Uğur Mumcu’ya Yazılar... (1)

Uğur Mumcu'nun haberini aldığımda, Sydney'de konuk olduğum dost evinde yatmaya hazırlanıyordum. Arkadaşlarım ağır ağır söylemeye çalışıyorlardı:
Türkiye'yi bir arayalım! diyorlardı, galiba Uğur Mumcu ’ya bir şeyler olmuş!..
Ne olmuş? Bir şey mi yapmışlar?
Aşkın Baran, bir söylemeye, bir söylememeye uğraşıyormuş gibi Cumhuriyet'in, evin telefonlarını soruyordu.
İnsan Hakları Vakfı'ndan Fevzi Argun, Ankara'dan Melbourne'ü, oradaki İnsan Hakları Komitesi Başkanı Dr. Gökhan Sayram’ı aramış, o da kara haberi Aşkın Baran’a bildirmiş. Uğur Mumcu’nun arabasına bomba konmuş. Uğur Mumcu ölmüş!
Avustralya ile Türkiye arasında dokuz saat fark var. Sydney'de gece saat 02.00 iken Türkiye’de öğleden sonra saat 17.00! Gazeteciliğin, yazarlığın en acımasız yanı, insanın üzüntüsünü bile içine bastırıp ölen arkadaşının, sevdiğinin üstüne yazı yazmak zorunda olması değil mi?
Bugün Türkiye'de de burada da pazardı. Öğleden sonra denize girip çıktık. Biraz kestireyim dedim; bir düş gördüm, uyanır uyanmaz arkadaşlara:
Türkiye'de önemli bir şeyler oluyor! dedim. Anlattım düşümü. Kenan Bey'i görmüştüm düşümde. Erol Simavi'nin koluna girmiş. Köşk’te yürüyorlardı. Neye yorabilirdim? Erol Simavi, Uğur'u çok severdi. Onu Hürriyet’e almak isterdi. Simavi, basını simgeliyordu. Kenan Bey de silahı mı?
(O zaman kısa yazmışım. Ben, “Türkiye'de önemli bir şeyler oluyor" dediğimde bir arkadaş hemen, “İhtilal mi?" diye sormuştu. “Türkiye'yi bir arayalım!" demeden, “Abi, kalp ilaçların yanında mı? Dil altı ilacını da al!" uyarısında bulunmuşlardı. Gözleri çakmak çakmaktı...)
Çok geçmedi, Uğur Mumcu'nun canavarca bir planın kurbanı olduğu haberini aldık. Birden İpekçi, Turan Dursun geliverdi gözlerimin önüne. Avustralya'ya gelirken yol boyunca, Turan Dursun’un yaşamöyküsünü okumuştum.
Ankara'da birkaç “Ankara Notları" yazıp bırakmıştım. Otuz saate yakın süren uçak yolculuğu boyunca nasıl yazı yollayabilirdim?
Gazetenin telefonları -neredeyse- kilitlenmişti. Evi aradım. Aldoğan ağlıyor.
Başın sağolsun! diyordu. Şimdi Yakup Kepenek gelecek, onunla Uğur Mumcu'nun evine gideceğiz! Ardından Metin Aksoy, Saniye Başer, Hasan Metin, Işık Kansu aradılar.
İstanbul’daki arkadaşlar, Ankara'ya gitmek için uçaklarda yer arıyorlar. Ben ne yapabilirim dünyanın bir ucunda? Avustralya anakarasında! (kıtasında)
Abdi İpekçi'nin ölüsü, dirisinden güçlü çıktı; Turan Dursun'un da öyle, Muammer Aksoy’un da Bahriye Üçok’un da. Uğur Mumcu’nun da ölüsü, dirisinden bin kat güçlüdür. Ona kıyan canilerin bunu bilmelerini öyle isterdim ki. Nereden bilecekler? Uğur’un takılmalar gelir usuma:
Ekmekçi, sen dört ayaklı domuzlarla uğraşıyorsun, ben iki ayaklı domuzlarla, aslında aynı işi yapıyoruz!
“Ölenle ölünmez" derler, bizler aksiyiz; Uğur da öyleydi, bu yaşanası dünyada ölenle ölürdü.
Uğur Mumcu, Cumhuriyet’te yazgılarımızı paylaştığımız arkadaşım. Yıllar var; ta Yeni Ortam'dan beri birlikte yazar çizeriz. O, Cumhuriyet'e benden önce geçti. Cumhuriyet'ten birlikte ayrıldığımız beş altı ayda yaptığımız tüm konuşmaları banda almıştım. Takılırdı Uğur
Ne yapacaksın bu konuşmaları banda alıp da kitap mı yapacaksın? derdi. Uğur’un heyecanları, sıcaklığı, esprileri bu ses bantlarındaydı.
Tolga Çandar da Avustralya’daydı daha uzun bir süredir; cumartesi gecesi Sydney’deki “Nâzım Hikmet 91 Yaşında" toplantısında bir aradaydık. Gelebilselerdi benim yerime belki İlhan Selçuk ya da Uğur Mumcu, bu gece için Sydney’de olacaklardı. Onlar, “Bu yıl gelemeyiz! "demişler, ben Frenk Mustafendi’nin torunu olarak “Peki geliyorum!" demiştim. Tolga Çandar, Canberra’dan aradı:
Abi, ben bir gün açlık grevine yatıyorum! dedi. Sol örgütler hâlâ bu dağınıklıktan bir ders almayacaklar mıydı?
Uğur’a, Nâzım Hikmet gecesinin çok güzel geçtiğini söylemek isterdim. Önce Server Tanilli’nin Nâzım Hikmet üstüne yolladığı iletisi okundu. Ardından Fikri Sağlar’ın iletisi... Sonra da İstanbul’da 15 ocakta yapılan Nâzım Hikmet gecesinin videosu izlendi. Burada Fikri Sağlar, ardından İlhan Selçuk'un konuşmaları çok, çok beğenildi. Uzun uzun alkışlandı. Böyle güzel bir gecenin ardından, daha bir gün geçmeden senin ölüm haberini alacağımı söyleseler, dünyada inanmazdım. Sen olsan inanır miydin Uğur?
Zaman zaman Uğur’a, dikkat etmesini, kendisini kollamasını söylerdim:
Ne yapayım Ekmekçi? derdi, Ne yapabilirim?
Nâzım Hikmet'i anma. 91. yılını kutlama toplantıları sürecek burada. Sydney'den sonra, bu hafta Melbourne’de bir gece düzenlenecek. Bu gece, Nâzım Hikmet’le Uğur Mumcu'nun gecesi olacak. Ne diyor Nâzım Hikmet:
“Ama daha çok dünyaya acıyorsun / Büyük bir insan öldü diye."
(Ankara Notları, “Dünyanın Bir Ucundan Uğur Mumcu’ya...", 26 Ocak 1993 Salı)
***
Uğur Mumcu’dan sonra, daha kimler hangi gazeteciler öldürülmüş? Kemal Kılıç, M. İhsan Karal, Ercan Gürel, Reza Güneşel, Ferhat Tepe, Muzaffer Akın, Nazım Babaoğlu, Erol Akgün, Onat Kutlar... Son olarak da Metin Göktepe!