Tekin İleri Dikmen’le: (4) Demokratik Uyuşma Gerekli...

Tekin İleri Dikmen'le söyleşilerin başlangıcında, "İleride gerekirse, Tekin İleri Dikmen'le ilgili ayrıntılı bilgi verebilirim...” demiştim. Sordum:
Tekin Bey, yaşamöykünüzü anlatır mısınız?
1929 yılında Varto'da doğmuşum; babam Ali Haydar Dikmen’in doğduğu Harik'te değil, dedelerimden Zeynel, İbrahim Talu'nun doğduğu Kasman köyünde. Kasman ya da Kaşıman; Kaşıman bir kavganın, bir başkaldırının simgesidir. Kiğı'dan padişah fermanı ve “refir-i âm”la sökülen, ailenin torunuyum. Refir-i âm, bir ferman, tüm illere emir veriliyor. “Askerle birlikte filanların üstüne gidiniz!" Benim ailemin üzerine refir-i âm gelmiş, Padişah fermanıyla. “Bunlar refir-i âm'la sökülüp, Varto'ya sığınmaya, kendisinden önce gelip yerleşmiş, kendi aşireti olan Hormek aşireti içinde barınma zorunluluğunda" bırakılmışlar.
Mustafa Zeynel’in çocuklarının, yani bu gelip yerleşen dedemiz Mustafa Zeynel'miş, Mustafa Zeynel'in çocuklarının bir simgesidir Kasman. Kasman ve Zengel köyleri, Osmanlı'ya kıyamın ya da başkaldırının ve Hamidiye alaylarıyla, kavganın simgesidir. Annem ise bu Hamidiye aşiretlerinden biri olan Cıbran aşiretindendir. Onların Suvaroğulları ailesinden, Hamidiye Alay Komutanı İbrahim Bey’in torunudur. Adı: Mahpiruz, Farsça Kutluay demek. Çocukluğumu Hormeklilik, ailem olan Feranlılık (ailemize - Feranlılar diyorlar) ve Alevilik çemberi içinde geçirdim. Onu çevreleyen ikinci çember, babamın saflarında yer aldığı, kurtuluş savaşçıları ve devlet kurucularının partisi olan CHP'lilik.
Sünni-Kürt aşiretlerinin "Alevi-Kızılbaş" dediği bir aile ve aşirete mensuptum. Batıya gelince, benim aşiretimin benzeri aşiretlere “Kürt-Aleviler" denildiğini öğrendim. Harik Köyü, Üstükran bucağına bağlıydı. Şimdiki adı “Çaylar", 20'ye yakın köyün ortasındaki bu bucakta, tek bir ilkokul vardı. Ve üç sınıflıydı. 1935-36 ders yılında, bu okula başladım. Bütün ilçede, tek olan beş sınıflı ilkokulu, Varto merkezinde bitirdim. Lisesi olmayan Muş’ta ortaokulu, Erzurum'da liseyi, arkasından da Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdim. Yedeksubaylık, avukatlık (savunmanlık), politika, birkaç başarısız adaylık, 1973'te milletvekilliği, tekrar avukatlık, emeklilik, CHP kapatıldıktan sonra SODEP ve SHP üyeliği.. Halen, CHP Çankaya ilçesinde kayıtlı üye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi'nde okuyucu. Evliyim, iki çocuğum var. Birisi Almanya'da sosyoloji eğitimi gördü, 2-3 yıl Türk-Danış’ta çalıştı. Şimdi, sosyolog-kebapçı olarak kebapçı dükkanı var. Öbür oğlum da Ankara’da savunmandır. Yarım kalmış Farsça, yarım kalmış Fransızca, Kürtçe bilirim.
Tekin Bey, bir soru daha; liderlere ne diyorsunuz?
"Ben olmazsam olmaz" düşüncesinden herkesin vazgeçmesi gerek. Bülent Bey olmazsa da olur, Deniz Bey olmazsa da olur. Erdal Bey olmazsa da olur! Yani bu CHP'liler bir yol, bir mecra bulur, giderler. Liderlerini de içlerinden çıkarırlar. Şimdi, yukarıdan liderler aracılığıyla örgütleri kurmak, birinci derecede kabul edilir; ondan sonra örgüt kendi kaderini tayin eder, inisiyatifi ele alır. "Buna sadece ben doğrultu tayin edeceğim; ben yapacağım, ben bilirim, ben götürürüm" demek yanlıştır. Bana göre eğer kırk kişilik, elli kişilik, altmış kişilik bir kadro, tabandan sağlıklı bir kadro çıkabilseydi, bu liderlerini içinden çıkarabilirdi; bu hareketin lideri Bülent Bey de olabilir, Deniz Bey de olabilir, İnönü de olabilir. Ama insafla teslim ediyorum, benim Deniz Bey'le de dostluğum var, Ecevit'e de saygım var, eski liderim, ama ben bu işin İnönü'nün liderliğiyle gidebileceğine kaniyim. Birleşme safhasının İnönü'nün liderliğinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Haa, bundan sonra ne olur? Hiç kimse daimi değildir, ebedi değildir, İnönü de değişir, Ecevit de değişir, Baykal da değişir; yeni bir genç gelir, bir kadro gelir, alır götürür. Bunun için şeyden endişe ediyorum; yani gönlümün isteği CHP'nin kurulmasıdır, ama bu kuruluş başımıza dert açacaksa, ikiyi üçe çıkaracaksa, toplanmayı daha da geciktirecekse, bir dört yıl kaybettirecekse, birinci merhalede CHP'lileri birleştirmek ve ondan sonra diğer solla ittifak kurmaktır. Avrupa'da, Fransa'da örnekleri var; bütün solun aynı parti içinde olmasını sağlıklı görmüyorum, olanaklar içinde görenler olabilir. Ama sol partiler olur, bu sol partiler arasında ittifak olur, hatta ve hatta görüşüm o ki bu geçiş döneminde, yalnız sol ittifak değil, "demokrat ittifak”a gereksinim var. Türkiye'nin birinci sorunu demokrasidir. Demokrasiyi kurmaktır. Demokrasiyi kurduktan sonradır ki sağlıklı sol, sağlıklı sağ kurulabilir.
CHP'nin oluşmasına çalışan son Genel Yönetim Kurulu üyeleri, sizce yeterli mi bunu yapmak için?
Bu arkadaşlarımızın tabii politik deneyimleri var; hepsi, siyasetin içinden gelmiş adamlar. Ama kitlenin kabul etmesi gerekir.
Kitle kabul etti mi size»? "Aferin” diyor mu?
Vallahi öyle güzel bir şey söylüyorlar ki "CHP'yi açacağız" diyorlar. Kimse buna karşı çıkamaz! Şimdi delegeler gelecek, bu delegeler ne der? Bir şey der. Ama on yıl öncenin delegelerinin kararı. Halk, bazı ağızlardan duymak ister. Ne diyor onlar? Bunlar alıp götürüyorlar, ama insanların da sabrı var. Başka güçler var.
Ne gibi?
Farsça bir dize; Türkçesi şu: Sabır acıdır, ama tatlı meyveler verir. Politikada da öyle...
Nadir Nadi, öleli bir yıl oldu; bugün ölüm yıldönümü. Gerçek gazeteci Nadir Nadi’yi Cumhuriyet'le yaşatmak, boynumuzun borcudur. Yazarları, okurları yaşatır. Nadir Nadi'yi yaşatan okurlara selam olsun!