26. Köy Enstitüsünde Bir Kitap

Veteriner Hekimleri Demeği başkanı Haşan Metin, "Türkiyeli Domuzlar" adına, "Ankara Notları"na bir plaket vermişti, kırmızı kadife kaplı. Milliyet'te Melih Aşık, özetleyerek yayımlamıştı köşe­sinde, "Domuzdan Ödül" başlığıyla. "Türkiyeli Domuzlar" şöyle di­yorlardı Haşan Metin'in kaleminden;

Sn Ekmekçi,

Biz domuzlar, AT sofralarında baş tacıyız. İnanç ve açlık çatış­masında şimdilik saklıyız. Çağ atlayan Türkiye'de ise acı mı acıyız. Akim, bilimin ışığında hep varız. Kaleminiz bizi yazacak. Biz size şükran duyacağız. Et yiyen beyinlerin çoğalması, uygarlığın yayıl­ması için gelecekte sofralarda yerimizi alacağız.

Aydın dönüşü, Torbalı'da yabandomuzu avcılarıyla tanışmak, onlarla söyleşmek dinlendirdi beni. Onları yazmayı sürdüreceğim. Torbalı'dan İzmir'e geçip Aysel-Esat Bayramoğlu, DİSK eski Bölge temsilcisi Saim Akbulut'la birlikte, Düziçi Köy Enstitüsü'nün 1940’lı yıllardaki yöneticilerinden Ahmet Lütfi Dağlar'ın evine git­tim. Lütfi  Dağlar, "Düziçi Köy Enstitüsü ve sonrası Kimi Anılarım" adında yeni bir kitap yayımladı. Kitap, köy enstitülerinin 50. yılı­na güzel bir armağan. Bu yıl 17 Nisan'da, köy enstitülerinin kuru­luşunun 50. yılı kutlanacak. Kitap yayınlan, o yıllara ilişkin fotoğ­rafların sergilenmesi, toplantılar günlerce sürecek. Cumhuriyet de kendine düşeni yapacak. 50. yıl dolayısıyla, köy enstitüleri kam­panyasına katılacaklar. Nadir Nadi'yle konuşmuştum bu konuyu. Nadir Nadi'ye şöyle demiştim;

-   Köy enstitüleriyle ilgili en güzel yazıları siz yazdınız. Bu ku­rumlan siz desteklediniz. Kapatıldıklarında da kapatanları eleş­tirdiniz. Şimdi bu kuruluşların 50. yılı geliyor. Cumhuriyet olarak biz bu 50. yıla yazılarımızla, fotoğraf sergileriyle katkıda bulunma­lıyız...

-   Nadir Bey'e ayrıca, "Belki, öbür gazeteler de bizi izler" demiş­tim. Nadir Nadi;

- İzlemezler! demişti., ama biz, bize düşeni yapalım....

Ahmet Lütfi Dağlar'ın kitabı, kitapçılarda satılmıyor. Yalnız dostlarına, öğrencilerine armağan etmek için bastırmış. Ancak çok meraklı olanlarla, yayınevlerinden kitapla ilgili yeni baskı yap­mak isteyenler kitabı adresinden isteyebilirler.

Kitabın 83. sayfasında, köy enstitüsüne, kalabalık bir ekiple baskın yapan Milli Eğitim bakanlarından Reşat Şemsettin Sirer'- in, enstitüde gördüğü "Türkiye'de Domuz Yetiştirme ve Yararlan" adlı kitabın öyküsü de anlatılıyor. Bakan Sirer, Lütfi Dağlar’ın eşi Sekine Dağlar'ın tabiat bilgisi dersine girer. Derste ormanlarla il­gili bir konu işlenmektedir. Keçilerin ormanlar için zar arlan tartı­şılıyor. Bakan sıraların gözlerindeki kitaplan gözden geçirirken domuz yetiştiriciliği ile ilgili kitap gözüne çarpar. Konuyu, bu ki­tap ve domuz yetiştiriciliği üzerinde bazı sorularla değiştirir. Ki­tapla, kitaptaki konularla öğrencilerin ön bilgileri olduğundan tar­tışma canlı geçer. Sınıfça, domuz yetiştirebilmenin yurt ekonomi­sine keçiden daha çok katkıda bulunacağı sonucu çıkarılır. Bakan, kitabı da alarak başka bir derse girmek üzere sınıftan ayrılır. .

Lütfi Dağlar, "Bu kitabın, elimize nasıl geçtiğinin öyküsünü kı­saca anlatıvereyim" diyerek şunları ekliyor;

1944-1945 öğretim yılı aşağı yukarı. Bir gün sevgili postacımız Höke dayı, Bahçe ilçesindeki postamızı getirdi. Postadan "Türki­ye'de Domuz Yetiştirme ve Yararlan" adlı, şimdi adım tam hatır­layamıyorum bir kitap da çıktı. Kitabı Alpullu Şeker Fabrikası mühendislerinden biri yazmıştı. Kitabı, vakit buldukça bir hafta­da okudum, beğendim ve geçmiş gün, 150-200 tane sipariş verdim, kitaplar geldi. Bu kitaplan 4., 5. sınıf öğrencilerine verecek ve sı­nıf kitaplıklarına koyduracaktım. Bundan önce öğretmen ve öğ­rencilerimle bu kitap üzerinde çok yanlı bir konuşma yapmadan bu işi yapamazdım, değilse köy enstitülerinde neler yapılıyor diye adamı tefe kor çalarlardı.

Öğretmen ve öğrencilerimize, bir hafta sonu toplantımızda ko­nuyu açtım. Önce Eskişehir Şeker Fabrikası'nın yetiştirdikleri domuzların iyi bir fiyatla, domuz eti yiyicilerce satın alındığını, çok kârlı olduğunu öğrendiğimi kısaca anlattım. Sonra elimdeki domuzculukla ilgili kitabı gösterdim, kitap hakkında bilgi verdim. Müslüman halkımızın domuz eti yemediğini, domuzu sevmediğini de ekledim. Amacım, domuz yetiştirmenin yurt ekonomisine olan katkısı üzerinde durmak ve eğer yetiştirme olanağı bulunursa sü­rekli, iyi bir gelir kaynağı olacağım bilmemizin faydalı olacağım sizlere duyurmaktır, dedim...

Lütfi Dağlar'ın anlattığına göre öğrencilerle kimi öğretmenler kitabı okurlar, aralarında günlerce tartışmalar sürer. Domuz eti yeme, yememe üzerinde pek durulmaz, ama ekonomiye katkısında birleşirler. Köylerde nasıl uygulanabilir tartışması çıkmazda ka­lır...

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır der bırakırlar. Konuyu daha fazla deşmek, köy enstitüleri düşmanlarına fırsat vermek olur, di­ye düşünürler. Haşan Ali Yücel'den sonra Milli Eğitim Bakanlığı­na getirilen Reşat Şemsettin Sirer, Lütfi Dağlar’a kitapla ilgili ola­rak "Bu konu üzerinde ayrıca görüşelim, tartışalım" der. Ama bir kez daha konuya dönmez. Sirer, Almanya'da uzun süre öğrenci müfettişliği yaptığı için, Lütfi Dağlar "Epeyce domuz eti ve mamüllerinden yemiş olmalı" diye düşünür. Konunun yeniden ele alınmamasını böyle yorumlar..

8 Mart 1990