Tunus'taki Bityeniği…

Kırklareli Cezaevi'nde, Bakanlar Kurulu'nun kararını bekleyen Tunuslu Riyad Makluf’un savunmanı Burhan Apaydın’ın Başbakan Süleyman Demirel’e yolladığı "çok ivedi" faks-
mektubu okuyordum. 18.3.1993 günlü bu mektubunda Apaydın özetle şöyle diyordu;
"... Konuya dünkü gün muttali oldum, kişi halen Kırklareli Cezaevi'nde tutukludur. Noterlik marifetiyle vekaletnamesi dün çıkarıldı. Bugün dolayısıyla ilgilenmek istediğimde, iade talebinin Bakanlar Kurulu'nca karara bağlanmak üzere Adalet Bakanlığı'na intikal ettirildiğini ve dosyanın da gönderildiğini öğrendim. Dosyanın tümünü içeren fotokopilerini incelediğim zaman, hayret ve dehşet içinde kaldım. Kişinin Kırklareli Sulh Ceza Mahkemesi'nce gıyaben tutuklandığını ve tutuklamanın vicahiye dahi çevrilmediğini ve savunmasının hiçbir suretle alınmadığını kesin olarak tespit ettim..."
Yılların hukukçusu, savunmanı Burhan Apaydın, mektubunda Başbakan Süleyman Bey’e, Avrupa Konseyi’nden, İnsan Hakları’ndan, imzaladığımız sözleşmelerden söz ediyor, "Gıyabi tutuklama kararı sonucunda bir kişi tutuklanmış olsa dahi, derhal ve en kısa yoldan hakim karşısına çıkarılmak gerekmektedir. Ayrıca savunması alınmadan hiç kimse suçlanamaz" diyordu.
Burhan Apaydın, CMUK'ta yapılan son değişiklikleri şöyle anımsatmaya çalışıyordu:
"CMUK'ta son yapılan değişiklik, İnsan Hakları’nı savunma hakkının kutsallığı yönünden korumaya yönelik ve uluslararası taahhütlerimize uyma amacıyla yapılmıştır. Sanık sorgulamasında, kendisine avukat bulundurmak isteyip istemediği dahi sanığa sorulmak gerekmektedir. Ayrıca sanık olan kişi ne ile suçlandığını bilmelidir. Bu bildirim yapıldıktan sonra, savunması sorulmalıdır.
Kırklareli adliyesinin Sulh Ceza ve Asliye Ceza hakiminden tutunuz, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Başkan ve üyeleri tarafından yukarıda özünü belirttiğim ve sizce malum olan ve hukuk devletinin temelini oluşturan kurallar çiğnenmiştir..."
Burhan Apaydın, mektubunun sonunda. Bakanlar Kurulu'na gelen dosyanın, sanığın savunması alınmak üzere, Adalet Bakanlığı'na verilmesini istiyordu. Apaydın, Adalet Bakanı Seyfi Oktay'a da benzeri bir faks mektubu geçiyor, aynı isteklerde bulunuyor, "bir hukuk faciasının önlenmesini" diliyordu.
Seyfi Oktay, mahkemelerin kararlarını verdiklerini, kendisince yapılacak bir şey olmadığını söylüyordu! Olup bitenlerden Seyfi Oktay'ın da üzgün olduğu gözleniyordu...
Olayda, savunma hakkı kullanılmamıştı, bu bir gerçekti. 17 yaşındaki gencin asıldığı 12 Eylül döneminden nedenli uzaklaşabilmiştik? Savunma hakkı kullanılamadı derken, örneğin, Yargıtay yolunun işletemediği, "yazılı emir" yoluyla da Yargıtay yolunun açık tutulmasının gerçekleşemediği apaçık ortadaydı. Haksızlıklar karşısında herkes eli kolu bağlı kalsa bile basın kalmamalıydı. Uğur Mumcu öldürülmemiş olsa da, bugün yaşasaydı, o da devrimci Riyad Makluf’un Tunus'a geri verilmesine karşı çıkar, Tunus'ta araştırmalar yapmaya girişirdi. Riyad Makluf’un geri istenmesinin altında yatan bityeniğini ortaya dökmek için neler yapmazdı Uğur... Ne güzel işbirliği yapardık gerçeği ortaya çıkarmak için...
Geceleri uyku tutmadı; akşamüstleri yeni açılan resim sergilerine gidemedim. Açılalı epeyce olan, Meşrutiyet Caddesindeki İş Bankası Galerisindeki "Cevat Dereli" sergisini dolaştım ama, usum, düşüncem Tunuslu devrimci Riyad Makluf’taydı. Köy Enstitüleri üstüne tek satır yazamıyordum!
Olaya basın oldukça geniş yer vermişti. ‘Tempo’ dergisi. "Hürriyet", "Cumhuriyet" olayı işlemişler, güncelleştirmişlerdi. Riyad Makluf, 28 Aralık 1991’deTunus'tan elini kolunu sallayarak çıkmış, Türk Hava Yolları'nın bir uçağı ile aynı gün İstanbul'a gelmiş. Bir yıldır Türkiye'de yaşıyormuş. Riyad Makluf, 29 Ocak 1993 Cuma akşamı -Uğur’un öldürülüşünden beş gün sonra- Fransa'ya sığınma amacıyla Türkiye'den karayoluyla ayrılırken, Kapıkule'de yakalanıp Kırklareli Cezaevi'ne konmuş. Riyad Makluf’la yapılan bir görüşmede, Makluf’un gazetecinin sorularına yanıtları özetle şöyle:
"Tunus seni neden geri istiyor, suçun nedir?
Beni asıl isteyen Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali.
Cumhurbaşkanı Bin Ali seni neden istiyor? Türkiye'ye gönderilen iade talebinde soygunların faili olduğun yazılı.
Bu soygun olaylarım anlatacağım. Ama önce, Zeynel Abidin Bin Ali beni iki sebeple geri istiyor. Birincisi diktatörlüğünü korumak için. Tunus, Türkiye gibi demokratik bir ülke değil ve biz kendisine karşı bir hareket yapıyoruz. Yani siyasi nedenle istiyor. İkincisiyse, Bin Ali'nin benle çok şahsi bir meselesi var.
Nedir bu mesele?
Bizim örgüt bu banka soygunlarına başladığı zaman Bin Ali Emniyet Müdürüydü. Daha sonra Habip Burgiba döneminde İçişleri Bakanı oldu. Şimdi de Cumhurbaşkanı. Ve Emniyet Müdürü olduğu dönemden itibaren, örgütü yakalamakta başarısız oldu. 1987 yılında Burgiba, İçişleri Bakanı olan Abidin'i, bu işlerde başarısız oldu diye görevden almak üzereyken. Bin Ali bir darbe gerçekleştirdi ve Burgiba'yı görevden indirdi. Sabah sekizde Bin Ali görevden alınacaktı, sabaha karşı beşte, Burgiba sarayından alındı. Doktorlara rapor düzenleterek Burgiba'nın bunadığı ve görevini yürütemeyeceği söylendi..."