Yılmaz Güney Geceleri... (1)

Babamın anamı kaçırdığını bir “Ankara Notları”nda yazmıştım. Ayşe Teyzem’den dinlemiştim olayı. Ayşe Teyzem annemin büyüğü, Zeliha Teyzem daha küçük, Durmuş Dayım en küçük. Mernek köyünde bir odada, bir yatakta yatıyorlar. Aile yoksul mu yoksul, çocuklar öksüz de. Anamı kaçıracak olanlar, planlarını kurmuşlar:
Aman dikkat edelim, elimizle yoklayalım. Çok ufağı değil, az büyüğü kaçırılacak. Bir yanlışlık yapmayalım!
Aylardan kış, hava buz kesiyor. Babam, anamı bir kez görmüş, o da belki yayla yolunda. Ufak bir yoklama, babam anamı omuzluyor; arkadan izlemesinler diye, evi de ateşe veriyorlar. Ayşe Teyzem anlatıyor:
Anan "Gitmeyeceğim!” diye çırpınırmış. Sabah baktık, buz tutmuş kapıda parmak izleri görünüyordu. Çok ağlamış, kardeşim...
Mernek köyünden, önce Aşağıhadim’e götürüyorlar. Oradan Hocalar köyüne gidecekler. Aşağıhadim’e girerlerken babamın sırtında anam, karanlıkta göremeyip buz tutmuş havuza düşmüyorlar mı... Sırılsıklam ikisi de. Aşağıhadim’de, kiminse, bir eve iniyorlar; o günü orada geçirip gece Hocalar köyüne yola çıkacaklar. Hocalar’a varınca anamı bir odaya koyuyorlar, babama göstermek yok. Babam bir ara delikten bakıp kaçırdıkları kızı görmek istiyor; dedem görüyor:
Mehmet diyor, çekil kapıdan!
Nikâh kıyılmadan geline yaklaşmak yok!
Fatoş Güney, Yılmaz’a kaçışını anlatırken geçti bunlar bir film gibi kafamdan. Fatoş’a, Yılmaz Güney’e nasıl kaçtığını soruyorum. Mülkiyeliler Birliği'nde oturuyoruz...
Yazacak mısın bunları Mustafa Abi? diyor. Yazmasan olmaz mı?
Yazmamda ne sakınca var? O gün, çantanda yedi buçuk liran varmış. Onu anlat, nasıl kaçtın!
İşte, böyle bir an karar verdim. Kararsızdım o zamana kadar. Bir yıla yakın bir zamandır mektuplaşıyorduk. Muş’ta askerliğini yapıyordu Yılmaz Güney o dönemde. Ailemden baskı var çok, “Ya biz, ya o” diyorlar. Yani, iş gelmiş dayanmış. Ve beni İsviçre'ye gönderiyorlar. Yani, gitmek arifesindeyim aynı zamanda.
O zaman nerede okuyorsun?
İtalyan Kız Ortaokulu'nu bitirmişim, lisede, kolejdeyim. Ondan sonra bir an karar verdim, öyle; kalktım, anneme, babama bir mektup bıraktım (Annesi Birsen, babası Gani, soyadları Süleymangil). Yola koyuldum, vapura bindim, vapurdan indim. Levent’e gideceğim, annesinin oturduğu eve. Yılmaz'ın evine. Annesiyle oturuyor. Ben Moda’dayım. Ondan sonra, işte... Fakat çantamda yeterli para yok. Bir taksiye bindim gittim. Yılmaz’ın annesi var evde, biliyorum. Bir de bir adam var, o zaman evde çalışıyor filan. Dedim ki;
Taksi parasını veremiyorum!
İşte, kaynanam falan buldular, hatta onlarda da para yoktu da komşudan aldılar?
Ne tuttu hesap?
Bilemiyorum, kaç liraydı o zaman taksi? Herhalde bir, on beş lira mı ne tuttu da bende yarısı çıktı filan yani. Sonra Yılmaz geldi aniden. Üzüldü. Birdenbire kendini büyük bir sorumluluk altında filan hissetti.
Kaç yaşındaydın o zaman?
