7. Domuzum da Domuzum...

Turgut Bey'in kardeşi Korkut Bey, yıllar önce, bakanlığı sıra­sında, bir görevle ya da gezi amacıyla, Roma'ya gider. Roma'daki Türk Büyükelçisi bir akşam yemeği verir. Korkut Bey gider. Önce çorba gelir, Korkut Bey yemez, çorba geldiği gibi geri döner. Ardın­dan bir et yemeği, o da el sürülmeden mutfağa. Salata, pilav, tat­lı öyle. Büyükelçi üzülmüştür. Sorar:

-   Sayın Bakan, yemeklerinizi yemediniz, neden acaba? Beğen­mediniz mi?

Korkut Bey:

-    Hayır, Sayın Büyükelçi beğenmemekten değil, der, sorar:

-   Bu sofraya gelen çatal, bıçak, kaşıklar daha önce kullanıldı mı?

-   Kullanılmış olabilir efendim, ancak temizdir. Aşçımız çok titiz­dir temizlik konusunda...

-   Temiz olabilir, ona kuşku yok. Ancak, bu çatal bıçaklarla do­muz eti de kesilmiş olabilir değil mi?

Büyükelçi susar. Sayın Bakan elçi evindeki yemeği bundan do­layı yememiştir.

Bunları Turgut Bey'in kardeşini taşlamak için yazmadım. Öyle olsaydı, yıllar önce geçmiş bu olayı şimdilerde değil, eskilerde ya­zar, anlatırdım. Ömer Seyfettin'in öykülerinde de geçen benzer bağnazlık örnekleri çoktur. Son günlerde gelen tepkileri görünce, bu olmuş olayı aktarmadan edemedim.

Neymiş efendim, domuz eti yiyenler domuza benzermiş! Bunu, Prof. Fehmi Yavuz'a söyledim:

-    Aman ne iyi, dedi, keşke benzesek!

Bir sorunun, bir konunun, bir bağnazlık olayının öyle küfürle, şununla bununla çözüme kavuşturulması, çözümünün önlenmesi olanaksızdır. Çetin Altan da söyledi:

-    Çok küfürler geliyor yahu! dedi.

Gelir, Bunlar böyledir. Yıllar sürüp gider bu. Yok, "Kara kaplı kitapta yeri var", yok, "Din elden gidiyor", "Tesettür (örtünme) kalktı, bet bereket kalktı", "Şimdi de domuz mu yiyeceğiz?" diye di­ye geldik bugünlere...

Ülkede elli yıldır, belki daha çok süredir, bu konunun tartışma­sı sürer. Kimsenin yemesine karışılmaz, yememesine de. Şarap da yasaklar arasında, kim karışabiliyor?

Dışsatımla ülkeye milyonlar, trilyonlar girsin diyenlere de kar­şı çıkılıyor. İşte bunlar bağnazlığın dik alası!

İzmit'te "Mesude Hanım Çiftliği"nde domuz yetiştirip satan Ec­zacı Oralp Basım, yazdığı mektupta şöyle diyor:

Sevgili Ekmekçi,

Ramazanda İzmit'teki gazetede benimle röportaj çıktıktan son­ra tek başıma kaldığımı sandım. Tabii annem, Mesude Hanım ya­nımdaydı. Sizin desteğiniz beni çok mutlu etti, onurlandırdı. Ne kadar da çok okuyucunuz var, her yandan mektuplar, telefonlar geliyor. Yazınızı okuyan biri Kastamonu'dan beni aradı. Arayan­lar hep kültürlü insanlar, öğretmen vb. Şu sıra çiftlik kurmayı de­ğil de , sosis, salam, hamburger imalathanesi açmaya doğru yön­lendirmeliyiz girişimcileri. İmalathaneler az, çiftlikler fazla. Şim­diye değin hep garibanları savundunuz. Dünyadaki en güzel ve onurlu bir uğraş bu. Şu talihe bakın ki, garibanların hayvanını sa­vunuyorsunuz. Dünyada, insana bu derece yararlı, tıp ve sanayi alanında başka yaratık yok. Yılda 25-30 yavrusuyla, etiyle sonsuz sayıda insanın yaşamım kurtarıyor.

Amerikalıların bir kitabında yazıyor: Hayvanın yellenmesinden başka her şeyinden yararlanıyorlarmış. Belki de bazılarının çok kızması bu yüzden. Domuzcuk her yerde yararlı. Kıskanıyorlar herhalde!

Pasifik'te büyüle bir adaya 4-5 domuz bırakılmış. Dört beş yıl sonra sayıları 30-40.000'i bulmuş. Ülkemizin veterinerleri, besin bilimcileri, doktorları, üniversiteleri duvar gibi sağır.

Dünyadaki en önemli hayvansal proteini unutmuşlar, veremin hortlamasından aşısızlığı sorumlu tutuyorlar. Karga kadar bile protein alamayan, her gün gazetelerde "et ve ekmek" diye bağıran insanlara aşı olmayı salık veriyorlar. TV, sürekli Afrika çöllerinde aç susuz insanları gösteriyor, "halimize şükredelim!" der gibi. Bu onlardan çok doğanın suçu. Ama dört bir yanı denizlerle çevrili, aynı anda dört iklimin yaşandığı verimli topraklarda, hala insan­lar "açız"! diye bağırıyorlarsa, çocukların ölüm oranı bazı Afrika ül­kelerindeki istatistiklerden daha bile kötüyse, bazılarımızın tak­kelerini önlerine koyup düşünmeleri gerekir.

Eğitici, düşündürücü yazılarınızdan sonra sizden jambon, sa­lam, sosis isteyenler olacak! Siparişleri nasıl karşılayacağız? So­nunda Ankara'da örnek bir çiftlik kuracağız galiba. Damızlıklar bendem, Tahsin Saraç birinci ortak. Ankara'da fabrikalar, askeri birlikler var. Toplu yemek çıkan yerlerden çıkan artıklarla rahat­ça yüz bin domuz beslenebilir.

Binlerce ton ekmek, yemek artığı, hal artıkları en zengin ülkelerde bile çöpe atılmaz. Polisyonla bir dereceye dek önlenir. Anka­ra da hiç çiftlik yok. Başkentteki binlerce yabancı domuz eti bula­mıyor. Peynir fabrikalarının derelere döktüğü yüzbinlerce ton peynir suyu, domuzlar için iyi bir protein kaynağıdır. Gübresi toprak için çok önemlidir.

Bir çiftçi bir iki dönüm toprak çevirip içine üç-beş domuz atar­sa, hayvanlar dört-beş günde toprağı sürerler. Sürmelerinin nede­ni, topraktaki kök ve minerallerden yararlanmakdır. Traktöre gereksinim kalmaz, daha sonra tarla tohum atıp taranır. En kali­teli ve sağlıklı diş fırçaları domuz kılıdır. Tıpta ölümcül yanıklarda yararlıdır. Amerika da on binlerce insan, domuz kalbi kapakçığıyla yaşıyor. Milyonlarca şeker hastası bizde ve dünyada domuz ka­nından yapılmış ensülinle yaşamlarını sürdürüyor 

Oralp Basım , “domuzum da domuzum!” diyor, başka bir şey demiyor…

27 Temmuz 1985