Şeriat Nasıl Önlenebilir? (6) Çiller, Marilyn Monroe Değil!..

Prof. Şahin Yenişehirlioğlu, bir bilim adamı olduğu gi­bi, bir sanatçı da. İleride anlatacağım, şimdiye değin kaç filmde oynadı. DTCF Profesörü Yenişehirlioğlu, konuşma­sında efendi-köle ilişkisini işledi. Laikliğin kölelikten kurtu­luş olduğunu anlattı. Özetle şöyle diyordu:

... İnsanlardan bazılarını sevmiş olabiliriz. Efendi'dir, efendi ya canım; efendi, sever de döver de. Efendi! Bakın bu iş ciddi, tarih bunun üzerine kurulu; efendi-köle diya­lektiği üzerine. Bir Hıristiyan filozof, Berlin Üniversitesi Rektörü Hegel(1770-1831) inceledi, çok net bir biçimde efendi-köle diyalektiğini (eytişim). O zaman Marx (1818-1883) yok daha, tarihte; Engels (1820-1895) de yok. Olay şu:

-Nereye gidecek bu insanlar böyle?

Sömürgecilik, her zaman olduğu gibi, şimdi de öyle;

Irak’a bakın, Irak’ın haline; ne durumda Irak? Sevindiği­mizden değil ama, olay bu, gerçek bu.

Sorunun temeline baktığımızda, demek ki, efendi, için­den gelen bazı duygularla -ki, nadir gelir bu duygular- bir Platon'da vardır, (İ.Ö. 428/427-İ.Ö. 348/347) Köleye ge­ometri problemi çözdürür Platon. Doğru değil tabii; köle, geometri problemi çözemez. Öyle bir köle yoktur. Onu mahsus Platon koyuyor. Kölenin bile insan zekâsıyla do­natıldığını göstermek için. Hz. Muhammet'te de tuhaf bir şey, yine bir köle meselesi var; Hz. İsa'da da köle mese­lesi vardır; hep köle vardır zaten, dinlerde de. Ama, ne­den ? Toplumlarda var onun için. İşte, dolayısıyla köle mut­ludur. Efendi, onu bağışlamak ister ve karar verir. O zaman, -hep bunu anlatıyorum, bu çok önemli- çıplaklık ayıp değil daha. Çıplaklık, Hıristiyanlıkla ayıp hale gelmiştir, Hz. İsa ile. Örtünmeyi Hz. İsa getirir; Hz. İsa ile başlar örtünme. Kadının çıplak görünmesi, İsa'nın isteği üzerine kaldırıldı. Muhammet de ondan almıştır. Çünkü, Sami ırkından, ay­nı sülaledendirler. Aynı kulvardan gelirler yani. Dolayısıy­la bu noktada, laiklik meselesine dönüyorum; eski Yu­nan’da çıplaklık ayıp değil. Neden müzeler çıplak kadın yonutlarıyla donatılmış? -Biliyorum, zamanımızda onlarda kapatılıyor!- Müzelere gidin, ziyaret edin, müthiş müzeler bunlar. Görüyorsunuz, çıplak kadınlar, idealize edilmiş çıp­lak erkekler, seks organlarıyla birlikte yani. Ayıp değil ki, günah da değil. Çoktanrılı dinler dönemi o zaman...

Efendi, köleyi çıkartır işte, 'Agora', ‘Pazaryeri’nde. Her­kesin gözü önünde yapar bunu efendi, nedense; özellik­le kadını anlatacağım; kadının üzerindeki hırpani giysiyi -köle ya- tutar, yırtarak atar, kadın çırılçıplak kalır. Ayıp de­ğil, günah da değil. Onun üzerine, sanki eski Yunan tragedyalarında olduğu gibi. -Güzel Helen’in giydiği- bir in­ce tül, -beyazdır rengi, beyaz renk gûya mutluluğu sim­geler- bunu koyunca kadının çıplak vücudu üzerine:

-Azat oldun, özgür oldun, kurtuldun kölelikten, laik ol­dun! Laikosa katıldın, yani ahaliye, halka katıldın! Sen de halk oldun. Kölelik bitti!

