SHP Nasıl Kurtulur?

Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinden Muharrem Bağca, mektubunda şunları yazmış;
“Sayın Ekmekçi,
Uzun zamandan beri gerek gazetenizin gerekse köşenizin okuyucusuyum. Bu kez, uygun görürseniz toplumsal bir konu için köşenize konuk olmak istiyorum. Nedeni ise, demokrasi ve insan hakları savunucusu ülkemizin önemli bir ayıbını sergilemektir. Kardeşim Adnan Bağca, 56 DA 423 plakalı Toros marka lacivert otomobili ile Siverek'te taksicilik yapmaktaydı. 11.6.1990 günü Diyarbakır yönüne yolcu götürmek üzere Siverek'ten ayrıldı. O günden beri başvurduğumuz yetkili kuramlardan, kardeşimin akıbeti hakkında bir bilgi alamadık.
1 Temmuz 1990 günü Siverek Emniyet Müdürlüğü’ne başvurduğumda, Haber Merkezi'nde polis memuru -adı Coşkun'du- ile görüştüm. Telefonla nöbetçi amirini aradı, bana dönerek, “Kardeşin elimizde, başka bir şey sorma" dedi. Bir gün sonra uğradığımda, “Sana yanlış bilgi verilmiş. Kardeşinin akıbeti hakkında bilgimiz yok" denildi.
Sayın Ekmekçi,
Kardeşim Adnan Bağca’nın eşi ve dört çocuğu ile birlikte, bizler tüm aile şu anda süresiz yas ilan etmiş bulunmaktayız. Gerek acımızın hafifletilmesi için gerekse demokrasi ve insan hakları savunucusu ülkemizin ayıbı olan sorunumuzla ilgilenip köşenizde yayımlarsanız memnun oluruz."
Muharrem Bağca'nın adresi: Hacıömer Mah. Konuk Sokak No: 15/A. Siverek. Kardeşi Adnan Bağca 1958 doğumlu. Baba adı Mehmet, ana adı: Hayriye...
***
İzmir'den bir bayan okur, yolladığı mektubu Ruhi Su'ya ayırmış. Şöyle diyor:
“Sayın Ekmekçi,
Kırk yıllık Cumhuriyet okuruyum. Anılarınızın, kaleminizin tadına doyamıyorum. Benim de Sayın Ruhi Su hocamızla ilgili bir anım var; ölümünün beşinci yılında yazacağınız anılarda satır aralarına eklerseniz sevinirim.
İzmir Konak Kitabevi'nin çağrılısı olarak 6 Mayıs 1982'de (Günü plakların üzerinden aldım) Sayın Ruhi Su imza gününe gelmişti. Son çıkan plaklarını alıp imzalatmak ve yakından görmek için heyecanla gittim. Müzik öğretmeni olduğumu, “El Kapıları", “Yunus Emre", "Pir Sultan" gibi uzunçalardaki türkülerini, benim gibi müzik öğretmeni olan eşimle birlikte öğrencilerimize öğrettiğimizi, okul gecelerimizde korolarımızla söylediğimizi belirttim. Bana:
İnşallah, bu türküleri öğrettiğiniz için zarar görmemişsinizdir, deyince, "Kısa süre içinde sudan bahanelerle pek çok yer değiştirdiğimizi, fakat bunu zarar görme olarak değerlendirmediğimizi, her gittiğimiz yerdeki yeni öğrencilerimize de bu güzel türküleri öğrettiğimizi" söyledim. Çok mutlandı, elimi sıktı. Ayrılırken:
Sizi plaklarda değil, en kısa zamanda halk konserlerinde dinlemek istiyoruz. Bugünler de gelecek, dedim. Derin derin daldı:
O günler gelecek elbet, ama benim ömrüm buna yetmeyecek, dedi.
Gerçek sanatçıların değerinin anlaşılacağı günleri, özlemle, sabırla bekliyoruz..."
Sıdıka Su'yla konuştum; perşembe günü gömütü başında düzenlenen toplantı çok görkemliymiş, ama onu çok üzen Ruhi Su'nun gömütünün balyozlarla, keskilerle parçalanması olmuş. Gömütün bir parçasını koparmışlar. Gömüt mermerden olsaymış, tuzla buz olurmuş...
