Yılmaz Güney'in Son Günleri...

Yılmaz Güney in eşi Fatoş Güney’le konuşuyoruz. Konuşmamızın sonuna doğru sordum:

Yılmaz Güney'in sayrılığı ne zaman belli oldu?

Şimdi Mustafa abi, bu çok önemli. Bana, Paris'te ameliyatını yapan doktor. "İki yıl önce başlamış!" dedi.

Siz sayrılığını bilmiyor musunuz?

Yılmaz o zaman Türkiye 'de hapishanede!

Nerede, hangi hapishanede?

Nerede söyleyeyim sana, İzmit Cezaevi’nde, oradan Sağmalcılar Cezaevi’nde, o kadar hasta, durumu kötü ki, Yılmaz kolay kolay "hastayım" diyen biri değil üstelik, ben biliyorum; "Çok kötüyüm!" diyor. İzmit Devlet Hastanesi'ne çıkıyor. Haydarpaşa Hastanesi’nde haftalarca kalıyor. Sağmalcılar Hastanesinde günlerce kalıyor. İncelemeler yapılıyor fakat hiçbir sonuç yok! "Sen şusun demiyorlar, ya kasıtlı olarak, yahut da teşhis koyamıyorlar. Nasıl konulamıyor? Yani, bu kadar şikâyeti olan bir insana haftalarca, aylarca, çeşitli devlet hastanelerinde yapılan incelemeler sonucu, nasıl "Sen şusun" diye teşhis koyamıyorlar? Çünkü, ameliyatını yapan doktor -Fransa’nın en iyi 23 cerrahından biri- bana “iki yıl önce’ diyor. İki yıl önce, biz Türkiye’deyiz ve bunları yaşıyoruz!

Ne kanseriydi, akciğer kanseri mi?

Hayır efendim, mide. Midenin tümünü aldılar!

Yarısını alsalar yaşardı!

Tabii, tabii, on yıl yaşayanları gördüm ben, erken tanıyla (teşhisle). Adam mide kanseri, on yıldır yaşıyordu adam.

İçki içiyor muydu?

Hayır, ne içkisi? Zaten on yıldır hapishanede, içkiyi nerede buluyor Mustafa abi? Sigara hiç içmez gibi bir şey. Yani, tamamen sıkıntılardan, stresten, kötü beslenmeden, cezaevi koşullarından, baskılardan, şunlardan bunlardan. Böyle bir şey çıktı! Ailede de yok yani…

Yılmaz Güney öldürüldü demek daha doğru!

Yani, ben öyle diyorum. Bir de Yılmaz’a suikast girişimi var, belki sen de duymuşsundur; İzmit Cezaevi’nde, bir adam resmen onu öldürmek üzere üzerine geliyor, bunu yakalıyorlar, adam itiraf ediyor. Böyle bir olay da var; "Seni yok etme işi bana verildi! Birileri verdi. " diyor. Ve olay kapatılıyor. İzmit Cezaevi’nde sanıyorum. 1978-79 filandır; Yılmaz her zaman hapishanelerde tedbirli gezmiştir, tedbirli yaşamıştır. Örneğin, sana şunu söyleyeyim: Yılmaz’ın cezaevinde her zaman silahı vardı. Onun için herhangi bir girişim Yılmaz’a zordu. Sonra, Yılmaz’ın hapishanede çevresi olurdu, onu koruyan insanlar olurdu, sürekli uyanık insanlar olurdu çevresinde. Onun için Yılmaz’ı hapishanede yok edemediler ama, bu hastalık.. Ben diyorum ki, bir şey de demiyorum, kafamda bir soru işareti var.. Bir şey deyip spekülasyon yaratmak istemiyorum, ama kafamda bir kuşku var.

Belki şimdi yaşayacaktı Yılmaz Güney!

Kesin, kesin. En azından bir beş yıl kazanırdı, beş yılda da çok şey yapardı. Ve onu söylüyordu zaten: "Ah, bir on yıl daha yaşayabilsem!" diyordu. Bunlar insanı öldürür!

Fransa'da sağınlar söylediler mi Yılmaz’a sayrılığını!

Kendilerine söylememelerini ben tembih ettim. Ameliyatını yapan doktor bana ilk açıkladığı zaman "Çok az bir ömrü var! Bir yıl ya yaşar, ya yaşamaz!" dedi. Dedim ki, “Çok güçlü bir kişiliği var, fakat kesinlikle böyle bir şey söylemeyin Böyle bir şey insanın yüzüne karşı söylenmez. Yani, ben söylenmemesinden yanayım.” Çünkü, profesör "Siz ne düşünüyorsunuz" diye sordu bana. "Söyleyelim mi, nasıl algılar?" diye. Amerika 'da olsa yüzüne hemen söylüyorlar, "hakkıdır" diye. Profesör sorunca, "Çok güçlüdür, tabii kaldırabilir böyle bir şeyi, ondan hiç kuşkum yok. Ama, söylenmesine kesinlikle karşıyım. Hiç kimse bilemez, siz de bilemezsiniz, bir yıl mı yaşar, on yıl mı yaşar?" Koskoca profesöre çok ayıp oldu ama... Nitekim, onun dediği çıktı tabii...

Bütün mideyi mı aldılardı?

Bütün mideyi aldılar. "Onu da söylemeyin, yarısını aldık, deyin" dedim. Bütün mideyi aldı, bağırsağa bağladı Sürekli kilo kaybı başladı, yaşamadı. Yaşamazmış zaten, midesi alınınca. Sinir uçlarına geçmiş hastalık, gecikmeden ötürü.

Yiyecek filan veriyorlar mıydı?

Tabii, tabu canım. "Her şeyi yiyebilirsin!" diyorlardı. Ama, ne yiyordu ki. Kuş gibi şöyle bir şey yiyordu. Anında tuvalete! Olduğu gibi gidiyordu.

Bir vasiyeti filan oldu mu?

Fırsat olmadı ki... Ha, vasiyeti şey oldu, onu ben söyledim ya, olay oldu Evren’e mektup yazmak istedi!

"Onun bir halk düşmanı olduğunu söylemek istiyorum" dedi. Bana "Bir kâğıt kalem al Fatoş" dedi, ben de o ara çıldırmışım zaten, doktorlar hep arkamdan diyorlarmış ki: "Hanımı tedaviye götürün" Doktorlar "Son günlerini yaşıyor!" diyorlardı. Ben diyordum ki: "Bu doktorları kendi elimle öldüreceğim. Boğacağım bu adamları, nasıl böyle bir şey söylüyorlar? Nereden biliyorlar?" O gün, “Bir kâğıt kalem al ciğerim!" dedi, "Ne yapacağız" diye sordum, "Evrene mektup yazacağız!". "Ne diyeceksin?". "Onun bir halk düşmanı olduğunu söyleyeceğim!" dedi.

Yayımlanmadı bunlar değil mi?

Yayımlanmadı. "Amaaan Yılmaz!" filan dedim, işte öyle bir şeyler söyledim ve yazmadım!