Refah’ın, Adalet Bakanlığı’nda nasıl örgütlenmeye çalıştığını incelemek, hem ilginç, hem eğlenceli. Eski gezici vaiz, kurnaz mı kurnaz. Bunları öyle açıktan, kör kör parmağım gözüne, yapar mı hiç? Her şey, Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararıyla oluyor.
Uzun tartışmalara yol açan 1996 Eylül kararnamesinden sonra, Adalet Bakanlığı “Yetki Kararnamesi” diye bilinen bir kararname düzenledi. Bu da Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kurulu’ndan geçti. Bu kararname, eylül kararnamesiyle atanan yargıçların, savcıların hangi mahkemeler de görev yapacaklarını belirliyor. Bu arada, daha da önemlisi, Adalet Yarkurulu (Komisyonu) başkanları ile üyeleri belirlendi.
Adalet yarkurullarının (komisyonlarının) görevleri, Yargıçlar-Savcılar Yasası’nda belli. İlk derece adalet memurlarının atama, yer değiştirme, disiplin gibi işlemlerini Adalet Yarkurulu yapmakta. Yani hizmetlisinden mübaşirine, gardiyanından yazmanına (kâtibine), yazı işleri yöneticisine dek, adalet personelinin atamalarında tam yetkili olan Adalet Yarkurulu’dur (Adalet Komisyonu). Bunların işe girerken sınavlarını da bu yarkurul yapar.
Adalet yarkurullarında, başkan ile yargıç üye olarak kimlerin görev alacakları “Yetki Kararnamesi” ile birlikte düzenlenir. Bu arada Ankara, İstanbul, İzmir gibi üç büyük ilin Adalet yarkurulları değişti. Büyük illerin de değiştiği söylenmekte. Bizim “uyuyan güzel” (!) Türk basını; bunlarla ilgilerimediği için, her şey onların gözleri önünde tereyağından kıl çeker gibi olur biter.
Adalet yarkurullarındaki değişikliğin amacı ne olabilir? Refah ya da bir başka siyasal örgütün bir “kadrolaşma” eylemine girebilmek için Adalet personeli aşamasında, Adalet yarkurulları başkanlarının, bakanlığa yakın kişilerden oluşturulması gerekir. Diyelim, sınav açılacak, bin kişilik bir yazman (zabıt kâtibi) oluşturulacak, bunun için sınav açılacak; başkan “Refah”a eğilimli olursa, iş kolaylaşır öyle ya. Bir “mübaşir” sınavı eli kulağındadır. Kendilerine yakın buldukları Adalet yarkurullarına, bu sınavları yaptıracaklar. Sonra, örneğin Şırnak’a yazman gönderecekler. Onlar, gittikleri yerlerde birer militan gibi çalışmazlar mı? Sıkmabaş bayanları seçim öncelerinde ev ev dolaştırarak Refah’a oy toplayanlar, kimlerden yararlanmazlar ki?
Aslında, her yarkurulun, kendi gereksinimi olan adalet personeli için, sınavı kendi bölgesinde açması gerekir, gelenek de böyledir. Örneğin, Kars ilinde, Kars merkeziyle ağır ceza merkezine bağlı olan ilçelerdeki adalet personelinin gereksinimi için sınav, Kars Adalet Yarkurulu’nca yapılmalıdır. Düzeli (normali) budur. Çünkü orada yerel bölge insanı çalışacak, ev kirası vermeyecek, yer değiştirme sorunları olmayacak. Çünkü adalet personeli, düşük aylık alan bir kesim. Bunların yargıçlar, savcılar gibi gönderilmeleri, görevi bırakmalarına yol açıyor. Bu kişi, yerinde çalışırsa, atadan kalan evinde oturur, tarlasından yararlanır. Küçük memur aylığı ile yaşamını sürdürebilir. Ama merkezi planda sınav yapıldığı zaman, örneğin Ankara’da sınav sonucu kazanan birini Doğu iline yollamanın güçlükleri vardır. Çünkü çoğu kazansa da gitmiyor; araya politikacıları sokuyorlar, büyük illere gelebilmek için. Doğalı, yeni çalışanlarla büyük merkezlerin işlerini yürütmek de güç. Bu sıkıntılar yaşanıyor.
Yukarıdan beri anlattıklarım. Adalet yarkurullarındaki yeni yapılanma, “Refah”ın yeni bir kadrolaşmaya doğru gittiğini gösteriyor. Bakanlık bu arada, 450 kişilik bir yargıç-savcı aday sınavı açıyor. Bunların 14 aralıkta yazılı sınavları yapılacak, icra müdürlüğü için bir sınav yapıldı, “mülakat” sonuçları açıklandı. Binlerce kişi arasından 380 kişi kazanmış. Çok sayıda bayanın sınava girmesine karşın kazanan bayanların sayısı dört; bunlardan ikisi sürekli “türban”lı!
14 aralıkta yargıç-savcı adaylığı sınavı açılacak. İcra müdürleri işine girildi. Cezaevi müdürlüklerine atamalar yapıldı. Geriye kalan Adalet personeli için kadrolara bazı atamaların yapılması gerekiyor. Bunların yolu da Adalet yarkurullarından geçiyor. Yani, aslında bir yazman, bir zabıt kâtibi, mahkemenin duruşmalarının “resmi” tanığıdır. Yani, yargıç denli önemlidir yazman. Bir duruşma tutanağını yazman imzalamadığı zaman duruşma tutanağı oluşmaz. Yalnız yargıcın imzasıyla geçerlik kazanmaz. Böyle önemli bir kilit personelin atamalarında, siyasal etkilerin olmaması gerekiyor.
Bu arada Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kurulu’nun Adalet Yarkurulu başkanlarını, üyelerini atarken, Adalet Bakanlığına teslim olmaması gerekiyor. Bu da çok önemli. Yazık ki bakanlığın düzenlediği taslak, Kurul’dan geçip gidiyor. Adalet yarkurulları, yarkurul başkanı yargıç, bakanlığın önerisi, Kurul’un uygun görmesiyle seçileri bir yargıç üye ile o yerin cumhuriyet başsavcısı da Kurul’un doğal üyesi, etti Kurul üç kişi. Bir de yarkurulun yazı işleri yöneticisi (yazı işleri müdürü), etti dört kişi. Ama burada iki yargıç çok önemli. Başsavcı, bir anlamda bakanlığa bağlı. Adalet personelinin listeleri, tulum olarak yarkuruldan geçip gidebilir.
Diyelim, Kayseri’ye bir yazman atanacaktır, Kayseri’deki Adalet yarkuruluna güvenemiyorsa, sınavı Ankara’da açarlar...
7000 kişilik yargıç-savcı kadrosu içinde binlercesi büyük bir özveriyle çalışıyor, önemli olan, anayasanın 2. maddesinde belirtileri cumhuriyetin niteliklerini benimsemiş insanlardan oluşan çağcıl bir yapının oluşması. Yazık ki Yargıtay üyeleri arasında bile “tarikatçı”ların olduğu ileri sürülüyor. Yeni Bakanlık Müsteşarı Cengiz Yelbaşı “Çeçen” kökenli mi? Bir de Çeçen-Çerkez yapılaşmasından söz ediliyor! Bununla Seyfi Oktay döneminde yaşandığı söylenen “Alevi yapılaşması”nın önüne böyle geçebileceklerini ileri sürüyorlarmış. İyi mi? Kimlerin “tarikat bağlantıları” var? İncelemek gerek…