Ömer Asım Aksoy'un, Türkçe Sözlük'teki yanlışlarla ilgili savaşımı sürüyor. Milliyet Gazetesi Başyazarı Al- tan Öymen'e bir mektup yazıp, Milliyetin kuponla dağıttığı "Türkçe Sözlük'ün yanlışlarla dolu olduğunu anlatıp, bu dağıtımın durdurulmasını istemişti. Altan Öymen, 95 yaşındaki dil ustası Ömer Asım Aksoy'un mektubunu karşılıksız bıraktı. Ancak Milliyet, bir süre sonra “Türkçe Sözlük” dağıtımını durdurdu. Ellerinde kesilmiş kuponlarla başvuran okurlarına:
- Türkçe Sözlük'ü dağıtmıyoruz, dağıtımı durdurduk yanıtını verdi.
Bu da olumlu bir gelişmeydi. Sözlüğün durdurulduğu haberini öğrenen Ömer Asım Aksoy sevindi. Evlerdeki yanlış sözlükleri bulunduran okurların bunları ne yapacakları konusu ise kendilerine kalıyordu.
12 Eylül'den sonra yani Atatürk'ün kurduğu TDK'nın beş generalin buyruğu ile kapatılmasından sonra çıkarılan yeni "Sözlük”te, yanlışlar bulunduğunu saptayan Ömer Asım Aksoy, dört yıldan beri, yirmiyi aşkın yazı ile ilgililerin dikkatini çekmeye çalıştı. “Eleştirilerim haklı bulunmuyorsa, bunun da açıklanmasını dilerim" dedi. Ne bu sözlüğü yayımlayan kurumdan, yanlışları savunan bir ses çıktı, ne de bu kurumun bağlı bulunduğu eski ve yeni iki Başbakan’a yolladığı dilekçelere karşılık verildi. Son olarak 5 Ocak 1993'te bir dilekçeyle Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan’a başvurdu. Ömer Asım Bey, bu dilekçesine sözlükte bulduğu yanlışlardan örnekler de eklemişti Bu örnekler, 400’ü aşkın yanlıştan 50'siydi. Aksoy, Bakan Toptan'dan, bunların inceletilmesini istedi. “Eleştirileri haklı görülürse, bu sözlüğün okullarda kullanılmasının sakıncalı olacağını " bildirdi. Ne bir ses, ne bir soluk; Toptan'dan da yanıt yoktu. Okurlar anımsayacaklar, Ömer Asım Bey’in Toptan'a bu mektubu da -Altan Öymen'e yazdığı mektup gibi- "Ankara Notları"nda yayımlandı. Aradan kırk gün geçtiği halde, bir yanıt çıkmayınca, 15 Şubat 1993'te, Koksal Toptan'a şu telgrafı çekti:
“Türkçe Sözlükte ilgili olarak kırk gün önce sunduğum dilekçeme henüz cevap alamadığımı arz ederim."
Ömer Asım Aksoy, sabırlıydı; bir ay bekledi, yine yanıt yok.
Bunun üzerine Ömer Asım Aksoy, gazetelerin köşe yazarlarına başvurmayı kararlaştırdı. 38 köşe yazarına yazdığı “Vurdumduymazları nasıl uyarabiliriz" başlıklı mektubunda, şöyle dedi:
“...Yurttaşların dilekçesine yanıt verilmesinin yasal bir ödev olması yanında ulusal kültürümüzü 'resmen’ yozlaştıran bir durumu düzeltme uyanlarına ilgililerin kulak tıkaması, çağdaşlık savına ters düşen çok üzücü bir tutumdur.
Dört yıldan beri hükümete duyuramadığım bu ayıbı ortadan kaldırmanın çaresi -öyle görünüyor ki- basınımızın ve özellikle değerli yazarlarımızın, sonuç alınıncaya değin, konu üzerinde durmalarıdır. Burada ne siyasal, ne kişisel bir amaç vardır. Amaç, 'Kültürümüzü ve kamuyu yakından ilgilendiren çarpıtılmış bilimsel gerçekleri düzeltmektir... ”
Ömer Asım Bey, gazete yazarlarına yolladığı mektubuna bir ek de yaparak bunda özetle şöyle dedi:
“Kenan Evren Dil Kurumu'nun 'Yeni baskı Türkçe Sözlük’ü, Atatürk'ün Dil Kurumu’nca çıkarılmış olan Türkçe Sözlük'ü temel almış, ancak buna bilimsel' ekle meler yapmak iştemiştir. Bütün yanlışlar da bunlardadır. Eklemeler, dilimizde ses ve biçim değişikliği ile kullanılmakta olan Arapça sözcüklerin kendi dillerindeki doğru biçimini göstermek' için yapılmıştır. Ortak dilin, her düzeyde okuyucular için düzenlenmiş olan bir sözlüğünde buna pek gerek yoktu. Ama madem ki bu işe girişildi, doğru biçimler' gösterilmeliydi. Doğrusu’ diye yanlış yazım verilmesi bağışlanamayacak bir bilim suçudur. İlişik kağıtta, yanlışlardan örnekler görülecektir. ’ ’
Ömer Asım Aksoy'un gazetelere mektubu, ilk “Yeni Günaydın"da yankısını buldu. Gazete, bunu geniş bir haber yaptığı gibi Osman Saffet Arolat da köşesinde, konuya değindi, güzel bir yazı yazdı.
Ömer Asım Aksoy, yanlışlıklara, tutarsızlıklara örnekler göstermişti yazışında. Aksoy. mektubunun bir yerinde şöyle diyordu:
"...T. Sözlük, iki sözcükten oluşan ve bitişik yazılmaları toplumca benimsenmiş olan, bilimsel açıdan da bitişik yazılmaları gereken pek çok sözcüğü (iki sözcük olarak) göstermiştir. İşte birkaç örnek:
Ayşe kadın (fasulye), ballı baba (bitki), demir kazık (yıldız), kara fatma (böcek), kavun içi (renk), kaz ayağı (bitki), kırk ikindi (yağmur), kaba kulak (hastalık), pis boğaz, hava gazı, katsayı, tereyağı, orta okul, dışişleri..." Tutarsızlıklardan da birkaç örnek:
"Kırkayak" bileşik, "kırk bayır" ayrı; "kuşburnu" bileşik, “kuş başı "ayrı; "karakaçan" bileşik, "kara kış" ayrı; "kadıngöbeği' bileşik, "hanım göbeği" ayrı; "akbaba" bileşik, "ak darı" ayrı; "kabadayı" bileşik, “kabakulak" ayrı yazılmıştır...
Bunlar böyle de asıl 12 Eylül'ün kurduğu yeni Türk Dil Kurumu, bir "arpalık" durumuna gelmiş, Mustafa Kemal’in kalıtı çarçur edilmiştir. Ömer Asım Aksoy’un otuz yıla varan genel yazmanlığı döneminde, TDK'ya bir tek araba alınmamış, kurum yöneticileri bunu istememişlerdir. Şimdi ise TDK’da en az yedi-sekiz araba vardır. Ömer Asım Aksoy döneminde ayak işlerinde koşturanlar, evlerine arabayla gidip gelmekteler. Bu bir soygun mu ne?
25 Mart 1993, Cumhuriyet