Sarı Arının Deliği!..

Eğitim-İş Sendikası’nın "Irkçılığa ve Dinsel Fanatizme Karşı Eğitim" konulu uluslararası toplantısında ilginç ko­nuşmalar oldu. Konuk olarak çağrılan Aziz Nesin, konuş­masının sonunda şöyle dedi:

... Efendim, bitireceğim, çünkü uzun konuştum. Ben bu konuda çok konuşabilirim. Çünkü, herkes dertli ama, ben çok dertliyim ve hedefim! Bu gericilerin hedefiyim biliyor­sunuz; onun için herkesin paçası tutuştuysa, benim daha başka yerlerim de tutuştu! (Gülüşmeler, kahkahalar) Bu konu çok acil bir konu, S.O.S. veren bir konudur. Geç kalmı­şızdır, çok suçluyuzdur, halk da suçludur! Şimdi, siz 'Okur­yazar değildi'. Evet ama, bir insan bir adamı öldürürse, ka­tilse, mahkemede hâkim: 'Okur-yazar miydin?'. 'Değil­dim!', 'öyleyse affettim' diyor mu? Suçluysa suçlu. Bu bir cinayettir, toplumsal cinayettir. Türkiye'nin bulunduğu yer. Bunu nasıl önleyeceğiz? Bunu önleyemeyeceğiz gibi geli­yor bana. Ve umudum yok benim, karamsarım. Çünkü ger­çek karamsar bugün. Gecenin içinde insanlar, ‘Ah, ne güzel, ne aydınlık' der mi? Olmaz böyle şey. Bundan elbet­te bir kurtuluş, bir yol olabilir. Bütün dünya ile birlikte veya yalnız. Teşekkür ederim! (Uzun alkışlar)

Aziz Nesin, konuşmasının bir yerinde de şunları söyledi:

... Şimdi, ben eğitim deyince okulları göz önüne almıyo­rum, tabii okullar çok önemli de ama ben genel olarak hal­kın eğitimini alıyorum, işte bu yasalar halkın eğitimini öyle bir düzene soktular, öyle biçimine getirdiler ki bu eğitimle benim anladığım demokrasinin Türkiye'de olma olasılığı yok. bitti! Haaa, bitti ne yapalım? O 'Ne yapalım' benim sö­züm, sorunum değil. Tabii, kendime göre bir düşüncem var; ama herkesin bunu ayrı ayrı düşünmesi gerekiyor. Yoksa, burada gelip de programları maddeleri filan böyle.. 'Onlar yanlıştır' demiyorum, 'Onlar önemsizdir' demiyo­rum, 'Değersizdir' demiyorum, ama ateş bacayı değil, ete­ğimizi, paçalarımızı sarmış bulunuyor bugün Türkiye'de. Bugün, şimdi bir arkadaş yine söyledi, eleştirmek için ke­sinlikle söylemiyorum, iyi niyetle söylüyorum; işle şeyler koydular, din ataşeliği! Dünyada yok. Dünyada bugün ‘din ataşeliği' diye bir ataşelik yok! Ticaret ataşesi var, kültür ataşesi var, eğitim ataşesi var, efendim deniz ataşesi var, askeri ataşe var, din ataşesi bize özgü. Din ataşesi; tek Tür­kiye’nin olayıdır bu. Ve şimdi acaba biz onun içine girerek mi doğru mu yanlış mı? Olmaz öyle şey? Din ataşesi yok! Olmamalı. Dersek, olmaz değil, kaldıracak değiller. Ama tavrımızı koyalım, kendi kişiliğimizi koyalım. Bu konuda ne düşünüyoruz biz? Sonuç alınır, alınmaz tabii.' Bu sonuç alı­nır, şu alınır'. Bir öğretmen bunu söylerse, alırlar, kötü bir yere verirler, efendim, ya da bir bahane bulup pasif, edilgin bir işe verirler Eğitim Bakanlığı’nda. Yani, onu oradan çıka­rırlar. Saf dışı bırakırlar. Onun yerine bir imam-hatipliyi getirirler. Tabii böyle! Bugün her konuda öyle. Dışişleri Ba­kanlığı'nda en az gericiler vardı, gericiler, dinciler vardı; şimdi oraya da sızmışlar, az olmakla birlikte; Kültür Bakan­lığı, Eğitim Bakanlığı, Emniyet! Bakın, bana koruma veri­yorlar; benim ilk söylediğim şey şuydu: ‘Koruma veriyorsu­nuz. Koruma beni öldürecek mi? Koruyacak mı? O belli değil! Çünkü, beni 'öldürsün' diyen imam-hatipli, propa­gandayla yetiştirilmiş insan, bana bir sempati duyabilir mi? Sempatiyi bırakın, yansız olabilir mi? Ha, rastlantı olarak iyi bir koruma ekibine rastladık, ama rastlantı olarak!

