Önceki gün çıkan "Ankara Notları"nda, Turan Dursun'un, 10 Nisan 1984‘te Nadir Nadi'ye yazdığı mektubu yayımlamıştım. Turan Dursun, mektubu, Nadir Nadi'nin 9 Nisan 1964 günü Cumhuriyet'te çıkan "Yitirdiğimiz Yolu Bulmak" başlıklı başyazısını okuduktan sonra, etkilenerek yollamıştı.
Sivas'ta gerici dazlakların, Madımak Oteli'ni yakarak 36 kişinin ölümüne, 60'tan fazla kişinin de yaralanmasına neden olmaları olayı, Nadir Nadi'nin o yazıda nedenli ileriyi gördüğünün açık bir kanıtı. Sivas'ta "Şeriat isteriz" diye kalabalıkları kışkırtıp cinayet işleyenler, hiç çırpınmasınlar, onların Müslümanlıkla, insanlıkla zerrece ilgileri olamaz. Hangi kitap yazar, hiçbir suçu olmayan insanları yakarak öldürmeyi? Gerici basın, şimdi kına yaksın! Yakıyorlar zaten!.. Nurcu mu, ne karınağrısı olduğunu bir türlü açıklamayan Fehmi Koru da!.. Din sömürüsünden medet umanların bilmedikleri gerçek şu: Adam öldürerek, demokrasilerde oy toplama olanağı yoktur. Bunun bir düzmece Müslümanlık olduğunu yığınlar, gerçekten demokrasiye inanmışlar, demokrasiye bağlanmışlarsa er geç anlayacaklar.
Yazının başına gelmek istiyorum; Nadir Nadi'nin 9 Nisan 1984’te yazdığı yazıda neler vardı? O yazıda özetle şöyle diyordu Nadir Nadir
"Bizim kuşak (kaç kişi kaldık?) Cumhuriyet öncesi ilköğretim dönemini yaşadı, ilkokula başladığımız ve ilkokulu bitirdiğimizde Atatürk'ün laiklik devrimi henüz yürürlüğe girmemişti. Devletin başında padişah vardı. Onun bir adı da 'Halife-yi ruyu zemin’di. Okullarda din dersleri okutulur, başaramayanlar sınıf geçemezdi. Ramazanda oruç zorunluydu. Buna karşın çocukların çoğu din kurallarına boşverir, okul yönetimi de bu davranışı genellikle hoş görürdü. Bizim bin kişilik okulda düzenli namaz kılan, oruç tutan öğrencilerin sayısı, yalan söylemeyeyim, yüzde onu, bilemediniz on beşi geçmezdi. Cumhuriyetin ilanından sonra Arapça, Farsça ve 'Ulumu diniye' dedikleri din dersleri de gevşetildi; laiklik devrimiyle tümden kaldırıldı. Ama vicdan özgürlüğüne saygı gösteren laik cumhuriyet yönetimi, isteyen öğrencilerin namaz kılmasına da oruç tutmasına da olanak sağlıyordu.
Atatürk'ün 15 yıl süren başkanlığı dönemini ülkemiz böylesine geniş bir vicdan Özgürlüğü içinde yaşadı. Arkasından düşün özgürlüğü de gelecekti. Ne yazık ki Atamızın ömrü elvermedi. Türkiyemizi ortaçağın karanlığından kurtarıp, çağdaş uygarlığın aydınlığına kavuşturacak olan gidiş onun ölümüyle yolundan saptırıldı. Hele 1950 seçimlerinden sonra demokrasiye geçiyoruz denerek tam tersine bir yol tutturuldu. Padişahlık dönemine rahmet okutan bir görkemle Arapça ezan ortalığı kapladı, Ramazanda alenen oruç yiyenlere baskı yapılır oldu. Kadınlarımız, kızlarımız kimi kara çarşafa, kimi sıkmabaş denilen acayip kılıklara sokulmaya başlandı. Vicdan özgürlüğü perdesi altında vicdanlar baskıya alındı. Okullarda din dersleri laikliğe aykırı olarak yeniden zorunlu kılındı. Bunun sonu nereye varır, bilmiyorum; ama Atatürk dönemine kıyasla bugün çok gerilere düştüğümüz ne yazık ki bir gerçektir."
Nadir Nadi, yazısında Anadolu liselerine girecek ilkokul çıkışlı çocuklar için yapılan birinci basamak test sınavlarında sorulan sorulara değiniyor. Sorulardan biri şöyle: ‘’Aşağıdakilerden hangisi imanın şartlarındandır: 1) Namaz kılmak, 2) Oruç tutmak, 3) Zekat vermek, 4) Kitaplara inanmak." Nadir Nadi yazısını sürdürüyor:
"Bu sorunun da doğru yanıtı kitaplara inanmakmış. Şimdi bakın şu işe: Hangi kitaba inanacağım? Tevrat'a mı, İncil'e mi? Kuran'a mı? yoksa hepsine birden mi? Soruyu yöneltenler doğru yanıtın kitaplara inanmak olduğunu söylediklerine göre hepsine inanmamız gerekiyor. Ya ben Buda'ya İnanıyor, ya da hiçbirine inanmıyorsam?.."
Nadir Nadi, yazısını şöyle bitiriyor:
‘‘10-12 yaşındaki bir çocuğu bilmediği, anlamadığı, bilip anlamasına da olanak bulunmayan konularda böylesine bunalıma sürüklemek çağdaş eğitim kurallarına yüzde yüz aykırıdır. Bu yöntem, uygarlık yolunda ilerleyen bizi her zaman büyük engellerle karşılaşmak zorunda bırakacaktır. Nasıl etsek de yitirdiğimiz Atatürk yolunu yeniden bulsak..."
Nadir Nadi, dokuz yıl önce, sanki Sivas'taki gerici dazlakların cinayetlerini sezmiş gibi.
Sivas Belediye Başkanı Refah Partili Temel Karamollaoğlu'nun olaylar karşısındaki tutumuna ne demeli? Kültür Bakanlığı önündeki Pir Sultan Abdal anıtı sökülerek belediye aracıyla halk arasında nasıl dolaştırılmış?.. Temel Karamollaoğlu. MSP'den parlamentoya da girmişti. Eşi İngiliz asıllıydı. İngiliz kızını, sıkmabaş giysilerle dolaştırmak kendilerinin bileceği iş, evde TV seyredip seyretmedikleri de beni ilgilendirmez, karışmam.
Temel Karamollaoğlu'nun İngiliz asıllı eşi sıkmabaş da annesi hiç de öyle değil miymiş? Kısa kollu giysilerle dolaşan uygar bir bayan mıymış?..
Yananların cenazeleri Ankara'da bugün kaldırılıyor. Demokratik kuruluşlarla birlikte devlet de bunlara sahip çıkmalıdır. Uğur Mumcu'nun cenazesine benzer tören düzenlenmelidir.
6 Temmuz 1993, Cumhuriyet