16. Üç Mektup...

İki Alman turist kızdan bir mektup aldım. Claudia Heppeler ile Carola Bissinger adlı bayanların mektubunun çevirisi şöyle:

Sayın Bay Ekmekçi,

Biz, güzel ülkenizde tatillerini geçiren iki Alman bayan turistiz. Türkiye, bizim çok hoşumuza gitti. Deniz, kumsal, manzara ve ta­rihsel zenginlikleri, bizleri şaşkınlığa uğrattı. Özellikle, halkımızın konuksever ve yardımsever davranışları bizleri çok etkiledi. Hiçbir ülkede bizlere, bu biçimde yakın davranılmadı. Doğrusu, bir tek otel odalarımızda yalnız kalabiliyorduk.

Tüm bu etkileyici olaylara karşın, anlayamadığımız bir ayrım dikkatimizden kaçmadı., zengin ve yoksul insanlar arasındaki sı­nıf ayrımı . Bu konuda bundan daha fazlasını söyleyemeyeceğiz.

Neden bu ülkedeki kadınlar, bu sıcaklarda pardösü giyiyorlar? Güneşten korunmak amacıyla mı, yoksa bunun dinsel bir nedeni mi var? bizce sıcaklara uygun biçimde giyinmek en doğrusudur. Başka bir konu da, Cumhuriyet Gazetesi'nden çevirttiğimiz yazı­nız üzerine. Domuz etini boş yere yemek konusuna dair. Domuz etinin yenmesi konusundaki yazı bizleri çok şaşırttı. Özellikle, do­muz eti yiyenlerin domuz gibi oldukları iddiası, bizleri hayrete dü­şürdü. Önce bizler kendimizi domuzlarla özdeşleştirmiyoruz, ikin­ci olarak da, madem bizler domuzlara benziyoruz, neden Türk ga­zetelerinde sürekli olarak yabancı kadınların resimleri yer alıyor?

Profesörlerinizden birisi domuz etinde AIDS mikrobunun oldu­ğunu ileri sürüyor. Biz bu konuda Almanya'da hiçbir şey duyma­dık. İnsan buna gerçekten nasıl inanabilir? Yüzyıllardan beri in­sanlar domuz eti yiyorlar, AIDS mikrobunun bulunuşu ise yakla­şık 5 yıllık bir olay.

Ayrıca, zengin ve endüstrisi gelişmiş bir ülke olan Almanya, et gereksiniminin büyük bir bölümünü domuz eti ile kapatmaktadır.

Bizler inanıyoruz ki, birçok Türk kendi ülkelerinde çalışmayı yeğleyeceklerdir. Bunu gerçekleştirmek için, bizim düşüncemiz bir an önce harekete geçilmesidir. Ayrıca tabular yıkılmalıdır. Bizi en çok mutlu edecek olay, ülkenize geldiğimizde bizlere domuz etin­den yapılmış bir pirzolanın sunulmasıdır.

Dostça selamlar..

Domuz eti konusu ortaya atılalı beri, olumlu olumsuz geniş yan­kılar yaptı. Okurlardan kimi, Haşan Cemal'e de mektup göndere­rek "Bizi bu adamdan kurtarın" demeye getiriyorlar. Elazığ'dan Sadullah Güney şöyle diyor:

Sayın Hasan Cemal,

Sürekli bir Cumhuriyet okuruyum. Gazetemin her gün biraz daha güçlenip gelişmesi beni memnun ediyor. Haber sayfalarında­ki düzenli, doyurucu bilgiler okuyuculara bir mektep bilgisi veri­yor. Ancak bazı olumsuz gelişmeler de gözden ırak tutulmamalıdır. Mesela, devamlı okuduğum makalelerde Mustafa Ekmekçi'nin kö­şesinde yalnız iki şey öğrendim. Domuz eti ve Aybastı Belediye Başkam. Türkiye'yi tanımayan bir kişi Ekmekçi'nin yazılarım okusa, herhalde Türkiye'nin en büyük meselesinin Aybastı Beledi­yesi ile domuz eti olduğunu sanır. Bir aydın insana bu tür basit­likler yaraşmaz. Sayın Ekmekçi'nin benzer tutumunda olanlar, Türkiye'de beynelmilel sermayenin ekmeğine yağ sürmektedirler. Domuz eti yiyerek şişen holdingçi sermayedarlar, yarın Allah bilir meydanlara çıkıp "Bakın solcular iktidara gelirse size domuz eti yedirecekler" diyebilirler. Zaten Türk solunun en büyük akılsızlığı halkın inancı ile alay edip, halkı karşısına almak olmuştur.. İnan­ca saygı duymak da, demokrasinin bir gereğidir. Demokratik Hin­distan'da acaba bir aydın çıkıp da "Şu inekleri yiyin, onlar sizin tanrınız olamaz" diyebilir mi? Hayır, derse Hindistan'da demokra­si olmaz.

Lütfen Sayın Cemal, bu tür basitliklere izin vermeyin, sevgi ve saygılarımla.

2 Eylül 1985

xHasan Cemal, şimdi Sabah’ta.