Evet, bu din akımı, dünyada, yalnız Türkiye'ye özgü de­ğil. Bizdeki felaket şuradan geliyor; gayet açık konuşmak­tan yanayım, yani gizli-kapaklı filan değil, ben bu din konu­sunda çok duyarlılık gösteriyorum, ister istemez, zorunlu duyarlılık gösterme. Her şeyi, en büyük saydığımız, en bü­yük olması gereken insanlar kimdir? Cumhurbaşkanıdır, başbakandır, bakanlardır, milletvekilleridir. Onlar da bil­meden yanlış veya yalana yakın yanlış şeyler söylüyorlar.

Şimdi, Türkiye'de merkezi yönetimden kurtuluş çabası var: Arkadaşlar, Müslümanlar, merkezi yönetimden kurtu­lamaz. Müslüman kalmışsa kurtulamaz. Din uygun değildir merkezi yönetimden kurtulmaya. Merkezi yönetim deyince onlar, valiyi, kaymakamı filan.. Hayır! Merkezi yönetimin en ucunda en yükseğinde Allah vardır! Böyle mahrut (piramit) gibi o, iner; daha işte, halifeye iner, cumhurbaşkanına iner ve onlar biraz biraz Allahtırlar! Zaten 'Zıll-ullah fi-l-âlem' der­lerdi halife olan padişaha. 'Allah’ın gölgesi!', 'Allah’ın ken­disi değil, ama gölgesi' derlerdi. Hem Müslüman olacaksı­nız, hem merkezi yönetimden kurtulmaya çalışacaksınız, bu bir sahteciliktir. Ama, bunun antitezi nedir? Müslüman olmamak mı? Hayır. Bütün dinlere karşı gelmenin Müslü­manlık, Hıristiyanlık olsun, karşı gelmenin çıkar yol olmadı­ğını gördü insanlar. Aynı şeyi tekrarlamak akıllılık değildir, akılcılık değildir...

Aziz Nesin’in konuşması çok ilgi çekmişti. Eğitim-İş'ten bir konuşmacı da tarih kitaplarının daha çok din kitaplarına benzediğini örnekleriyle anlattı. Prof. Doğu Ergil de aynı konuya parmak bastı..

Günlerdir Talim-Terbiye çevrelerinde olup bitenleri yazı­yordum. Eğitim-İş'in düzenlediği toplantı ile tam üst üste geldi. Sanki sarı arının deliğine çöp sokmuştum. Sarı arı, bal arısı değildir, o bal yapmaz. Deliğine yanı, yuvasına çöp sokmak tehlikelidir. Telaşlanırlar, üstünüze çullanırlar sarı arılar...

Talim-Terbiye oldukça karıştı mı ne? Bekleyelim baka­lım!

"Ocak Yayınları" sahibi Burhanettin Ergezer, 2 haziran­da çıkan "Ankara Notları" ile ilgili bir açıklama gönderdi. Ergezer, uzun açıklamasında özetle, eşi Nevin Ergezer’ın göreve başladığı tarihle, Ocak Yayınları'nın Talim-Terbiye’den geçiş tarihleri arasında bir yıllık bir zaman farkı olduğunu belirtiyor. Şunu da açıklıyor:

Şu da bir gerçektir ki tarih konusunda uzman olan eşimin yazdığı kitaplar, pek çok öğretmen tarafından ilgi ve takdirle karşılanmış ve ter­cih sebebi olmuştur Sayın Ekmekçi hin hangi amaçla bu yazıyı yazdığını anlamamız mümkün değildir.

Bahattin Ergezer yanılıyor; benim kişilerle işim yok. Dik­kat etmişse, kendisinden başkasının adı yazılmadı. Türkiye Gazetesi’nde çıkmasa onu da yazmazdım!