Milletvekili aylıklarına, ödeneklerine bir zam söz konusu olduğunda, Patagonya(*) milletvekilleri, parti ayrımı gözetmeksizin hemen anlaşırlarmış. Eski milletvekillerinden Fethi Çelikbaş'la konuşuyordum. Bana, İsmet Paşa’nın bir sözünü söyledi. Paşa:
Mebusun cakasına, parasına, süresine karışılmaz! dermiş.
1950 öncesinde, CHP, milletvekillerinin aylıklarını arttırmak için girişimlerde bulunduğu sırada, DP'lilerin de, çıt çıkarmadan uyumlu davranmalarını istiyordu. DP kurucularından Prof. Fuat Köprülü’nün sözü belleklerdeydi:
Reyler kırmızı, paralar cebe!
1950'den sonra, bu kez Demokratlar, bir zam yaptılar, Fethi Çelikbaş’a göre, bu sonra iptal edildi. Yılların politikacısı Fethi Çelikbaş anlatıyor:
1960'tan sonra da bir zam yaptılar, ama 1961 Anayasası’na bir madde koymuştuk; milletvekili aylıklarına yapılacak zamlar, gelecek seçimden sonra uygulanır, diye. Sonra, bütçe görüşmelerinde, ödeneklere zam yaptılar. Ben, CHP Grup Başkan Vekili'ydim. Malatya milletvekili biri geldi, dedi ki: “Benim İsmet Paşa gibi hisse senedim, gelirim, emlakım yok. Mobilya aldım, parasını ödeyemiyorum”. Ben, İsmet Paşa’ya gittim: "Paşam, bu ödeneklere zammı gruba getirmeyelim. Yasa çıksın, 50 kişilik CHP Parti Meclisi’nden karar çıkartır, Anayasa Mahkemesi'ne başvurur, iptal ettiririz” dedim. “Doğru”karşılığını verdi, öyle yaptık, ödeneklere yapılan zammı aldırtmadık. Milletvekillerinin para meselesindeki hassasiyeti hiçbir noktada yoktur...
Bir de erken seçime kolay gidemezler!
-Demokratlar, 1957’de, 1958’de yapılacak seçimi bir yıl erkene aldılar. Seçim 1954'te yapılmıştı, bir yıl öne alındı. Zonguldak Milletvekili Avni Yurdabayrak vardı; o, DP'den ayrılıp CHP'ye geldi. Kendisine, “Erken seçim kararı nasıl alındı* diye sordum. Karşılık verdi: “Sıtkı Yırcalı çıktı (kürsüye), ekonomik durum günbegün kötüye gidiyor. 1958'de seçim yapılırsa, şansımız daha azdır, 1957’de yaparsak avantajımız vardır; nası olsa hepimiz geliriz. Esasen 1958'in paraları bizim hakkımızdır!”gibi bir şeyler söyledi. Onun üzerine erken seçime karar verildi. 1958'in paralarını aldılar. 1960 ihtilali olmasaydı, o paralar geri alınamazdı...
Fethi Bey, Patagonya Meclisi'ni nasıl buluyorsunuz?
Bir felâket! Fevkalade üzücü. Ben Meclis'teyken arkadaşlara devamlı derdim ki: “Bütçe görüşmeleri sırasında, bütçe komisyonuna iki yıl devam ederseniz, bir fakülte bitirmiş gibi olursunuz. Genel Kurul toplantılarına katılırsanız iki fakülte.” Ama, bakıyorum ben, televizyon (uzgöreç) gösteriyor, hiç kimse devam etmiyor! Felaket yani, yazık yazık! Ama, hiç böyle olmamıştı. Ben, Meclis'te vicdan azabı çektiğim için 1991 seçimlerinde aday olmadım. Meclis’teyken görürdüm, milletvekili kulisten salona giriyor, oylamaya katılmak için, tereddüt ediyor, elini kaldırıyor, indiriyor, tekrar kaldırıyor. Milletvekillerine derdim ki: “Devamlı takip eden, güvendiğiniz bir adama bakın, o ne yaparsa, öyle oy verin!” Çok yazık, hazin bir şey ama, sorumluluk bence liderlerde! İsmet Paşa, bir olayda milletvekilleri toplantıya katılmamaya başlayınca, şöyle demişti: “Cesaretiniz yoksa, istifa edin, gidin! Ne demek toplantıya katılmamak!.."
Liderler ne durumda mı? Hasan Pulur, buna ilginç bir örnek veriyor. Anayasa değişikliklerinde “gizli oy”u, “açık oy"a çevirmek için girişimler vardı ya; o da yattı. Ama, Hasan Pulur'a dert olmuştu. Bu “gizli oy"u anayasaya kim sokmuştu? Özal sokmuş! Eski ANAP milletvekillerinden İhsan Tombuş, bunun nedenini şöyle anlatmış:
“175. maddenin redaksiyonu için Özal'la bir toplantı yaptık. Üzerinde konuştuk, bir metin üzerinde anlaştık... Arkadaşlar maddeyi yazarken ben Özal'a bu değişikliğin, yani gizli oyun gerekçesini sordum. Özal, gizli oy olursa, muhalefetten de bize oy verecekler çıkabilir, dedi...
Ben de kendisine şu karşılığı verdim:
İyi ama tersi de olabilir, bizden de bazı arkadaşlar, karşı oy kullanabilir?
Özal, durdu, düşündü, ‘Haklısın ama, bir kere yaptık işte!’ dedi.
İhsan Tombuş bunu ilk kez açıklamaktaydı. Ekledi:
Ama bana göre Özal'ın maksadı başkaydı. Evren’di. Evren’in Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılması konuşulmaya başlanmıştı, bunun için de anayasa değişikliği gerekiyordu, Özal, açık oylamada grubuna hâkim olamayacağını, çeşitli nedenlerle Evren’e oy verenler çıkabileceğini düşünüyordu, bunu önlemek için açık oy yerine, gizli oyu kabul ettirdi..." (Milliyet, 12 Temmuz 1995, Olaylar ve İnsanlar, Hasan Pulur).
12 Eylül’ün başı Kenan Bey:
Anayasa değişmeli, ama bunlar anayasayı değiştiremezler! demiş.
12 Eylül'de dört partinin başkanı, bir süre için dinlenceye gönderildiklerinde, Süleyman Bey’le Bülent Bey’in şansına Hamzaköy, Hacıbaşbuğ’la, Sinop'ta söylendiğine göre, Arap hâkimin oğlu diye bilinen Necmettin Bey’e de Uzunada düşmüştü. Askerlik yaptığımdan orayı azıcık biliyordum. Erbakan'ı arayıp “Geçmiş olsun!” dedim. Erbakan şöyle dedi:
Muhterem kardeşim, askerleri tanıyor musunuz? Konuşuyor musunuz?
Eh, konuştuklarımız var, ne vardı?
Söyleyin onlara da, bizi çıkarsınlar buradan. Kendilerine yardımcı olalım! (Demek Erbakan, o görevini yapıyor).
(*) Patagonya: Arjantin’in güneyinde, yüzölçümü Türkiye’ye yakın, çalılık, kurak bir yer.
23 Temmuz 1995, Cumhuriyet