Ben on sekiz yaşındayım. Belki bir iki gün sonra, verdiğim karara pişman da olabilirim! Tozpembe gözlüklerle.. Şimdiki gibi kara değil gözlüklerim (Fatoş'un gözünde kara gözlükler var)! Tozpembe gözlüklerim (Kahkahalar)! Yılmaz çok şey yaptı yani, kendisi çıktı otelde kaldı; annesiyle kaldık evde! İşte, beni aldı yemeğe götürdü; tekrar anlatmaya çalışıyor:
iyi düşündün mü? Benim hayatımı biliyorsun...
Yeniden anlatmalar.
Ağlıyorsun, “Yoksa beni istemiyor musun?”
Esin Öngören giriyor söze:
Fatoş ağlamaya başlamış: “Yoksa beni sevmiyor musun, istemiyor musun?” diye. Yılmaz da, "Hayır!” demiş. Fatoş konuşuyor:
O da onu dernek istemiyor tabii, o da başka bir şey anlatmaya çalışıyor. Yani, "insanın hayatı mahvolabilir..."
Yıl kaç o zaman?
1970, bir buçuk yıl sonra, ardından tutuklandı zaten.
Biri:
Fatoş hayrandı o zaman, diyor. Fatoş karşılık veriyor:
Hayranı da değildim, hiç tanımıyordum ki gördüğüm zaman. Türk sinemasını küçümsüyorduk, Türk filmine gitmiyorduk ki o dönemde. Onu diyorum, bir halk müziği duyduğumuz zaman kapatıyorduk radyoyu, öyle bir çevre...
Mahmut Tali Öngören şöyle diyor:
Fatoş; çok güçlü bir şekilde, bir gelişme gösteren bir insan bence. Yılmaz çok önemli, ama Fatoş da çok önemli, olumlu...
Ayrı bir kişilik, yani ben öyle görüyorum (Fatoş gülüyor).
İstanbul’dan sonra Ankara'da gösterilen Yılmaz Güney'in “Arkadaş” filmi büyük ilgi gördü. Fatoş Güney'in anlattığına göre, İstanbul Açıkhava Tiyatrosu hıncahınç doluymuş, dört bin kişi varmış. Ankara'da bin beş yüz, iki bin kişi kadar vardı. Ankara’da, Masköy yolundaki “Açıkhava Sineması”ndaydı “Arkadaş filmi”yle konuşmalar. Sinema demeye bin tanık ister. Elektrik şantiye elektriği. Fatoş'un, anası Birsen Hanım’dan emdiği süt burnundan geldi! Fatoş şöyle dedi:
Şunu söyleyeyim Mustafa Abi, biz bu işi, büyük duyurularla, ilanlarla geçirebilecek olsak, toplananın birkaç misli insan gelecektir. Türkiye sinema tarihinde ilk kez bir film bu kadar izleyiciyle sinemalarda gösteriliyor. İstanbul'da Açık Hava Tiyatrosu tıklım tıklım doluydu. Orada Müjdat Gezen de vardı. Orası 4-5 bin kişi alıyor. Eh, burası da bin beş yüz kişi yok muydu akşam?
Vardı, ayakta olanlar vardı.
Yılmaz Güney’in film gösterileri, kurulması düşünülen "Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Vakfı”nın kurulması amacıyla yapılmaktaydı. Toplanacak paralar, Vakfın oluşumunda kullanılacaktı.
Ankara’dan sonra, Yılmaz Güney’in “Arkadaş" filmi 21 eylül cumartesi akşamı saat 20.00'de eski istasyon yanında, eski bir fabrikanın alanında Adanalılara gösterilecek. Adana'da Fatoş Güney'le birlikte oğlu Yılmaz Güney, Kerim Afşar, Nur Sürer, belki Halil Ergün de olacaklar. İzmir izlencesi 27-28 eylülde fuar alanında Amerikan pavyonunda. Diyarbakır gösterileri için Fatoş, Olağanüstü Hal Valiliği’nden yanıt beklendiğini söyledi.
Yılmaz Güney ile ilgili yayımlar sürecek...