Türkiye’de üç ilde -Ankara, İstanbul ile İzmir’de- dün, yargıç, savcı adayları için sınav yapıldı. 450 kişinin alınacağı sınava 4500 dolayında başvuru yapılmıştı. Sınav sorularının çalınmaması, ele geçmemesi için, soruların, önceki akşam -cuma günü hazırlanması kararlaştırıldı. Sorular, bir yarkurulca hazırlanmadaydı. Gezici vaizin:
Sınav sorularını hazırlayan komisyona (yarkurula) ben de gireceğimi dediği yolunda duyumlar geldi ama, kesinleştiremedim.
Gerçekte, bir adalet bakanı, böyle soru hazırlayan yarkurullara girmez. Yazılı sınav yarkurulu, müsteşar, ya da müsteşarın görevlendireceği bir müsteşar yardımcısı ile personel, ceza işleri, hukuk işleri genel müdürleriyle, denetim kurulu başkanından oluşur. Bu kadro, büyük bir gizlilik içinde sınav sorularını düzenler.
Her sınav merkezinin bir genel sınav sorumlusu, bir de yargıç sınıfından, Adalet Bakanlığı merkez örgütünden, “sınav gözetmenleri” (mümeyyizleri) seçiliyor. Cuma akşamına dek, bunlar saptandı. İstanbul ile İzmir’de de oradaki yargıçlarla savcılardan salon sorumluları saptandı.
Şimdiye değin, yapılan sınavların hiçbirinde, bakanın siyasal danışmanlarından görev alan olmamıştı. Bu kez, eski gezici vaiz bir “yazılı buyruk”la altı danışmanını, Ankara ile İstanbul’da sınavlarda görevlendirmek istedi. Bu “yazılı buyruk”u, özel kalemine daktiloda yazdırıp imzaladı. Personele gönderdi. Buna, Bakanlık Müşteşarı Cengiz Yelbaşı ile öbür bürokrat kadro karşı çıktı. Onlar diyorlardı ki:
Bu müşavirler (danışmanlar) Bakan’ın siyasal danışmanı niteliğindedir. Bunlar, sınavlarda görev alamazlar. Bu nedenle, onayı hazırlamamak gerekir.
Vaizin danışmanlarından en önemlisi, RP Rize Milletvekili Şevki Yılmaz’ın kardeşi Azız Yılmaz’dı, öğretmen kökenliydi (belki de İmam-hatipli).
Bürokrat kadronun karşı çıkmasına karşın, Bakan’ın yazılı buyruğu olunca, ne yapacaklardı? “Yazılı buyruk”, bürokratları bağlıyordu. Bakan, bunların “sınav salonlarında” görevlendirilmesini mi buyurmuştu? Başta Müsteşar Cengiz Yelbaşı olmak üzere, onayı şöyle yazdırdılar: “Salon dışında görevlendirilmek üzere”. Gerçekte, burada asıl sorumlu müsteşardı. Bakanın her istediğini yerine getirmek zorunda da değildi. Çünkü, geçmiş uygulamalar, ilkeler vardı. Danışmanların siyasal yanları vardı. Bunlar, bakanlarla gelirler, bakanlarla giderlerdi. Biri, şöyle espri yaptı:
Sığırcık sürüleri de böyle gelip giderler!
Salon dışında da görevlendirilseler, bir curcuna yaşanacağına kuşku yok gibiydi. Bunlar, salon dışında gezecekler, kâğıt gereksinimi olunca içeriye kâğıt götürecekler, toplama sırasında bir curcuna olacak; anladığım çok güvenlikli bir olay değil. Bunlar, bir iletişimi kesinlikle kurarlar, kimse de onlara “Salona girme, çık!” diyebilir mi bilmiyorum.
Duyumlara göre, Şevki Yılmaz’ın kardeşi Aziz Yılmaz, sınavlarda İstanbul’da görevlendirilmişti.
Bakan’ın on tane danışmanı vardı, Bakan istediği adamı sınav yapmadan, öğrenim durumuna bakmadan alıp danışman yapabiliyordu. Yargıçlık uğraşı gibi bir konuda, böyle kişilerin sınavlarda görev almaları son derecede sakıncalıydı. Bunun böyle bir örneği şimdiye değin hiç görülmedi mi?
Yargıç, savcı sınavlarına yönetmelik gereğince üç kez girebiliyor. Sınava girip de kazanamayan bir daha giremiyor. Yalnız bir kişi, bu kez, eski gezici vaizin baskısıyla, dördüncü kez şansını deniyor. Uğur Mumcu sağ olsaydı, “Yargıçlık uğraşı böylece daha bir seviye kazanıyor” diye yazar mıydı?
Bakanlıkta kamplaşmalar başlamıştı. Eski gezici vaiz gıda ürünleri satıcısı, gerçekten yürekliydi! Sınavlarla ilgili olarak Refah Partili milletvekillerinin yoğun “torpil” akını vardı. Soruların sızdırılması olasılığı yüksekti.
Dünkü sınavın gerçekte gereksiz olduğu söylenmekteydi. Devlet memurluğunda “kadro” önemliydi. Bugün 9400 dolayında savcı, yargıç kadrosu vardı. Çalışan savcılarla yargıçların sayısı ise 7500’dü. 1200 de staj gören vardı. Staj görenler, göreve başladıkları zaman kadrolar silme doluyordu. Bir boşluk olmadığı halde bu sınav neden açılmıştı? Eski gezici vaiz şunu varsayıyordu:
Nasıl olsa ilerde ben bu kadroları alırım, emekli olanların, görevden ayrılanların yerlerine atama yaparım.
Oysa yılda 100 dolayında yargıç, savcı emekli oluyor, ölüyor ya da görevinden çekiliyordu. Sınav kazananlar da uzun süre bekletilemezlerdi. Sınav açmanın altında yatan şu muydu? Geçmişte sınava girip de kazanamayan imam-hatipliler vardı. İkinci, üçüncü sınavdan dönen şeriatçıların hali ne olacaktı? Onlara yardım etmek, sevap değil miydi?
Yargıda, bir önemli olay da Yargıtay Başsavcısı Haluk Yardımcı’nın yerine gelecek kişinin kim olacağıydı.
Haluk Yardımcı, ocak ayında yaş sınırından emekli olacaktı. Yargıtay Genel Kurulunda 240 dolayında üye, Yargıtay Başsavcısı için beş aday belirleyecek, bunlardan birini cumhurbaşkanı atayacaktı. Susurluk olayından, gericilerin kadrolaşmalarından sonra Yargıtay Başsavcılığı çok önem kazanmaktaydı. Yargıtay’da kulisler, odalarda çiğ köfte partileri yoğunlaştı. Çarşamba gecesi Bayındır Sokak’taki eski Washington Restaurant’ın; yerine açılan “Göksu Restaurant”ta gizli bölmede 21 kişilik bir yemek vardı. Kimi Yargıtay üyeleri de bu yemekteydi. Aynı “resfaurant”ta çeşitli gazetelerin yargı muhabirleri de yemek yediler. Ama hiçbirinin ruhu, bu gizli bölmedeki yemeği duymadı. Yemeğin parasını savunman N.O. ödedi. Katılan Yargıtay üyelerinden kimileri de şunlar mıydı? N.M., M.A., Ş.K.E., Ş.Y.E., Ş.Y., B.K., S.T....