Sıdıka Su, üç dört gün önce Şişli belediyesiyle ilişki kurmuş; belediye bekçiler koymuş, ama bekçiler:
Bu sorumluluğu alamayız, çünkü biz buradan saat 18.00'de gidiyoruz, diyorlarmış. 18.00'den sonra gömütlük boş... Sıdıka Su:
Nasıl yakalanmıyorlar şaşıyorum; ayak izleri, her şey ortada, diyor. Ruhi Su'nun gömütü bu kez çok kötü bir yara almış durumda...
Tören görkemli olmuş. Çok kalabalıkmış. Işıl Özgentürk konuşacaktı, o konuşamamış. Işıl'ın eşi Ali trafik kazası geçirmişti; kolu şişmiş, Işıl da sayrıevine gitmek zorunda kalmış (Ataol Behramoğlu'yla eşi Ludmilla da trafik kazası geçirdiler. Ludmilla ameliyat oldu. Onlar Taksim İlkyardım Sayrıevi'nde yatıyorlar). Ruhi Su töreninde, Ruhi Su Dostlar Korosu'ndan Yusuf Uzun ile Sarper Özhan konuşmuşlar. “Yunus Emre"yi, “Mahsus Mahal”i, söylemişler “Grup Yorum” da söylemiş. Sonra da Sümeyra'nın gömütüne gidilerek “Allı Turnam”, “Karacaoğlan" söylenmiş. Yine toplu olarak Behice Boran'a gidilmiş. Onun da başında sazlar çalınıp türküler söylenmiş.
Kalabalık arasında Nihat Sargın, eşi Necla Fertan, Cevdet Kudret, Yontucu Mehmet  ksoy, Genco Erkal, Emin İkûz, Reha İsvan, Ilgın Su, göze çarpıyorlarmış.
* * *
SHP'deki curcunanın bitmesine bir hafta kaldı. Hinthorozu Erdal Bey, Baykal’a en sonunda adaylığını açıklattı. Bir SHP’li şöyle dedi:
Çiviye sormuşlar, "Niye duvara giriyorsun?" diye. "Arkamdaki zordan" yanıtını vermiş. Erdal Bey, sıkıştıra sıkıştıra adaylığı sonunda açıklattı. Cemal Süreya’ya göre, “Gemi aslanı" Baykal duvardadır. Geçen kurultayda, Erdal Bey'in karşısında genel başkan adayı olan İsmail Cem İpekçi de Baykal'ın genel yazman adayı..
Kastamonu olayları nedeniyle, "Ankara Notları", Kastamonu'da çıkan "Nasrullah” gazetesinde, manşet oldu! İki başlı SHP'den, Kastamonu SHP il başkanlığına gönderilen genelgelerin ikisi de, hem Erdal Bey'in hem Deniz Bey'in genelgeleri, SHP binası kapalı, olduğundan, SHP'nin altında muayenehanesi olan, eski İl Başkanı Atıf Uğurlu'ya verildi. Atıf Uğurlu, Baykalcı il başkanı Mehmet Yıldınm’ın canından bezdirip SHP'den uzaklaştırdığı gençti.
Deniz Baykal, “hizipçi" izlenimini silmek için, geçici bir süre hizip arkadaşlarını beklemeye alacak, "yansız”mış gibi görünmeye çalışacak. Olağan kurultayda, işler yoluna girecek!
Taşlama ustası Hasan Çelebi, SHP'deki durumla ilgili, şunları yazdı:
"Çatal başlı SHP çatal bir yol ağzında / Bu kurultaydan sonra ya uzar ya kısalır / Parti Deniz Baykal'a kalırsa parti kalmaz / Kalmazsa eğer parti Baykal'a, parti kalırl
Kazanırsa kuşkunuz olmasın hovardaca/ Altmış şu kadar yıllık birikimi yiyecek / Ve kullandığı gemi karaya oturunca / ‘Görüyorsunuz işte, deniz bitti!’ diyecek."
SHP'nin kurtulması, Asiye'nin kurtulmasına benziyor. Bu kurtuluşta tüm demokratların görevi, sorumluluğu var...