çok sevdiği Hasan Âli Yücel'i unuttu...
- Yani, ben şunu demek istiyorum beyefendi, ama bunlar bilimsel olarak, böyle sözlü dedikodu filan değil, bilimsel olarak araştırılmalıdır. Ve bunu yapması gereken en önemli kurum da bu vakıftır. Bu vakıfta bu araştırılmalı ve yerine konulmalıdır. Köy Enstitülerinin kuruluşu, gelişmesi ve kapanması olayları, bu dönemde... Ben öyle diyorum, belki siz katılmayabilirsiniz...
- Kazım Karabekir çok aleyhindeydi...
- Beyefendi, doğru da bunlar yazılmalı, böyle lafta değil, yazılmalı, tartışılmalı, konuşulmalı. Çünkü ben yurttaş olarak ve bir Türk aydını olarak bunu çok merak ediyorum. Sonradan başbakan olduğu zaman da çok yumuşak davrandı Köy Enstitüleri düşüncesine, ama kurmadı. Kurabilir miydi, kuramaz mıydı? Sizin içinizden bir taneniz başbakan olsa kurmaz mıydınız Köy Enstitüsünü? Neden kurmadı? Bilim bu değil mi yani? Niçinini araştırmak değil mi bunların? Ben, 'Vakıf bunları araştırmalıdır' diyorum...
Gerçekten hiçbir şey gizli kalmamalı, her şey, ama her şey araştırılmalı. (Tansu Çiller'in malı mülkü de...)
Hacı TÖ, başbakanlığı sırasında yurtdışında bir büyükelçiliğimizde, başka Türk elçilerinin de bulunduğu sırada, yaşamöyküsünü anlatıyormuş. Bir ara:
- Ben küçükken eşekten düştüm, eşek beni sırtından attı, demiş. Dinleyenlerden biri, arkadaşının kulağına eğilmiş:
- Eşek kadar olamadık! demiş.
Alınacak ders: Anlayan anlar!
14 Temmuz 1994