Salihli Akşamları: (3) Nâzım'ın Sovyetler'i Eleştirisi...

Nazım Hikmet gecesini, Salihli Belediye Başkanı Zafer Keskiner, kısa bir konuşmayla açtı; gecenin sunuculuğunu Nevzat Şenol yapmaktaydı. Keskiner, özetle şunları söyledi:
"- Benim söyleyecek, hele, Nazım usta gibi, kocaman bir üstadın en yakınları atçısındaysak, onlara daha çok fırsat verebilmek için, söyleyeceğim fazla birşey yok. Yalnız, biz, çok güzel günler geçirdik sekiz yıldır; Türkiye'de yaşayan, hatta rahmetli Cemal Süreya'yı sayarsak, yaşamda olmayan pek çok şair de geldi gitti buralardan. Bugün, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın değerli başkanı, Nâzım'ın kız kardeşi Sayın Samiye Yaltırım beraberliğinde, az sonra ad ad tanıtılacak olan çok değerli konuklarımızla, en yakınlarıyla bir arada olacağız.”
Nevzat Şenol, Samiye Yaldırım’ı mikrofona çağırdı. Samiye Hanım, gerçekten çok heyecanlıydı. Birkaç tümce söyleyebildi. Şöyle dedi:
“-Sevgili Salihlililer, çok heyecanlıyım; beni buraya davet ettiğiniz için ve kardeşimi andığınızdan dolayı, onun namına hepinize teşekkür ederim. Sağ olun, var olun!"
Sıra, Müzehher Vâ-Nu'ya gelmişti ya, özel söyleşilerde çok rahat konuşan Müzehher Hanım, konuşmada direniyordu. Nevzat Şenol, çağırıyordu:
Şimdi, Nâzım'ın eski dostlarından, yakınlarından Müzehher Vâ-Nu aramızda. (Alkışlardan Nevzat'ın çağrısı anlaşılamadı)
Müzehher Hanım, dediğini yaptı, yine de sahneye çıkmadan aşağıdan konuştu; teybimi alıp, yanına koştum. Müzehher Hanım, şöyle dedi:
Özür dilerim efendim, ben kalabalıklara karşı konuşamıyorum. Kalabalığa karşı konuşamayacağım için sizlerden özür dilerim efendim! Mikrofonu Mustafa Ekmekçi'ye veriyorum! (Kahkahalar, alkışlar; Nevzat Şenol. “Onun sırası gelmedi" dedi.) Müzehher Vâ-Nu, “oyuna oyun!" dedi. Elimde mikrofon apışıp kaldığım sırada Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver, yanımdan geçerken kolumu sıktı:
-Ooo, hoşgeldin!
Nevzat Şenol, salondakileri tanıtmayı sürdürüyor, sahneye çağırıyordu:
İbrahim Balaban!
Balaban şöyle diyordu konuşmasının bir yerinde:
"-... Şair babamla, Nazım Hikmet’le mahpushanede yaşarken, bir sürü şeyler öğrendim. Diyorlardı ki, Nazım Hikmet komünisttir!' Allah Allah! Komünistlik ne demek yav? Komünistlik demek, bağları, bahçeleri dağıtıyor, Yavuz'u kaçırıyor. Bizim Yavuz gemimizi kaçırıyor len, vay anasını ne kötü adammış!’ Birbirlerine söylüyorlardı. Bu, komünizmi tornistan eden söylentiler arasında 'Jandarmaya karşı geldi, hükümete karşı geldi!' lafları da vardı. Bu laflar benim hoşuma gitti. Hoşuma gitmeyenler de vardı: 'Kadınlarla erkekleri birbirine karıştırıp da, kapattığı' da söyleniyordu. Ama, bütün bu söylentilerin içerisinde, bütün mahpuslar, Nazım'dan yüz çevirip dururken, dışarıdaki yurttaşlar yüz çevirmiyorlar mıydı? Çeviriyorlardı. Şimdi şu güzelliğe bakın, buraya Nazım Hikmet için geldiniz. İşte, ben bu günleri gördüm. Sizler daha güzel günler göreceksiniz. Nazım Hikmet adına, şiir adına, resim adına çok güzel günler göreceksiniz. Çocuklarımız, torunlarımız görecek..."
Nevzat Şenol, çağırıyordu:
Şimdi, sırası geldi Mustafa Ekmekçi’nin! O, aynı zamanda Çağdaş Gazeteciler Demeği Genel Başkanıdır! (Kendi konuşmamı da yazmayayım artık!)
Şükran Kurdakul, Nazım Hikmet'in şiir dönemleri üstünde durdu. Nazım’dan söz ederken, “Nazım Hikmetimiz” diyordu ne güzel!
Kurdakul, Nâzım'ın şiir dönemlerinin sonunda. Sovyetler'e gittiği sırada, yazdıklarına değindi, özetle şöyle dedi:
“-... Asıl altını çizeceğim nokta, Sovyetler Birliği’nde yaşarken, yanlış anlaşılmasın sistemin değil, tarihsel materyalizmin hayata geçirilme çabalarının da değil, sisteme egemen olan partinin tabii ve o partinin yandaşlarının, onlardan sebeplenen teknokratların, bürokratların karşısında özelleştirme gereğini duyan bir dünya şairi ile karşı karşıya katırız. Bu şiire de örnek, 'Yapı Yeri’ şiiridir. Nazım, puta tapanlardan olmadığını göstermiştir."
Nâzım'ın Sovyetler'deki eleştirilerini yansıtan “Yapıyla Yapıcılar” yahut "Yapı Yeri” şiiri şöyle:
“Yapıcılar türküler söylüyor/yapı türkü gibi yükselmiyor ama.
Bu iş biraz daha zar. /Yapıcıların yüreği/bayram yeri gibi cıvıl cıvıl/ama yapı yeri bayram yeri değil.
Yapı yeri toz toprak/çamur, kar. /Yapı yerinde ayağın burkulur. /ellerin kanar.
Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli, /her zaman sıcak, ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak, /ne herkes kahraman,/ne dostlar vefalı her zaman.
Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı. /Bu iş biraz daha zor.
Zor mor ama/yapı yükseliyor, yükseliyor. /Saksılar konuldu pencerelere/alt katlarında.
İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar/kanatlarında
Bir yürek çırpıntısı var/her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.
Yükseliyor/yükseliyor, /yükseliyor yapı kan ter içinde."
(Nazım bu şiiri, Sovyetler'de 1956'te yazdı. Bulgaristan baskısında şiirin adı: “Yapıyla Yapıcılar")
★★★
Bugün bayram. Cumhuriyet’e yeniden kavuşmanın kıvancı içindeki tüm okurların bayramı kutlu olsun!