23. Domuzuna Bir Soru...

"Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Türkiye" konulu konuş­masını bitiren Hollandalı Prof. Van Dijk'a sorular sürerken, Ana­yasa Mahkemesi eski başkanlarından Ahmet Boyacıoğlu, soru sor­mak için el kaldırdığı sırada, Bilar Başkan vekili, ev sahibi Prof. Cahit Talaş, "Zaman epeyce uzadı, toplantıyı burada bitiriyoruz" biçiminde konuşunca, Boyacıoğlu soru sormaktan vazgeçti. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Boyacıoğlu, acaba insan haklan ko­nusu uzmanı Van Dijk'a ne soracaktı? Boyacıoğlu'na:

-   Efendim dedim, siz soru sorma olanağı bulamadınız, zaman ol­saydı ne soracaktınız?

Ahmet Boyacıoğlu karşılık verdi, şöyle;

-          Van Dijk'ın konuşmasının dinledim. O konuşmasında, , notla­rım şimdi yanımda yok, Türk hükümetinin bir hayli "çekince" koy­duğunu söyledi, "kişisel başvuru" konusunda. Bunların sonucunda da, Türkiye'nin zorlanacağım, sonuçta kişisel başvuru konusunda, vazgeçilmiş sayılma durumuna düşürüleceğini söyledi. Ve kendi görüşü araya çevirmen girdiği için tam anlamak mümkün olmu­yor, ama benim konuşmadan çıkarabildiğim, Türkiye'nin bu kişi­sel başvuruyu kabul etmesinin bir 'göstermelik durum' olduğuna ilişkin sözler söyledi. Bunun üzerine ben şunu sormayı düşündüm kendisinden; benim düşüncem şu idi; Hem bu konuyu daha açık anlatsın, bir; İkincisi, "kişisel başvuruya çekince getiren ülke yal­nız Türkiye mi? Başka ülkeler de çekince getirmişlerse, bu çekin­celerle, Türk hükümetinin öne sürdüğü çekinceleri karşılaştırabi­lir misiniz? Bu karşılaştırma sonunda Türk hükümetinin kişisel başvuruyu bir "göstermelik başvuru" biçiminde kabul ettiği kanı­sı sizde var mı? Bu sonucu söyleyebilir misiniz? Yani, "Ben kişisel başvuruyu kabul ediyorum, ancak öyle koşullar getiriyorum ki, hiç işlemeyecek" böyle bir durum var mı? Bunu öğrenmek ve açık dü­şüncesini söyletmek istedim, fakat Cahit Talaş Hoca, "Vakit geçti, sorulan artık sormasanız iyi olur" deyince, yanımda oturan Muammer Aksoy'a, "Ben sorumu artık sormayacağım" dedim.

-    Başka sormayı düşündüğünüz soru var mıydı?

-   İkinci sorum; Bu kişisel başvuru için önce bir başvuru yapıla­cak, bu başvurunun "incelenebilir" olması gerekir. Bunun için de iki temel koşul var; biri, bütün yolların tükenmiş olması gerekiyor, İkincisi de altı ay geçmemiş olacak. Bunun dışında da başka koşul­lar söyledi. Bunlardan birisi, aynı konuya ilişkin olmayacak başvu­ru, yani çevirmen böyle çevirdi konuşmayı; ben şunu öğrenmek is­tedim kendisinden, biraz daha geniş bilgi alacağımı umarak; ken­disi HollandalI, Hollanda'da olan bir olay nedeniyle bir kişi kişisel başvuru hakkını kullanıyor ve Avrupa insan Haklan Komisyonu konuyu inceliyor, karara bağlanıyor. Aynı olayın tıpkısı Türkiye'­de oluyor; bu, başvuruya engel midir? Bunu öğrenmek istedim. Be­nim kanım, aynı olayda olması gerekir, aksi halde eşitlik bozulu­yor, zannederim düşüncem doğruydu, ama sorma fırsatım olmadı. Nitekim, sonradan yanımdaki arkadaşlarla konuştuğumda onlar da benim gibi, aynı durumun varlığım düşündüler. Ancak, bu adam bu konuda gerçekten uzman ona söyletmek, onun düşünce­sini öğrenmek istedim. Bir sorum da bu olacaktı...

-    Çok teşekkür ederim Ahmet Bey...

Van Dijk'a benim de bir sorum vardı; onu Van Dijk ayrılırken so­rabildim. Bu, Biga'da domuz çiftliği olan, gericilerin, tutucu yöne­ticilerin baskılan sonucu domuzları öldürülen, Yusuf Tavukçu'- nun İnsan Hakları Komisyonu'na yaptığı bireysel başvuruyla ilgi­liydi. Yusuf Tavukçu ile eşi, domuz çiftliği yerle bir edilip, domuz­ları öldürülünce, yasal tüm haklarım kullanmış, tüm kapılar ken­disine kapanınca, Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'na bireysel başvuruda bulunma zorunda kalmıştı. Cumhuriyet'in İzmir Bürosu'ndan arkadaşımız Banş Kudar'ın Yusuf Tavukçu'yla yaptığı bir konuşmada , Tavukçu özetle şöyle diyordu:

-   Biz insanların yaşama hakkımız ne kadar varsa, domuzların da var. Yetkililer, İnsan Haklan Bildirisi'nde yer alan maddeleri ihlal ediyorlar. Beni din özgürlüğünden ettiler. İş seçme özgürlü­ğüm elimden alındı. Şimdi, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne, 27 Nisan günü İnsan Hakları Komisyonu'na iletilmek üzere gön­derdiğim başvuru ellerine geçmiş durumda. Bunun alındı belgesi geldi...

Van Dijk'a, bunları anlattım, bir valinin, kaymakamın, keyfi buyruğuyla domuz çiftliğinin mühürlendiğini, domuz yavrularının açlıktan, susuzluktan kırılıp öldüklerini söyledim. Sordum domu­zuna, domuzuna;

-   İnsan Hakları Komisyonu, aldığı bu bireysel başvuruyu ince­leyebilir mi? Tavukçu'nun domuz çiftliği ne olacak?

Van Dijk, soruma şu karşılığı verdi;

- Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'ne ek bir protokol var, 1 nu­maralı protokol. Bu da Türkiye'nin onaması gereken bir protokol. Mülkiyete ancak, kamu yaran nedeniyle el konulabilir. Örneğin, bir köprü yapımı gibi. Fakat, keyfî bir biçimde asla olamaz. Yasal yollan izlemeksizin olamaz. Tazminatı verilmek suretiyle el konu­labilir...

Türk Eczacılar birliği salonunda, 40-50 kişilik bir kalabalık Van Dijk'ı dinledi. Daha sonra "Galatasaraylılar Lokali"nde yeme­ğe gidildi. Ertesi günü de Van Dijk, İnsan Hakları Derneği'nin il­lerden gelen başkanlarla temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda bulundu. Burada, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan- vekillerinden Fellermayer de vardı. IHD Genel Sekreteri Akın Bir- dal, başkanlara konukları tanıtınca uzun uzun alkışlandılar. Van Dijk, yanında Hollanda elçiliğinden Herman C. Renselaar, Prof. Alpaslan Işıklı ile birlikte çıktılar. Van Dijk'ı, havaalanına götüre­cek arabanın arkasına, bir başka araba park edip, arabanın çıkışı­nı güçleştirince, arabayı kurtarana dek, ecel terleri döktüler...

Van Dijk, İzmir'de de konuşup, ülkesine döndü...

11 Haziran 1989