Savaşın Kıyakçıları...

İktisatçılar, Amerikan ekonomisindeki aksaklıkları, bozuklukları vurgularken şu görüşleri ileri sürüyorlar
George Bush, bu aksaklıkları, bozuklukları çözmede zorlanırken bu aksaklıklara gerekçe olarak savaşı gösterecek! Diyecek ki: “Ne yapalım, Körfez bunalımı çıktı, ekonomiyi o yüzden düze çıkaramadık." öyle diyecek, oysa ekonominin bozuklukları var; bunu düzeltmek de güç...
Türkiye'de yöneticiler de George Bush gibi mi düşünüyorlar? Türkiye'deki ekonomik çarpıklığın nedeni Körfez bunalımı mı? Oncağiz mı?
Savaşı İsteyenler mi var? Kimler? Ülkelerinde siyasal durumları sarsılanlar mı? George Bush sallanıyor; İngiltere'de Bayan Thatcher de öyle. Uslarınca, bunları ancak bir Körfez savaşı kurtarabilir! Kurtarabilir mi?
1986’larda. Fransız şarkıcı Renaud, Bayan Thatcher’ı taşlayan bir şarkıyı söylüyor, ortalığı birbirine katıyordu. O yıllar, Cumhuriyetle çalışan Ragıp Duran, Renaud'un taşlama şarkısını yollamış, Cumhuriyette yayımlanmıştı. Şarkının kimi dinleri şöyleydi:
“Şık zengin kadınlar ya da fahişeler / ki çoğu zaman aynı insanlardır / Sıradan kadınlar, yıldızlar, şişkolar / Sözün kısası tüm kadınlar sizi seviyorum.
Kadınların en enayisine bile / Şu birkaç dizeyi ithaf ediyorum / Ben ki erkeklerden ve savaşçı ahlaklarından / Nefret ediyorum, diyorum ki
Dünyada hiçbir kadın / Hiçbir zaman erkek kardeşinden / Daha aptal, daha kasıntı ve daha namussuz / Olamaz / Belki bir tek Madam Thatcher hariç.
Ey kadın, seni seviyorum / Çünkü sen gidip savaşta ölmeyeceksin / Çünkü sen bir ateşli silah görünce heyecanlanmıyorsun / Çünkü bazen bıldırcın arada sırada da Arap gençlerini vuran avcılar grubu içinde ben hiç Leyla görmedim / Üstelik bir yenge kendini emniyette hissetmek için tabanca taşıyıp iki de bir silahını parlatacak kadar iğrençleşmez / Tabii Madam Thatcher hariç.
Atom bombası fikri bir kadının kafasından çıkmadı, / Hiçbir ablanın elleri Amerika'daki Kızılderililerin kanlarıyla kirlenmedi / Filistinli ve Ermeni kadınlar taa oralardan söylüyor / Soykırım eril bir sözcüktür tıpkı SS subayı ya da boğa güreşçisi gibi / Bu aşağılık dünyada tüm katiller birbirinin erkek kardeşi hiçbir kadın onlarla boy ölçüşemez / Tabii Madam Thatcher hariç.
Ey kadın, seni seviyorum / Hele zaafın ve gözlerin için / Erkeklik gücü beni tuttuğunda / Tabancada ya da şeyde.
Ve son saat çalınca / Cehennem eril dangalaklarla dolacak / Futbol ya da askercilik oynayacaklar orada / Ya da “Kim daha uzağa işer?”           oyununu
Ben bu dünyada kalırsam eğer / Köpek olmayı isterim / O da elektrik direği olsa / Her gün gider bir kez / Dibine işerim ! Madam Thatcher'ın."
Savaşın da kıyakçılar mı var? “Kıyak aylıklar", “Kıyak profesörlükler" gibi, “Savaş kıyakçıları!"
“Kıyak" sözcüğü, halk ağzında “benzerlerinden üstün olan" anlamına geliyor. “Kıyak bir vuruş; kıyak bir koşu atı; kıyak bir söz; kıyak bir delikanlı."
Ferit Devellioğlu'nun “Argo Sözlüğü"nde, "kıyak, kıyakçı” için şöyle deniyor: “Gözü pek oyuncu, cesur kumarbaz, 6-7 oyunda kazandığı parayı, birden bir kâğıda koyan, bu paralara bir zar atan adam...” “Kıyak kaçmak: Çok uygun düşmek, pek yakışıklı olmak". "Kıyak: Çok güzel, âlâ, mükemmel, üstün", “Kıyak yapmak: Bir kişiye herhangi bir şeyi fazladan vermek...”
Bir de “kıyakçı" diye; katın üretmek için, eşekle atın çiftleşmesinde yardım edene deniyor. Bu deyim, daha çok Toroslar’ın tepelerinde yaşayan köylülerin deyimi (Kaynak; Harita Mühendisi Dr. Tahirözdil). Herkes bilir, kalır, atla eşeğin çiftleşmesi sonucu dünyaya gelir. Genellikle, erkek eşekle, kısrak çiftleştirilir. Bunun gerçekleşmesi pek kolay olmadığından bir “kıyakçı" bulunur. Kıyakçı, daha çok eşeğe yardım eder. Eşeğin sıpası, atın kamında on bir ay kalır. Atın erkek, eşeğin dişi olduğu da olur. Buna "çaprazlama" denir; doğacak olan yine katırdır! Veterinerler Derneği Başkanı Hasan Metin’le, İstanbul'dan veteriner Ahmet Aksoy'la konuştum, ayrıntılı bilgiler verdiler. Kuzu koyunun karnında 5.5 ay. buzağı ineğin kamında 9 ay kalırmış, domuz yavrusu mozak, anasının kamında 33 ay beklermiş. Kıyakçıyı genç veterinerler, pek bilmiyorlar. Çünkü, haralarda katır üretilmiyormuş; pek ekonomik değilmiş. Makineleşme dururken, katıra ne gerek varmış ki. Bu konuda bilimsel bir çalışma yokmuş işte. Cumhuriyet'ten Vecdi Sevig biliyor, devlet üretme çiftliklerinde “kıyakçı kadrosu” bile varmış...
Savaş derken ata, eşeğe, katıra, kıyakçıya geldik. Kıyakçılar, eşekle atı çiftleştirirlerken, doğacak katırın bir gün, tekmesini de yiyebilirler mi hani? Savaş bu, katır bu, belli olur mu?
* * *
Taşlama ustası Hasan Çelebi, şu dörtlüğü düştü;
'Tarih baba şöyle yazdı: “Yasa, töre tanımazdı" / Büyüdü, doymadı azdı, kendi kuyusunu kazdı. / "Zeus benim!" deyip vardı, Olimpos'a postu serdi, / Ve en sonu post yüzünden, Olimpos'ta postu verdi!"