Seçim Sisteminin Oyunları: (3) Rulet!

Seçim sistemi üzerindeki kaşkarikoların açıklanmasının yankılarının büyük olacağını biliyordum. Kızanların, öfkelenenlerin olacağını da. Gerçekleri bulup çıkaran bilim adamına, onun bulgularını kamuoyuna duyuran, yansıtan gazeteciye kızarlar nedense. Yasaları böyle çıkaranlara kızsalar ya. Aynaya kızarlar, diyeceğim. Kimi DSP'li okurlardan geliyor tepkiler.
Mustafa Abi, bizi hiç tutmuyorsun yav! Ne olur bir yazsan, “DSP tek başına iktidar!” desen.
Telefonla arayıp dakikalarca konuşurlar; dilim döndüğünce anlatmaya çakşırım. Benim elimde değil ki, gerçekleri tersine çevirip, yazamam ki...
Bugünde Teoman Erel, "DSP Grup Kurabilir mi?" başlığını koymuş yazısına. “Ankara Notları'nda günlerdir aktardığım uzmanın bulgularına köşesinde yer vermiş Teoman. Şöyle diyor:
"Bir uzmanın Mustafa Ekmekçi'ye, SHP'nin ya da DYP'nin birinci olacağı çeşitli ihtimallere göre yaparak aktardığı hesap da ilginç. Bu uzmana göre 1969 yerel seçimi genel seçim olsa milletvekilleri şöyle dağılacak: SHP 207, DYP 151, ANAP 92. DSP sıfır, RP sıfır (ülke barajını aşamadıktan için).
SHP'nin yüzde 27 oy alacağına göre yapılan hesap şöyle: SHP yüzde 27 ile 195 milletvekili, DYP yüzde 24 ile 145. ANAP yüzde 21 ile 73, OSP yüzde 12 ile 12, RP yüzde 10 ile 24 milletvekili.
DYP'nin birinci olacağı seçenek de şöyle: DYP yüzde 26 ile 191, SHP yüzde 24 ile 144, ANAP yüzde 22 ile 73, DSP yüzde 12 ile 12, RP yüzde 10’la 22. ”
Teoman Erel, "Bu dağılımlar değişebilir. Ancak DSP yüzde 10’luk ülke barajını aşıp yüzde 20-25'iik bölge barajını çok az yerde geçebilirse, milletvekili sıralamasında beşincilikten ve sonunculuktan kurtulamaz ve grup kuramaz..." diyor. "Ecevit'in bu açmazdan sıyrılabilmek için bir yandan SHP ve RP'ye hücumlarım yoğunlaştırırken, bir yandan da gücünü bütün ülkeye değil yerel barajı zorlayabileceği bazı bölgelere yönelteceğini tahmin ediyoruz” diye ekliyor. Yani, "Ecevit'in usu varsa, böyle yapar” demeye getiriyor. Haydi hayırlısı!
Kocaeli'den titiz bir okur, araştırmacı, savunman Ender Kâmil Boyacı, 5 Eylül 1991 günü çıkan. Hacı TÖ’ye yakın bir eski politikacının konuşması ile ilgili olarak bir mektup gönderdi. Şöyle diyor özetle Ender Kamil Boyacı:
“Sevgili Mustafa Ekmekçi,
5 Eylül 1991 tarihli "Ankara Noltarı”nda ufak bir yanlış saptadım, affınıza sığınarak düzeltmek isterim:
Adalet Partisi 1965 seçimlerinde yaklaşık yüzde 52.9 oranında oy toplayarak (4.921.235) tek başına (o beğenmedikleri ve ilk fırsatta ortadan kaldırdıkları milli bakiye sistemi ile) iktidara geldi. 1968 yerel seçimlerinde il genel meclisi bazında, ancak yüzde 49 oy alabildi ve 1966 seçimlerinde yüzde 46’ya (4.229712) kadar döştü. (DP'nin yüzde 56'dan (1954), yüzde 47’ye (1957) düştüğü gibi.)
Demirel, 26 Ekim 1969 günü hükümetini açıkladı. Ve 4 Kasım 1969 günü güvenoyu aldı. D'hondt sistemi sayesinde, oyu azalırken, milletvekili sayısı artmıştı: Yüzde 52 ile 240, yüzde 46 He 256 milletvekili, yani 1969 seçiminde AP yüzde 56 değil, yüzde 46.5 oy aldı.
