Sırıtkanla Kırıtkan...

İtalya’nın “Temiz Eller” Savcısı Di Pietro Türkiye’ye tam zamanında geldi. TÜSİAD’ın düzenlediği “Kalite” toplantısında konuşan İtalya’nın eski ünlü savcısı neler mi dedi?

Türk hukukçuları alarm çığlıkları veriyor. Hiçbir süper savcı bu sorunu (Susurluk olayı sorununu) çözemez. Öncelikle yargıç ve savcıların siyasetçiler karşısında bağımsızlığı sağlanmalı...

İtalya Kamu İşleri Bakanı Antonio Di Pietro, mafyayla savaşımın “süper savcıların işi olmadığını” anlattığı konuşmasında, “yargıçlara, savcılara tam bağımsızlık verilmesi” gereğine değindi.

Eski Savcı Di Pietro’nun konuşması, “Ankara Notları”nda günlerdir işlemeye çalıştığım, yargı bağımsızlığı konusuyla cuk oturdu. Di Pietro, “Temiz Eller” girişiminde yargıya tam bağımsızlık vererek nasıl başarı sağladıklarını da şöyle anlatıyordu:

“Araştırma-soruşturma usullerinde yasa değişikliği yaptık. Yürütmeden bağımsız yargı polisi oluşturduk. Cezaları ağırlaştırdık. Anayasada bazı değişiklikler gerçekleştirdik. Parlamenterler hakkında araştırma başlattık. Avrupa Birliği’yle uluslararası alanda işbirliği sağladık. Kara parayla ilgili önlemler aldık. Kamu sektörümnde çalışanların malvarlıklarının araştırılmasını sağladık.”

Çeşitli gazetelerde çıkan haberlerden izliyorum konuşmasını Antonio Di Pietro’nun. Türkiye’deki durumu “kanserli bir sayrıya” benzetiyor. “Bu durumdan kurtulmak için ameliyattan başka yapacak bir şey yok” diyor.  Şöyle sürdürüyor konuşmasını:

Yolsuzluklar için hukuksal çözüm şart. Bu cesur, cüretkâr, korkusuz bir operasyondur. Çözüm hiçbir şeyin saklanmamasında yatmaktadır. Operasyonu, siyasal güç henüz çok zayıf ve çok gençken yapmak gerekir. Yargı bağımsız olmalıdır. Ancak hazırlıklı olmalısınız. Yargıçlar, siyaset yaptıkları için suçlanacaklardır. Yargıçları durdurmanın yolu da hukuka dönmektir...

İtalya’da zenginlik arttıkça hukuktan uzaklaşıldı. Mahkemelerde, pek çok ayrıcalıklar ve kayırmalar yaşanmaya başlandı. Hukuk güçsüz bir araca indirildi. Politika ise adeta dokunulmazlık yaratan bir sistem haline geldi. Hukuk sisteminde gecikmeler, kamu yönetiminde yolsuzluklar, hırsızlıklar güncel hale geldi. 1990’ların başında dibe vurduk...

Di Pietro’nun anlattıkları daha uzundu. Ancak TÜSİAD’ın ilgilileri, Pietro’nun konuşmasının tümünü sağlayıp bana ulaştıramadılar. İtalya’nın bir şansı da tarihinden geliyor. İtalya Roma Hukuku’nun yaşandığı ülkeydi...

Türkiye’nin bunu başaramayacağı şuradan da belli: Susurluk olayındaki devlet-mafya-aşiret üçlüsünü yaşayan bellibaşlı tanığının, daha sayrıevinde yatarken, bir lekelinin onu ziyaret etmesi kimseyi şaşırtmadı. Bir koku çekiyordu besbelli oraya.

***

Geçmiş zamanlarda, bir ülkede, yaşamı lekelerle dolu bir sırıtkan vardı; yasa masa dinlemezdi. Suçlularla suçlu, güçlülerle güçlüydü. Arkadaşına şöyle mi diyordu:

Sen üzülme, kimselere de bir şey söyleme. Senin dokunulmazlığın var. Konuşma e mi? Yer bakayım şu ellerini bir köfte yapayım! Bayan leke, bir adamın ellerini köfte yaptı mı, o tüm acılarını unuturdu...

Ülkenin cıvık mı cıvık bir kesim basını, lekeliyi, “sarışın güzel kadın”a benzetiyordu. Bu benzetiyi, çıkaran da beğenmişti. Kimi de kalçasından hoşlanıyordu. O kürsüye çıkarken, çıkışını seyredenler şapşal şapşal bakarlardı.

Para, mal, çıkar hırsı gözlerini mi bürümüştü lekeli sırıtkanın? Bu konuda sırıtkan yalnız değildi; onu koruyan, kollayan bir de kırıtkan vardı. O, altın biriktirirdi. Kırıtmayı, daha önceleri o yollardan geçmiş olan birinden öğrenmişti. Din sömürüsünü, tecimerliği ustasına satacak duruma gelmişti. Eee, “Boynuz kulağı geçer” diyordu, ülkenin yaşlıları...

Altın babası, ustası gibi kırıtır da kırıtırdı. İşine gelmediği zaman dilsiz kesilirdi. O altınlarına altın eklerken, koruduğu lekeli malına mal katardı.

Ülke, batağa batmıştı. Nedeni de bunlardı. Sorumluydular. Her çeşit rüşvet, oyun, numara bunlardaydı. Basında günlerdir “temiz eller” konuşuluyordu. Oysa bunlardan hiçbiri “temiz eller”e değinmiyordu. Temiz eller, sanki bunların bir yerlerine batıyordu...

***

Gelelim Türkiye’ye. Tüm olumsuzluklarına karşın yargı içine düştüğü durumdan silkinip kurtulabilecek mi? Sorun burada.

Sivil yargıyı yazdım, askeri yargıya geleyim: yargıç üniformalı olursa, yargıya mı, üniformaya mı çalışır? Yargıcın üniforması cüppesidir. Başka üniforması olmaz yargıcın. Bir general yıldızlarına bakıyor: “Sen üsteğmensin, haddini bil!” diyor. Ama, bir sivil yargıca bu işlemi yapabilir mi? Yapamaz, yapmaz. Komutanlar, askeri yargıçlara rütbelerine göre konuşuyorlar. Kürsüde cüppedir önemli olan. Yargıçlar, yansızlıklarını belirtmek için cüppe giyerler. Askerlerin, sivillerden bir ayrı yanı, onların haksızlık karşısında dava açma hakları var; bu az şey mi?

Türkiye’de yargı diye bir şey kalmadı, diyor ilgililer.  Bu son Susurluk olayı, bağımsız yargının önemini ortaya koydu, iyi çalışan bir bağımsız yargı olsaydı Türkiye’de, ne böyle devletle mafya ilişki içinde olabilirdi, ne de aşiretler mafya ile devleti etkileyebilirlerdi. Sedat Bucak da tıpış tıpış gider, ifadesini verirdi. Şimdi çoktaan Tansu Çiller le 148 Erbakan Yüce Divan karşısında terlerlerdi!