Uğur Şimdi Her Yerde!
Uğur Mumcu'nun canına kıyanlar yakalanacak mı? Başbakan Süleyman Bey (1993’te başbakandı) “Yakalayacağız" diyor; İçişleri Bakanı İsmet Bey (Sezgin), “Bu bir onur sorunudur" demeye getiriyor.
Türkiye'de gece, burada, Avustralya'da gündüz. Sydney'de, Melbourne'de, Canberra'da olayı duyanlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Burada olduğumu öğrenenler, telefonumu bulabilenler, başsağlığı diliyorlar...
Neye yarar, Uğur gitti gider. Uğur Mumcu, sözde korunuyordu. Böyle mi korunur bir insan? Avustralya'da Sydney'de yaşayan, yirmi yıl önce Kars'ın Sarıkamış’ından buralara göçüp yerleşen 50 yaşındaki Ali Akbabanın anlattığı bir olay nasıl da ilginçti. Ali Akbaba, Sydney'de Mt. Druit Mahallesi'nde oturuyordu. Evlerinin yanıbaşına, dul bir kadın taşınmıştı. Kadının iki çocuğu, bir de köpeği vardı. Kadın dışarıda olduğu bir sırada, köpeği kaçmasın diye bağlamış, öyle gitmişti. Bağlanmaya alışık olmayan köpek çırpınırken ipi, bağlı olduğu kazığa dolandı. Köpek neredeyse boğulacaktı.
Ali Akbaba, köpeğin çırpınışlarını görünce polise telefon etti; durumu anlattı:
Şu adreste bir köpek, ipe dolandı, neredeyse boğulacak, gelip kurtarın...
Ali Akbaba, polisleri beklemeye başladı. On dakikada gelip yetişmeleri gerekirdi, diye düşündü. Oysa onbeş dakika geçiyordu. Az sonra polisler göründüler. Biri Ali'yi görünce:
Sen mi telefon ettin? diye sordu. Nerede köpek?
Aptal, görmüyor musun, taa orada çırpınıyor. Neden bu kadar geç kaldınız? Hem geç kaldınız hem de beni azarlıyorsunuz. Köpeğe bir şey olursa seni şikâyet edeceğim!
“Şikâyet edeceğim" sözünü duyar duymaz, polisler çiti atladılar, koşarak ipe dolanmış köpeği kurtardılar...
Ali Akbaba, şöyle diyordu:
Avustralya'da ipe dolanmış bir köpeği kurtarmak için polisler böyle çalışıyorlar da Türkiye'de polisler. Uğur Mumcu gibi bir yazan koruyamıyorlar. Göz göre göre bir cinayete kurban gitmesine neden oluyorlar. İngiltere, Salman Rüşdü'yü nasıl korudu? Her çeşit olanağı nasıl kullandı? Koruma böyle olur.
Ali Akbaba, yirmi yılda çok şey öğrenmişti. Sordu:
Bu olay karşısında bakan istifa etmedi mı? Hükümet düşmedi mi?
Etmedi! Düşmedi! dedim.
Avustralya’da olsa hükümet düşerdi! dedi...
Peki, sen köpeği kendin kurtaramaz mıydın? Dolanan ipi çözemez miydin?
Yapardım, ama burada bu görev polisindir, görevini yapsın istedim! (Şimdi Metin Göktepe’nin başına gelenleri düşünmenin sırasıdır.)
Salı günü Avustralya'nın bayramıydı; “Ak Adam"ın Avustralya'ya ayağını basışının 205. yılı. Her yıl, 26 ocakta, bu nedenle bayram yapılıyor. Her yıl tatil, Pazartesi günü de çok kişi kafadan mı dinlendi ne? O gün de her yer kapalıydı. Ali Akbaba, Saffet Alan, beni alıp Sydney'in 90 km uzağındaki Blue Mountains'a (Mavi Dağlar) götürdüler. “Mavi Dağlar", 1000-1500 metrenin biraz üstünde. Zaten Avustralya'da dağ yok, tepeye bile dağ diyorlar. “Mavi Dağlar" denilmesinin nedeni de sisler içindeki dağların, güneş açtığında, mavi görünmeleri; güneş çıkmadığı için mavilikleri göremedik. Ama, boydan boya otobüslerle gelmiş Japon, Tayvanlı turistleri gördük bol bol. Mavi bir sis perdesinin böyle değerlendirilebileceğini düşünemezdim. Aşkolsun!
Bizim ağustos ayında Mavi Dağlar'a kar da yağıyormuş. Hani, “Ağustosta balta kesmez buz olur" demiş ya türkü, o hesap. Ama neme gerek, "Mavi Dağlar" iyi geldi, azıcık kendime geldim. Mavi Dağlar’da “Three Sisters" (Üç Kızkardeş) dedikleri üç kaya parçası da var; onun da bir masalı var ya, durmadım üstünde. Ben, şimdi Uğur'u yaşıyordum.
Radyolarda, televizyonlarda (uzgöreçlerde) Nâzım Hikmet üstüne, Uğur Mumcu üstüne konuşmalar yaptım. Türkçe yayın yapan radyoda, Sydney'de Özen Özüner’le, Şule Töreci’yle, Cengizhan Güngör’le tanıştım. Özen Özüner Adanalı, Nâzım Hikmet gecelerinde şiir de okudu. O, “SBS" radyosunda, Melbourne'da yayın yapan radyoda. Bülent İbrişim’le Uğur Mumcu'yu konuştuk. Bülent İbrişim’e, Prof. Nevzat Toroslu’nun selamını söyledim, çok sevindi. Onunla radyoda bir daha konuşacağız. Bu sırada radyodan, Avustralya'da bulunan Türk dinleyicilerin sorularını da -anında- yanıtlayacağım.
Uğur Mumcu’ya yöneltilen saldırı, gerçekte özgürlüklere, laikliğe, bu ilkeyi savunan Cumhuriyet gazetesine, basına yapılmıştır. Laikliğe karşı olan yobazların savunacak, tutunacak hiçbir dalları kalmamıştır. Din sömürücüsü, düzmece din tecimerlerinin (tüccarlarının) toplumun tükürük yağmuruna tutulacakları günler uzak değildir. Camiler, “siyaset alanı” yapılacak; hükümetin bir kanadından ses gelmiyor diye “madrabaz" din sömürücüleri, kökleri, Arap, CIA kaynaklarında keyif çatacaklar, öyle mi? Turan Dursun'ların, Uğur Mumcuların güçleri buradadır işte. Türkiye’den binlerce kilometre uzakta, Avustralya anakarasında haberlerden öğrendim. SHP’liler cenaze törenine büyük çoğunlukla katılmayı kararlaştırmışlar. Sarıkamışlı Ali Akbaba:
Bu yetmez, dedi, katillerin bulunması için SHP’liler yoğun çaba harcamalıdırlar! Buna katılmalıdırlar.
Türkiye’den eşim söyledi: Televizyonda (uzgöreçte) Uğur’u, halka sormuşlar. Bir okur şöyle demiş:
Bir mumdu söndü, o kadar az mumumuz var ki!
(28 Ocak 1993 Perşembe, Sydney-Melbourne)
28 Ocak 1996, Cumhuriyet