Sizin yazınızda "6 ay sonra Meclis'ten güvenoyu alamadı” deniyor. Burada bir tarih yanlışı var: Bir tuhaf tesadüftür ki 13.2.1965 tarihinde bütçe oylamasında İnönü hükümetini deviren Demirel ve AP, 13.2.1970 tarihinde Bilgiç ve Bozbeyli takımının da katıldığı bir muhalefet cephesi karşısında bütçesi reddedilince, -anayasal ve yasal bir zorunluluk olmadığı halde- istifasını verdi. Yani kasım-aralık-ocak olmak üzere, tam üç aylık bir süre 2. Demirel hükümetinin ömrünün tamamıdır. Daha sonra Demirel, Birlik Partisi'nin Alevi "babalarını” transfer ederek 232 oyla (Mart 1970) üçüncü hükümetini kurdu. Bu hükümeti de 12 Mart Darbesi devirdi. Birlik Partisi'nin transfer Alevi babaları olmasaydı Bay Demirel, 1970 yılı boyunca, “Bulun 226'yı devirin beni” diye diye halk tabanını yitirmiş partisini 12 Mart badiresine sürükleyemezdi.
5 eylül tarihli yazınızda, 1965'te AP'nin "çok güzel" olduğunu. 1969’da daha güzel bir sonuçla geldiğini aktarmışsınız. Buda yanlış. 1969 seçimi, Türk siyasal tarihinde en ilginç seçimlerden biridir. AP yüzde 46'ya, CHP yüzde 27’ye düşmüştür. Buna karşın Demirel-Ecevit-İnönü el ele verip ortadan kaldırdıkları Milli Bakiye sistemi yerine D'Hondt sistemini seçim yasasına koydurdukları için seçimden az oyla, daha kârlı çıkmışlardır. 1965'te 240 milletvekili kazanan AP oyu azaldığı hakte 1969'da 256 milletvekilliği kazanmıştır. CHP, 1965 seçimlerinde yüzde 28 oyla 134 milletvekilliği kazanmış, 1969 seçimlerinde ise yüzde 27 oyla 143 milletvekilliği kazanmıştır. İnönü, "Başarı Ecevit’indir!" diye ince mizah yapıp Ecevit ile bir güzel alay etmişti.
1969 seçimleri, sandık başına gitmeyen seçmen sayısını, en çok oy atan partinin (AP'nin) oylarından fazla olmasıyla tarihimize geçmiştir. Halkın parlamentodan soğumaya başladığı o günlerde PDM (Parlamento Dışı Muhalefet) hareketi de ortaya çıkmıştır.
Çarpık seçim sistemi, bakınız, 1969 seçimlerinde nelere sebep olmuştur: CKMP 1965 seçimlerinde 208696 oyla 11 milletvekilliği kazanmış. CMKP’nin devamı olan MHP ise 1969'da 275.091 oyla, ancak tek milletvekilliği kazanabilmiştir. TİP 1965'te 276101 oyla 15 milletvekilliği. 1969‘da 243.631 oyla 2 milletvekilliği kazanabilmiştir.
“Demokrasi Havarisi" geçinen İnönü-Demirel’le Ecevit üçlüsü, küçük partilere ve özellikle TİP'e, TBMM’de bir grup kurdurmamak için 1968 yılı mart ayında Seçim Yasası'nı değiştirmişlerdir. “Milli Bakiye” gibi güzel bir sistem tarihe karışmış, adaletsiz D'Hondt sistemi yasaya girmiştir
2839 sayılı Milletvekili Seçim Yasası, 1983 yılında -giderayak- askeri cunta tarafından -küçük partileri Meclis'e sokmamak için- yapılmış ve fakat 8 yıl içinde 13 kez değiştirilmiştir. Yapılan, seçim değil rulet oyunudur. Mussolini, 1924 yılında, Faşist Partisi’nin yüzde 25 oyla tek başına iktidar olmasını sağlamak için özel bir seçim yasası hazırlatmış ve "seçimle'' iktidar olmuştur. Acaba bizde de yüzde 25 oyla iktidar olmak hayalleri kuranların ilham aldıkları kaynak İtalyan faşizmi midir?
Yunanistan 1969 ve 1990 yıllarında üç seçim geçirdi. Orada yüzde 50 oy toplayamayan parti iktidara gelemiyor. Neden bizde de oradaki seçim yasası örnek alınmıyor?
Bizdeki partiler, yüzde 25 oyla hükümet olmanın formüllerini arayadursunlar, şunu unutuyorlar "O kadar oyla belki tek başlarına ‘hükümet’ olabilirler, ancak 'iktidar' olamayacaklarına kuşku yoktur."