Hz. İsa demiştir ki, Roma imparatorluğu zamanında: - ona da saygım var, o ayrı-

-Benden olanlar, İsacı, Hıristiyan. Benden olmayan Ro­malılar da ahalidir, yani laiktir!

Ama, Fransız Devrimi'nde laiklik, tam bir başka anlam kazanmıştır. Siyasal, hukuksal, felsefi, neyse.. her açıdan.

İnsanın azat edilmesi, her şeyden, her türlü tutsaklıktan; kendine tabi olması birey olmanın temel koşuludur. Onun için, laiklik önemlidir, o nedenle köktenci İslamcılar, kök­tenci Hıristiyanlar, köktenci Yahudiler hepsi laikliğe karşı­dırlar. Fransa'da laiklik karşıtı mitingler yapılmaktadır, kök­tenci (radikal) İslamcılarla, köktenci Yahudiler tarafından. Ama biz, insana inandığımız için, insanın insan olmasına inandığımız için laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ve kurucusunu savunuyoruz...

Prof. Şahin Yenişehirlioğlu’nun DTCF'de, “Sistematik Felsefe ve Mantık " Bölümü Başkanlığı yaptığını yazmış­tım. Şahin Yenişehirlioğlu, 1945'te İzmir'de doğdu. Eşi Fi­liz Yenişehirlioğlu Hacettepe Üniversitesi’nde Sanat Ta­rihi öğretim üyesi. Kızları Aslıhanda, bir yıldır Londra'da ti­yatro öğrenimi görüyor.

Şahin Yenişehirlioğlu, sinemaya ilk kez Şahin Kaygun'un “Afife Jale "sinde, elektrik şirketi yöneticisi rolüyle adımını attı. Atıf Yılmaz'ın “Kadının Adı Yok "filminde bir reklam ajansı yöneticisini; Şerif Gören'in “On Kadın" fil­minde kadın kahramanın erkek arkadaşı yazarı; İrfan Tözüm'ün “Eski Oyunlar" filminde bir milletvekilini canlandır­dı. En son “Mavi Sürgün"de, tiyatro oyuncusunu oynadı. İki yıl önce de, “Büyük Simbat" adlı filmde Yenişehirlioğlu; burada yalnızlık içinde yok olan bir sihirbazı oynuyor­du. Oynadığı tüm filmler, çeşitli ödüller aldı.

Yenişehirlioğlu, büyük İlgi uyandıran konuşmasının bir yerinde, devletin üniversitelere ilgisizliğine değindi, özetle şöyle dedi:                     

“Üniversitelere devlet yatırım yapsın. Tansu Çiller kendisi de profesör, bunları çok iyi bilmek durumunda. Dola­yısıyla bizler, üniversitelerde boykot yapmayacağız. Öğren­cilerimize üniversiteyi anlatacağız, derslere girip, onları aydınlatacağız. Çünkü, “Atatürk, Cumhuriyeti korumayı üniversitelere ve gençliğe bıraktı. Boykot yapmayacağız, ama Tansu Çiller'e Marilyn Monroe afişi göndereceğiz. Üzerine, 'Prof. Tansu Çiller-Başbakanlık' yazacağız. Sonra da:

-Siz Marilyn Monroe değilsiniz! diyeceğiz.

Öneriyorum, o da bize belki Humphrey Bogart kartları gönderir." (Uzun alkışlar.)

Özelleştirme tasarısı Meclis'ten geçer geçmez, Tansu Çiller, “Türkiye, coğrafi bölgesindeki son sosyalist devlet olmuştu, özelleştirmeyle biz onu yıktık!” dedi Celal Bayar da, Türkiye'nin “Küçük Amerika "olacağını söylemiş­ti. Çiller, Amerika'dan geldi; demek Türkiye'yi Amerika'ya benzetmeye gelmiş. Ne demiş yazar:

-Kimsenin son gününü görmeden mutlu olduğunu söy­lemeyin!