31. Domuz Etine Ne Buyrulur?

Önce bir düzeltme; İzmir'de, Haldun Marlalı'dan 1 Kasım 1993 günlü, şu mektubu aldım;

Sevgili Ekmekçi,

Ankara Notları'nda 'Aynaroz Kadısı'na değiniyorsunuz..  Sağolun!

Yalnız okuyucuyu ikircime düşürecek olan yalnışlığı düzeltmek istiyorum;

Celal Musahipoğlu, Musahipzade'nin torunu değil; kendisi!

Soyadı Yasası çıkınca, Musahipzade, Musahipoğlu soyadını al­mış.

Mustafa Nihat Özön'ün 'Tiyatro Ansiklopedisi'nde, yazarın adı Musahipoğlu olarak geçiyor.

Koca ustanın güzelim güldürüsü AYNAROZ KADISI’nı günü­müzün diliyle yeniden uygulayınca, Musahipzade'yi Musahipoğlu olarak yazmayı daha uygun buldum.

Esenlik, mutluluk dileklerimle gözlerinizden öperim.

Hatay'dan, Cumhuriyet okuru Zeka Güven, 23 Ekim günlü mektubunda şunları yazıyor;

Sayın Ekmekçi,

Belki beni hatırlarsınız. Nisan ayında birkaç arkadaşımla Uğur Mumcu'yu amma paneli düzenlemiştik de, Ceyhan Mumcu, Ünsal Yavuz, Şahin Yenişehirlioğlu ve siz Dil- Tarih'te konuşmuştunuz. Gerçi arkadaşlarım, Türk-Amerikan Derneği'nde tam gün çalıştık­ları için toplantıya gelememişlerdi, yalnız ben gelmiştim. Her ney­se, ben size son yazılarınızdan dolayı çok ama çok teşekkür etmek için bu mektubu yazıyorum. Bir de Cumhuriyet Bayramınızı kut­lamak için.

Şu günlerde birkaç öğrenciye İngilizce dersi verdiğim için An­takya'dayım. Sizin vermeye çalıştığınız dostluk ve hoşgörü mesajı­nı en iyi bura halkı anlıyor inanın. Çünkü Antakya; Arap Alevisi, Arap Sünnisi, Türkü, Rumu, Çerkezi, Yahudisi ve Hıristiyanıyla tam bir salata. Ailemle oturduğumuz apartmanda bu çeşitlemele­rin hepsinden var. Sayın İlhan Selçuk'un da bir süre önce yazdığı gibi, "Karun gibi zenginiz!" ben bütün komşularımızı çok seviyo­rum. Çocukken Arapça'yı iyi bilmediğimden (hala da öğreneme­dim) Türkçe bilmeyen yaşlı komşularla el işaretleriyle anlaşırdım. Gün olur evimize renkli Paskalya yumurtaları gönderilirdi. Gerçi biz de yapardık, gün olur yılbaşında bir hindi hediye edilirdi. Biz de Kurban Bayramı'nda kim olursa olsun, her komşuya et verir­dik. Yahudilerin unlu yiyecek yemedikleri zamanı, arkadaşıma çu­buk ikram etmiştim. O boş bulunup yemişti, ama sonra da tükürüvermişti. Oruçlu olduğunu söyleyince çok şaşırmıştım. Çünkü bizim evde oruç tutulmaz; ne olduğunu anlayamamıştım. Eve gi­der gitmez, önüme çıkan herkese o gün ekmek yemememiz gerek­tiğini 'hatırlattım'! Annem, 'Kızım sen daha İslam'daki orucu tut­madın; bir Yahudilerinki eksikti. Ama çok istiyorsan, sen bütün dinlerin oruçlarını tutabilirsin." demişti. O gün ekmek yemiştim ama, ramazanda da oruç tutmaya kalkmıştım, neredeyse bayıla­caktım.

Yakında Çevreyi Koruma Derneği'ne üye oluyorum. Demek başkam, eski Cumhuriyet Hatay muhabiriymiş. Şimdi aynı za­manda HRT'nin (Hatay Radyo Televizyonu) genel yayın yönetmeni. Belki tanırsınız, adı İliz Şentürk. Buralara yolunuz düşerse çok sayıda dostunuz olduğunu bilin. Şahsınızda Cumhuriyet Gazetesi­nin de Cumhuriyet Bayramı'm kutlarım.

Not; Cumhuriyet'te Köy Enstitüleri’ni tanıtacak bir 'Vakıf ku­rulduğu yazılmıştı. Ama vakfın telefonu ve adresi geçmiyordu. Oralara nasıl ulaşacağız?

Saygılar, Zeka Güven.

Zeka Güven'in sıcak, ilginç mektubunu yayımlamam, Ankara'­da Sheraton Oteli'nde "Din Şurası"nın yapıldığı günlere denk gel­di. Dilerim, Şura'ya katıl anlar da bu mektubu okurlar, bundan ders çıkarırlar. Şura'ya Alevi kesimden kimse çağrılmamış. Çünkü onlar, camiye gitmezlermiş. Oral Çalışlar'ın "Notları"nda okudum; bazı konuşmacılar, eski Diyanet İşleri Başkanlarından Süleyman Ateş'in "diğer semavi din mensuplarının da cennete gideceği" biçi­minde bir yorum yaptığım söylemişler, bu görüş genel eleştirilere konu olmuş. Bu tartışma "Yahudiler cennete gider mi gitmez mi?" anlayışının ele alınması noktasına dek gitmiş. Bir öğretim üyesi de Kuran'daki "Artık dininizi tamam ettim" ayetinden yola çıka­rak, o andan itibaren bütün insanların Müslüman olması gerekti­ği yorumunu yapmış.

Din Şurası'nm açılışında bir konuşma yapan S.D. "Zorunlu din eğitimi, dine verdiğimiz önemin göstergesidir" demiş. Din dersleri­nin zorunlu duruma getirilmesinin "vebali", 12 eylül Cuntası'nın başı Kenan Bey'e yüklenirdi. Demek Kenan Bey yalnız değilmiş! Hiç şaşırmadım, S.D. cami avlusunda takke giyen ilk Başbakan değil miydi? Kaç kez yazdım. Şura'da "İstiklal Marşı"ndan önce Kuran okunmuş. Şura'ya katılanlar Anıtkabir'e gitmediler! İslam Konferansı neden İstanbul'da toplanırdı? Orada Anıtkabir olma­dığından mı? Kimi uyutmak istiyorlar? Din Şurası'nın Turan Dur­sun gibi, bir bilginin öldürülmesinden sonra toplanması ilginç. İl­han Arsel'in "Aydın ve Aydın"ını, bu arada kitap yasaklarım tartı­şırlar mı? Milyarlarca insan domuz etiyle beslenirken "Kitapta ye­ri var; domuz eşini kıskanmaz, domuz etleri yiyenler de eşlerini kıskanmazlar!" yorumuyla, konuya yan mı çizerler, ne bileyim? Şura'nın toplandığı Sheraton Oteli'nde, sabah kahvaltılarında do­muz jambonları da vardır, isteyen yer!

4 Kasım 1993