Fatoş Güney, Yılmaz Güney in ölümünden çok sonra Türkiye'ye döndü. “Ben Türkiye'ye 1992'de geldim" diyordu, “Yılmaz’ın ölümünden yedi yıl sonra geldim!" Gerekçesini şöyle açıklıyordu:
Çünkü, Yılmaz öldükten sonra filmleri, kitapları hâlâ yasaklıydı; yasak sürdü yıllar boyunca. O yüzden, ben de hem bir yetki hem de rejimin hâlâ sürmesine bir tepki olarak gelmedim. Teslimiyetçi bir tavır gibi geldi bana dönmek, onun kaybından sonra. O nedenle bir türlü dönmedim Türkiye'ye. Bana, teslimiyetçi, zavallı bir tavır geldiği için.
Evet...
Yani, bu olaylarla, bir de bu ölüm orucu grevleriyle bağdaştırırsak...
İlk açlık grevine ne zaman başlıyor Yılmaz Güney?
1976 sanıyorum, “Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz" adlı romanında var. Açlık grevi, Yılmazla birlikte hayli geniş oldu. Türkiye'deki öbür cezaevlerine de yayıldı o zamanki. Oradan yola çıkaraktan bu “ Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz" romanını yazdı. Çünkü, isyan olayındaki “Sübyan Koğuşu"nun istekleri soba, kırık pencerelerine cam ve doymadıktan için bir yerine 2 ekmekti. İşte onların nasıl ezildiklerini anlatır bu roman. Grevi de o zaman bunun için yapmışlardı.
Bütün cezaevi katılmış mıydı greve?
Şimdi tam olarak bilemiyorum Epeyce genişti ama tabii. Hatta, ben gitmiştim o gün, ziyaretçiler alınmıyordu cezaevine vs. ..Hatta ben bildiriyi dağıtmıştım, bana içeriden gizlice ulaştırmışlardı. Bu, romanda yayımlanan bildiriyi, onu ben kapıda dağıtmıştım. Tabii, bu "Sübyan Koğuşu"ndaki (çocuk koğuşu) isyan ve cezaevindeki genel insanlık dışı olaylardı yine, yani Yılmaz Güney’in başlattığı...
Şimdiki olaylara benziyor!
Şimdiki onların uzantısı...
Bir de Sıdıka Hanım (Su), yurtdışına kaçmaları eleştiriyor...
Yılmaz yedi yıl boyunca neden bekledi? Yumurtalık olayından sonra 7.5 yıl cezaevinde kaldı adam. Birkaç yılı vardı çıkmasına. Fakat siyasal cezalar kapıdaydı yüz yılı bulan.. ve onun için mecbur oldu. Ömrü vefa etmeyecekti, hapishaneden hiçbir zaman çıkamayacaktı. Ve yanaşık hakkını kazanmıştı; yanaşık cezaevindeydi; o cezaların kesinleşmesiyle birlikte, yanaşık cezaevinden de kapalıya, ya da askeri cezaevlerine alınacaktı. Belki de orada başına neler gelecekti bilemiyorum.
Isparta Cezaevi’nde yatarken ben Yılmaz a bir bayram telgrafı çekmiştim. “Bir an önce özgürlüğüne kavuşman dileğiyle" demiştim. Arkasından Yılmaz kaçmaz mı?
Söylemişti, çok güzel!
Sanki ben kaçırmışım gibi oluyordu, biliyor musun?
Biliyorum, evet! (Gülüşmeler)
Kaçırma konusunda Nihat Behram'ın girişimleri filan var, onların sağlık derecesi nedir?
Onlar son derece sağlıksız, Nihat'ın değerlendirmeleri, yorumları...
Yılmaz Güney'e şifre veriyor Nihat Behram...
Birtakım olayların içerisinde yer aldı Nihat, doğru tabii, doğru olan şeyler var; fakat Yılmaz'la ilgili değerlendirmeleri son derece yanlış; onun kişiliğiyle olan...
Örneğin ne diyordu?
Neler demiyor ki Mustafa abi, şimdi hangisini söyleyeyim ki.. bir sürü şey söylüyordu. Şu anda bilemiyorum, ama çok olumsuz şeylerdi, kişiliğiyle ilgili yani...
Ahmet Kahraman’ın bir kitabı çıkı, o da dayılık, ağalık yönlerine değiniyor...
Valla, aslında bütün çıkan kitaplar Yılmaz’la ilgili, tam olarak gerçeği yansıtmıyor, tam olarak...
İyi niyetle yapıyorlar...
Valla, niyet öyle olmasa da yani bir insanı tanımak, yani onun ne yapmak istediğini tam olarak bilmek hiçbir zaman mümkün değil. Bu insanlar, ona hep uzak yaşamış insanlar, çok az süreler birlikte olmuş insanlar, yani bütün yönleriyle Yılmaz Güney'i bilemeyen, tanıyamayan insanlar... Ama bir araştırmaya girmişler, bu araştırmalarda da herkes kendi Yılmaz Güney’ini anlatmış. Herkesin bir Yılmaz Güney'i var çünkü, anlatabiliyor muyum? Öyle olunca iş, olaylarla ilgili yanlış şeyler var, yani... Benim bildiğim tanık olduğum olaylarla ilgili, işte kaçış olayıyla ilgili olsun, şununla olsun, bununla olsun; insanlar çeşitli şeyler anlatmışlar, fakat çoğu şeyin aslı astan yok örneğin.
***
(Yılmaz Güney'in bir de, 1978’de İzmit Cezaevi’nde katıldığı açlık grevi var. O zaman Ceza ve Tutukevleri Genel Müdürü olan savunman Veli Devecioğlu, olayı şöyle anlattı:
“1978’de ben göreve yeni başlamıştım. Bir toplantıdaydık. İzmit Cezaevi’nde grev olduğu söylendi, mideme kramp girdiğini anımsıyorum. Hemen cezaevini aradım, cezaevi savcısına, Yılmaz Güney’le görüşmek istediğimi söyledim. Yılmaz, cezaevi temsilcisiydi. Yılmaz'a çok üzüldüğümü söyledim. ‘Biz size ilk kez insan işlemi yapma kararı ile gelmiştik, siz ötekileri, size parya işlemi yapanları seçtiniz' dedim. Yılmaz saygılı, çok zarif insandı:
Efendim, toplum psikolojisi; ben engel olmaya çalıştım, gücüm yetmedi. Fakat iki günle sınırladım. Bu akşam grev bitiyor dedi. ”
“Yılmaz Güney'in İzmit'te sayrılandığı doğrudur. Orada tanı koyamadılar, ben İstanbul'a naklettirdim" diye ekledi Veli Devecioğlu.