Yahudi öykülerini İsrail'den gelen, 5. Uluslararası Türk Kültür Kongresi'ne katılan bayan Matilda Koen Sarano'dan dinledim. Matilda Koen Sarano, öyküleri İspanyolca, İbranice anlatıyor. Beki Bardavıd bana çeviriyordu. İşe, öykülerle, fıkralarla başlamıştık.
“Bir papazla bir haham trende birlikte gidiyorlar, çene çalıyorlardı. Papaz, cebinden bir sandviç çıkardı, bu domuzlu bir sandviçti. Yemeye başlamadan hahama,
Bir tadına bakar mısın haham efendi! dedi.
Ben yemem, biz Yahudiler domuz yemeyiz bilmez misin? Papaz ona,
Vah vah, sen neler kaçırdığını bilmiyorsun! karşılığını verdi.
İnecekleri yere gelince, haham ayrılırken papaza,
Karına selam söyle! dedi. Bu kez papaz karşılık verdi:
Biz evlenmeyiz, sen bilmiyor musun, papazlar evlenmez! Bu kez, haham taşı gediğine koydu:
Neler kaçırıyorsun haberin yok!"
Matilda Sarano’ya, İsrail'le ilgili bilmediklerimi soruyorum. Yahudilerin balık yemeleri için, bir pullarının bir de yüzgeçlerinin olması koşulu var. Domuz, Yahudilerde de yasak. Ama, yiyenler var. Bir de yırtıcı kuşların, ölü hayvanın eti yenmiyor. Kesinlikle kan akacak. Bu, Tevrat'ta böyle. Dinde soru da yok, yorum da yok. Buyrultusal bu.
İsrail'de domuz yiyenler yok mu?
Var elbette ama, elden geldiğince yenmemesine çalışıyorlar.
İsrail'de Mc Donalds'ın kapatılmak istendiğini biliyordum. Çünkü, İsrailliler, aynı yerde etle peyniri bir arada yemiyorlar. Mc Donalds da söz vermişti, etle peyniri karıştırmayacağına. Ancak, karıştırdı. Benjamin Netanyahu geleli beri, Mc Donalds'ı kapatmayı düşünmekteydi. Yahudilere göre bu, Tevrat'a aykırı. Peynirle etin bıçakları, tabakları bile ayrı. Bulaşık makineleri de ayrı. Çok kişinin evinde iki tane bulaşık makinesi var. İsrailliler, bunun bir sağlık sorunu olduğunu söylüyorlar. Peynir daha çabuk sindiriliyormuş, et ise midede bekliyormuş. Yüzyıllar önce hahamlar, bunu saptayıp yasaklamışlar! Bizdeki Erbakan da, çok bilmiş. Bir yandan 148 kilo altını toplayıp yükünü tutarken, halkın inançlarını sömürüp Ankara'daki domuz çiftliğini kapattırdı!
Bizdeki Nasreddin Hoca gibi, İsraillilerde de “Cuha" var. Cuha'dan fıkraları. Beki Bardavid’den dinliyorum. Şöyle:
"Çuha, öldü gömüldü. Daha yedi-sekiz gün geçmedi, karısı her akşam, kocasının gömütüne geliyor, işeyip gidiyor. Gömüt bekçisi buna çok bozuldu. En sonunda yakaladı:
Deli misin sen? Böyle yapılır mı? Kocasının gömütüne insan işer mi?
Kadın bekçiye karşılık verdi:
İnsan nerden acı duyarsa, ordan ağlar!" (Ateş düştüğü yeri yakar!)
Nasreddin Hoca uzmanı olan Matilda Koen Sarano. "Yahudi Cuha "nın kimliğini, işlevini anlatıyor: “Belki üç din arasında bir barış öğesi olabilir" diyor. “Gülmece aracılığı ile bir dünya barışına gitmek. Birleştirici bir öğe, üç din birbirini yemeden. Gülüş, gülmece, bütün sorunları, ayrılıkları gayet olumlu biçimde çözümler. İnsanları daha bir rahatlatır. Bir düşmanlığı, bir hıncı, bir hırsı belki engeller. Sorunlar daha tatlı biçimde çözümlenebilir. Çuha, bizim için Yahudi, Türkler için 'Hoca’dır. Çok güzel bir yüzdür. Bu gülmece aracılığı ile dinler birbirine yaklaştırılabilir!" diye ekliyor.
Matilda anlatıyor:
“1492’de Kraliçe Isabella ile Kral Ferdinand’ın başbakanı Torkemada büyük bir zalimdi. Yahudi dönmesiydi, Hıristiyan oldu, adı Marano oldu. En büyük zalim oydu. 1492'de Yahudiler yakıldılar, kaçtılar. Bir araştırmacı, fıkrayı engizisyon kitaplarından buldu çıkardı. Yahudilerin büyük bölümü Hıristiyan olmuşlardı. Ama, İspanyollar inanmadılar: o Hıristiyanları da yaktılar o başka. Çünkü bizim Tevrat'ta diyor ki: 'Yaşamda kalabilmek için ne yaparsan yap, mubahtır'. Çünkü, önce yaşam. Nasıl yaşaman gerekiyorsa öyle yaşa. Bir Yahudinin nasıl Hıristiyan olduğunu bir araştırmacı buldu. Bir Yahudi, Hıristiyanlığa döndü. Ama, nasıl Hıristiyan oldu? Bir papaz onu aldı, 'Sen Yahudiydin, Hıristiyan oldun!' diye üç kez söyledi, biraz su püskürttü, yıkadı etti, adam Hıristiyan oldu!
Tabii, Hıristiyan olunca cuma günü et yenmez, onlar proteini az şeyler yerler; balık yerler. Bir gün komşu papaz yakaladı Yahudiyi. Tavuk yiyormuş. Yahudiler de cuma akşamları tavuk yerler. Bu da bir gelenek.
Eyvah, bak yakaladım seni, bugün cuma, bilmiyor musun? Tavuk yiyorsun.
Ben tavuk yemiyorum papaz efendi; balık yiyorum!
Hadi ordan utanmıyor musun? Bir kez günah işledin, bir de yalan söylüyorsun!
Bak papaz efendi, sen beni nasıl Hıristiyan yaptın? Ben de aldım bu tavuğu, üç kez yıkadım suladım, üç kez ‘Sen tavuktun balık oldun!' dedim. İşte, ben de balık yiyorum!”
Başka bir “Çuha" öyküsü de şöyle:
“Çuha bir gün kırda geziyordu, tuvaleti geldi, bir ağaca saklanıp işini gördü. Tam bitiriyordu, bir arı konmaz mı sünnetinin üzerine (onlar da sünnetlidir!). Soktu bayağı. Bir sancı, aman tanrım! Karısına,
Ne olur, sinagoga git, ne zaman ki o Tevrat’ın kapılarını açıyor, Tanrıya dua et, ‘Allahım, ya rabbim, şu kocamın ıstırabına bir son ver!' de, o senin dualarını kabul eder...
Karısı gitmiş, kapılar açılınca dua etmiş:
Ey ulu Tanrım, ne olur kocama bir çare bul, sen onun sancısını yok et, ama şişi kalsın!”