Yankılar....

“Ankara Notları”nın yankıları gerçekten büyük oldu. Olayla kimi sanatçılar yakından ilgilendiler. Bunların arasında, ressam Gönül Duranoğlu'nu başta saymalıyım. Bu arada, değerli resimleri gürültüye giden ressamların kalıtçıları (mirasçıları) ilgi gösterdiler. Yapıtları yok olanlardan A. Uzelli’nin oğlu E. Uzelli, 3 mart günlü faks mektubunda özetle şöyle diyor:
“……… Genel Müdürlüğü koleksiyonundan bazı resimlerin kaybolduğu haberi basına ilk kez Hoca Ali Rıza'nın resimleri ile ilgili olarak yansımıştı. Aradan geçen süre içinde bakanlıkça kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmasa da Sn. Fikri Sağlar’ın önemle konunun üzerine gittiğini yine basından ve bu kez Sn. Mustafa Ekmekçi'nin kısa aralıklarla yayımladığı uç yazıdan öğreniyoruz.
Kısaca konunun boyutlarını ve soruşturma sonuçlarını ya basına sızan haberlerden ya da Sn. Ekmekçi gibi konuya sahip çıkan kişilerin özel araştırmaları sonucu öğrenebiliyoruz. Oysa, tüm toplumu ilgilendiren bu kadar önemli bir konuda doğrudan Sn. Fikri Sağlar'ın konuyu kamuoyuna açıklaması gerekmez miydi? Çünkü bir ülkenin kültür ve sanat varlıkları, o yapıtların sanatçısı, sanatçının varisi ya da yapıtın yeni sahibinden çok toplumun malıdır ve bunları korumak da bu saydığım kişiler ve toplumun üstünde bir merci olarak Kültür Bakanlığının görevidir. Telif Haklan Yasası'nda, yasaya alınmamış özel durumlarda ya da anlaşmazlık hallerinde karar verecek son merciin Kültür Bakanlığı olduğu belirtilir. Bu olayda ihmali görülen müdürü ve bağlantısı gereği Kültür Bakanlığı olduğuna göre başvurulacak merci kimdir? Daha da ötesinde Telif Hakları Yasası'nda bile bir eserin kaybedilebileceği akla gelmediğinden bu konuyla ilgili bir madde yasaya konulmamıştır.
Sn. Ekmekçi yazısında söz konusu olan .... Müdürü 1978-1979 yıllarında oldukça karmaşık yöntemlerle hatta ödüllendirerek de olsa Ahmet Taner Kışlalı ve Bülent Ecevit'in görevden alabildiklerini belirtirken. Fikri Sağlar'ın ise bunu gerçekleştirememesinin bir nedeninin İnönü Vakfı ve Özden Toker olabileceğini varsayıyor. Gerçekten de İsmet İnönü öldüğü yıl kurulan İnönü Vakfı'nın ilk sergisine 'in öncülük ettiğini ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi salonlarının bu sergiye verildiğini birçok kişi hatırlar. Ancak İsmet İnönü gibi bir devlet adamının adına sergi düzenlemenin Sn. Erdal İnönü'ye ileriye dönük böyle bir yükümlülük getirebileceğine inanmak zordur. Bu nedenle Sn. Sağlar’ın bundan sonra göstereceği tavır, biz sanatçılar ve sanatçı varisleri için çok önemlidir. Bir  Müdürün, toplumun onun özel değil, tüzel kişiliğine emanet ettiği yapıtlara sahip çıkmaması, soruşturmada söylendiğine göre bu yapıtları bazı kişilere dağıtması. her şeyden önce görevi suiistimaldir. Bu nedenle aşağıdaki sorulara bir sanatçı ve bir sanatçı varisi olmanın ötesinde toplumun sıradan bir üyesi olarak da açıklama istiyorum:
Fikri Sağlar'ın döneminden önce 1990 yılında açılan soruşturmada bilirkişilerin taraf tutar tavrından ve belirledikleri fiyatlardan bu kişilerin kendisi empoze etmiş gibi bir izlenim uyanmaktadır. Üçü de üniversite öğretim üyesi olan kişilerin adlarına Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği yarışmaların birçoğunda seçici kurul üyesi olarak rastlamak mümkündür. Bu durumda ve zaten belirlenen gerçekdışı fiyatlardan da anlaşılabileceği gibi bilirkişiler açıkça Mehmet Özel'i kayırmışlardır ve soruşturmanın tekrarlanması gerekir. Sn. Sağlar yeni bir soruşturma açtırmayı düşünüyor mu?
Babam Ahmet Uzelli'nin bakanlık koleksiyonunda bulunan resimlerinden ‘Cirit Oynayanlar’ ve 'Efe' adlı tablolarına 1991 yılında İstanbul bit pazarlarında rastladım. Bu soruşturmaya yeni bir gerekçe teşkil etmez mi?
Belirlenen gerçekdışı tutarları Müdüre ödetmek Kültür Bakanlığının saygınlığına gölge düşürmeyecek midir ve adı geçen kişinin hala görevde tutulmasının gerekçesi nedir?
Konunun ……….'in hala görevde tutulması kadar hatalı ve önemli ikinci yönü, hepsi birer üniversite öğretim üyesi olan, binlerce öğrenci yetiştiren ve kültür varlıklarının toplumca sahiplenilmesi konusunda bilirkişi tayin edilerek kendilerinden bilgileri ölçüsünde yardım istenen, kendileri de sanatçı Mustafa Pilevneli, Dinçer Erimez ve Devrim Erbil'in hangi nedenle fiyatları bu kadar düşük belirledikleridir. Yapıtları görmeden fiyat belirlemenin dünyada başka bir örneği var mıdır? Yapıtları görmenin mümkün olmadığı durumlarda, hepsi bugün İstanbul piyasasında birçok galerinin sanat danışmanı olan, hatta içlerinden birinin İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü yaptığı bilirkişilerin, resimlerin gerçek değerinden haberdar olmadığı düşünülebilir mi? Bu tavrın gerisinde hangi hesaplar rol oynamaktadır?
Ve son olarak bütün bu olaylar karşısında Plastik Sanatçılar Derneği tüm üyelerinin ve dernek başkanının, galerilerin, sanatçıların, Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinin, hâlâ hayatta iseler varislerin olayı kınamamalarının nedeni ne olabilir? Sanırım her dönemin adamı olan bu kişinin görevden alınamamasının sanat çevrelerinde yarattığı bezginlik ya da içlerinden bazılarına sağladığı imkânlardır."