Yalova'da...

Kartal Şenlikleri’nde Yalova’ya geçtim deniz otobüsüyle. Orada Yalova'nın kurtuluşu nedeniyle yapılan etkinliklere katılacaktım. Her gittiğim yerde bir şey bırakırım. Çamlıbelde’de de şilebezi gömleğimi, cebinde notlarla unuttuğumu anımsadım. Çantama baktım yok! Mal canın yongası demişler ya, ne yapsam acaba? Çamlıbelde nasıl da güzel bir yerdi. Üstüne haberler, yazılar yazılmış, ben görmemişim.
Çamlıbelde'yi, 1964 yılında Almanya'da işçi olarak çalışmış, Araçlı Hasan Tokatlı'yla, eşi Leyla Hanım kurmuşlar; Araç Kastamonu'nun, Araç'ı görmüştüm; Deniz Baykal'ın yaşam öyküsünü yazarken de anmıştım. Deniz Bey'in babası gerçekte Antalyalı değil, annesi Antalyalı. Deniz de. Antalya’yla, Kastamonu arasında vapurla giderlerken denizde doğduğu için mi ne, Deniz adını mı almış, yazmıştım bunları. Araç'ın nasıl yoksul bir yöre olduğunu. Deniz Bey iyi bilir. Çocukluğu oralarda geçti. Babası orada Tekel memuruydu. Baba, içkiyi de severdi. Araç Belediye Başkanı Bahtiyar Yaşar, bir gezimizde bizlere Araç'ı gezdirmiş, orada ağaç kovuklarında yaşayan yoksul insanları görmemizi sağlamıştı Yazıp çizmiştik, ama hiçbir yaran olmamış. Araç öyle, Araç Belediye Başkanı Bahtiyar Yaşar da elleri böğründe kalmışlardı. Deniz Bey, parti içi muhalefette ama, partisi iktidarda; çocukluğunu geçirdiği ilçenin, böyle kalmasına gönlü nasıl elveriyor?
Çamlıbelde'yi kuran Hasan Tokatlı ölmüş; eşi Leyla Tokatlı, yönetiyor oteli. Oraya gidiş azıcık çapraşık, en iyisi telefon numarasını yazayım: 393 14 50-393 14 06...
Yalova'ya iner inmez bir minibüse binip 'Termal" yolu üzerinde "Baronet Otel"de indim. Burada "Dünya" Kitap Kulübü’nün konuğu olacaktım. Ekinsel etkinlikleri, Yalova Belediyesi ile Dünya Kitap Kulübü ortaklaşa düzenlemişlerdi. "Dünya"nın yöneticisi Faruk Şuyun, yardımcıları Murat İpek. Cem Erciyes oldukça kalabalık konukları ağırlayabilmek için koşuşturuyorlardı. Oraya akşam varmıştım; ertesi sabah Aziz Nesin'in imza günü, akşam da söyleşisi olacaktı. Faruk Şuyun, ozan Mehmet Başaran'ın damadıydı; Başaran’ın kızı ressam Filiz'le, Başaran’ın torunu Güneş oradaydılar. Minicik, ama azılı köpekleri “Melodi”de yanlarındaydı. Azılı dediğim, bana bir türlü ısınamadı da ondan. Belki de ben köpekleri sevmesini beceremiyorum...
Varır varmaz, Faruk Şuyun, yapılan çalışmaları görmek için Yalova'ya inmeyi önerdi. Filiz, Güneş, Melodi birlikteydik. Kitaplar yerleştirilmiş, bir masa ile sandalye konmuştu. Aziz Nesin’le orada imza başlayacaktı. Bir bayan geldi. Genççe ama cadoloz biriydi.
Bu masa bizim! dedi. Masayı götüreceğim!
Faruk Şuyun da o sırada orada yok. Karışmasam iyi ya, duramıyorum işte!
Hanımefendi, dedim, yarın sabah Aziz Nesin'in burada imza günü var. Kitaptan bu masada imzalayacak! İmzalasın, daha sonra alırsınız masanızı Masayı yiyecek değiller ya.
Bana bir kızsın kadın. Bir ellerini beline dolamadığı kaldı;
Size ne oluyor? Masa bizim diyorum işte! Hem siz ne karışıyorsunuz? Hem kalkın oturduğunuz o sandalyeden, o sandalye de bizim!
Aaa, buyurun, tabii! deyip kalktım sandalyeden. Bunu beklemiyor muydu? Daha çok kızdı.
Masa kalsın, onu sonra alırız! dedi, sandalyeyi götürdü. Olup bitenlere Güneşcik bakıyor, bir şey demiyordu.
Aziz Nesin'in imza gününe gitmedim. Ertesi günü “Dünya Kitap Sergisi”nin karşısındaki bölümde, o genç cadalozu gördüm. Sandalyede oturuyordu. Yanında sakallı bir genç, o da oturuyor.
Kimbilir ne demişti?
Baktım, kara bir adam - yok öyle dememiştir, sakalı da karaydı - bizim masayla sandalyeye el koymuşlar. Adamda bir çene. Yok Yalova'nın etkinlikleriymiş de Aziz Nesin imza atacakmış da yarın alsak ne olurmuş da. “Kalk bakayım o sandalyeden, o da bizim!" dedim, çektim aldım altından sandalyeyi! Gık diyemedi! Ukala şey!..
Yalova kaymakamını göremedim! Belediye Başkanı Cengiz Kaçal'la Köy Enstitüleri gününde tanıştım. Onu, oraya yerleşen amcamın torunu Muzaffer Yazgan tanıştırdı. Cengiz Kaçal, başlarda ANAP'lıymış. Belediye Meclisi'nde SODEP'li üyeler, kendisine yardımcı olurlar. ANAP'lılarsa karşı dururlarmış. Başkan Cengiz Kaçal, ANAP'tan ayrılıp bağımsız kalmış, son seçimde de SHP'den ‘merkez yoklamasıyla’ aday gösterilmiş, kazanmış.
İyi bir izlenim bırakmış. Rüşvet almıyor, aldırmıyormuş. Yardımcısı Şükrü Kaya Dalkılıç da çok iyi bir kişi.
Yalova’da Ahmet İsvan’ı görmeliydim, gördüm. Rıfat Ilgaz, sayrılığı nedeniyle etkinliklere gelemedi. Mehmet Başaran, Talip Apaydın, eşleriyle oradaydılar. Mahmut Makal, ozan Adnan Özer, Salim Rıza Kırkpınar, "Dünya"nın sahibi Nezih Demirkent -ilk akşam yemeğe geldi eşiyle, gitti- Oralp Basım, İzmit'ten gelmişti. Hürriyet'ten Demet Oktülmüş, tüm etkinlikleri izledi. Nezih Demirkent'in ağabeysi asker arkadaşımdı: Semih Demirkent Ne iyi arkadaştı...
Yemekte Nezih takıldı:
Bir daha aleyhime yazarsan görürsün! dedi.
Baronet Otel, benim için gazete bürosu gibiydi. Otele gelince notları buluyordum:
Torbalı'dan Ertan Ünver'den faksınız var. Kıbrıs'tan faks var. ANKA ajansından Nergis Hanım aradı, ‘sansür’ konusunda görüşünüzü soracakmış; yine arayacak...