Önce bir düzeltme; İzmir'de, Haldun Marlalı'dan 1 Kasım 1993 günlü, şu mektubu aldım;
Sevgili Ekmekçi,
Ankara Notları'nda 'Aynaroz Kadısı'na değiniyorsunuz.. Sağolun!
Yalnız okuyucuyu ikircime düşürecek olan yalnışlığı düzeltmek istiyorum;
Celal Musahipoğlu, Musahipzade'nin torunu değil; kendisi!
Soyadı Yasası çıkınca, Musahipzade, Musahipoğlu soyadını almış.
Mustafa Nihat Özön'ün 'Tiyatro Ansiklopedisi'nde, yazarın adı Musahipoğlu olarak geçiyor.
Koca ustanın güzelim güldürüsü AYNAROZ KADISI’nı günümüzün diliyle yeniden uygulayınca, Musahipzade'yi Musahipoğlu olarak yazmayı daha uygun buldum.
Esenlik, mutluluk dileklerimle gözlerinizden öperim.
Hatay'dan, Cumhuriyet okuru Zeka Güven, 23 Ekim günlü mektubunda şunları yazıyor;
Sayın Ekmekçi,
Belki beni hatırlarsınız. Nisan ayında birkaç arkadaşımla Uğur Mumcu'yu amma paneli düzenlemiştik de, Ceyhan Mumcu, Ünsal Yavuz, Şahin Yenişehirlioğlu ve siz Dil- Tarih'te konuşmuştunuz. Gerçi arkadaşlarım, Türk-Amerikan Derneği'nde tam gün çalıştıkları için toplantıya gelememişlerdi, yalnız ben gelmiştim. Her neyse, ben size son yazılarınızdan dolayı çok ama çok teşekkür etmek için bu mektubu yazıyorum. Bir de Cumhuriyet Bayramınızı kutlamak için.
Şu günlerde birkaç öğrenciye İngilizce dersi verdiğim için Antakya'dayım. Sizin vermeye çalıştığınız dostluk ve hoşgörü mesajını en iyi bura halkı anlıyor inanın. Çünkü Antakya; Arap Alevisi, Arap Sünnisi, Türkü, Rumu, Çerkezi, Yahudisi ve Hıristiyanıyla tam bir salata. Ailemle oturduğumuz apartmanda bu çeşitlemelerin hepsinden var. Sayın İlhan Selçuk'un da bir süre önce yazdığı gibi, "Karun gibi zenginiz!" ben bütün komşularımızı çok seviyorum. Çocukken Arapça'yı iyi bilmediğimden (hala da öğrenemedim) Türkçe bilmeyen yaşlı komşularla el işaretleriyle anlaşırdım. Gün olur evimize renkli Paskalya yumurtaları gönderilirdi. Gerçi biz de yapardık, gün olur yılbaşında bir hindi hediye edilirdi. Biz de Kurban Bayramı'nda kim olursa olsun, her komşuya et verirdik. Yahudilerin unlu yiyecek yemedikleri zamanı, arkadaşıma çubuk ikram etmiştim. O boş bulunup yemişti, ama sonra da tükürüvermişti. Oruçlu olduğunu söyleyince çok şaşırmıştım. Çünkü bizim evde oruç tutulmaz; ne olduğunu anlayamamıştım. Eve gider gitmez, önüme çıkan herkese o gün ekmek yemememiz gerektiğini 'hatırlattım'! Annem, 'Kızım sen daha İslam'daki orucu tutmadın; bir Yahudilerinki eksikti. Ama çok istiyorsan, sen bütün dinlerin oruçlarını tutabilirsin." demişti. O gün ekmek yemiştim ama, ramazanda da oruç tutmaya kalkmıştım, neredeyse bayılacaktım.
Yakında Çevreyi Koruma Derneği'ne üye oluyorum. Demek başkam, eski Cumhuriyet Hatay muhabiriymiş. Şimdi aynı zamanda HRT'nin (Hatay Radyo Televizyonu) genel yayın yönetmeni. Belki tanırsınız, adı İliz Şentürk. Buralara yolunuz düşerse çok sayıda dostunuz olduğunu bilin. Şahsınızda Cumhuriyet Gazetesinin de Cumhuriyet Bayramı'm kutlarım.
Not; Cumhuriyet'te Köy Enstitüleri’ni tanıtacak bir 'Vakıf kurulduğu yazılmıştı. Ama vakfın telefonu ve adresi geçmiyordu. Oralara nasıl ulaşacağız?
Saygılar, Zeka Güven.
Zeka Güven'in sıcak, ilginç mektubunu yayımlamam, Ankara'da Sheraton Oteli'nde "Din Şurası"nın yapıldığı günlere denk geldi. Dilerim, Şura'ya katıl anlar da bu mektubu okurlar, bundan ders çıkarırlar. Şura'ya Alevi kesimden kimse çağrılmamış. Çünkü onlar, camiye gitmezlermiş. Oral Çalışlar'ın "Notları"nda okudum; bazı konuşmacılar, eski Diyanet İşleri Başkanlarından Süleyman Ateş'in "diğer semavi din mensuplarının da cennete gideceği" biçiminde bir yorum yaptığım söylemişler, bu görüş genel eleştirilere konu olmuş. Bu tartışma "Yahudiler cennete gider mi gitmez mi?" anlayışının ele alınması noktasına dek gitmiş. Bir öğretim üyesi de Kuran'daki "Artık dininizi tamam ettim" ayetinden yola çıkarak, o andan itibaren bütün insanların Müslüman olması gerektiği yorumunu yapmış.
Din Şurası'nm açılışında bir konuşma yapan S.D. "Zorunlu din eğitimi, dine verdiğimiz önemin göstergesidir" demiş. Din derslerinin zorunlu duruma getirilmesinin "vebali", 12 eylül Cuntası'nın başı Kenan Bey'e yüklenirdi. Demek Kenan Bey yalnız değilmiş! Hiç şaşırmadım, S.D. cami avlusunda takke giyen ilk Başbakan değil miydi? Kaç kez yazdım. Şura'da "İstiklal Marşı"ndan önce Kuran okunmuş. Şura'ya katılanlar Anıtkabir'e gitmediler! İslam Konferansı neden İstanbul'da toplanırdı? Orada Anıtkabir olmadığından mı? Kimi uyutmak istiyorlar? Din Şurası'nın Turan Dursun gibi, bir bilginin öldürülmesinden sonra toplanması ilginç. İlhan Arsel'in "Aydın ve Aydın"ını, bu arada kitap yasaklarım tartışırlar mı? Milyarlarca insan domuz etiyle beslenirken "Kitapta yeri var; domuz eşini kıskanmaz, domuz etleri yiyenler de eşlerini kıskanmazlar!" yorumuyla, konuya yan mı çizerler, ne bileyim? Şura'nın toplandığı Sheraton Oteli'nde, sabah kahvaltılarında domuz jambonları da vardır, isteyen yer!
4 Kasım 1993