Sabahattin Ali ile ilgili, ilginç bir olayı Prof. Hüsnü Göksel anlattı. Daha önce bir kez anlatmıştı, ama şimdiki gibi heyecanlanmamış, “İleride yazarım" demiştim. Kırklareli'ne, Sabahattin Ali Günleri için giderken Hüsnü Bey’e olayı bir daha anlatmasını rica ettim. Hüsnü Bey, isteğimi kırmadı, anlattı. Anlatırken ilk anlattığı gibi heyecanlıydı:
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenciyken...
Ne zamandı? Tarihini de söyleyebilir misiniz?
Bu, ilk girdiğim 1938 tatilinden başladı; Ankara'ya her gelişimde Ankara Numune Hastanesi'ne giderdim. Orada, şef operatör Şerif Korkut Bey vardı. O zaman, savaş sırasında asistanlar, askere alındıkları için onların da bir el yardımına gereksinimleri vardı. Yani, “şunu tut”, “bunu getir”, “götür" cinsinden. Bunun için ben, onlara bu getir-götür işlerinde yardım ederken bir yandan da deneyimimi, öğrenimimi artırmaya çalışıyordum. Şerif Korkut Bey, beni ameliyathanelerin bulunduğu en üst katta, odası vardı, orada soyunup gömleğimi giymeme izin vermişti. Burada soyunurdum. Bir gün beni çağırdı; sanıyorum bu dördüncü sınıfımın tatilinde -ki 1940 ya da 1941 olabilir mi bilemiyorum- dedi ki: ‘Şimdi bana yardım edeceksin, bir pansuman yapacağım, fakat bu gördüğünü hiç kimseye söylemeyeceksin!’ Girdim içeriye, bir de baktım Sabahattin Ali oturuyor...
Siz tanıyor musunuz Sabahattin Ali’yi?
Sabahattin Ali'yi tanıyorum, sadece görmekle tanıyorum, o zaman konservatuvarın karşısında bizim evimiz; oradan yol filan geçmiyor, çayırlık orası, bunlar çıkar gelirlerdi. Sanıyorum Ruhi Su da onunla birlikteydi.
Ruhi Su da sayrıevinde mi?
Evet, iki kişi. Sabahattin Ali sandalyeye oturmuş, bir ayağının bileğini öbürünün dizine koymuş, 'terzi oturuşu’ deriz biz buna. Ve şimdiki anımsamama göre, belki de sol eliydi, böyle sarılı, yaralı. Elini terzi oturuşundaki gibi dizinin üzerine koymuş. Güleryüzlü, Şerif Korkut da gülerek konuşuyor, sakin sakin. Şunu belirteyim ki, Şerif Korkut Turancıydı. Yani, onu belirtmekte çok yarar var. Hem Turancı hem de Türkçü. O yıllarda dil devriminin en ileri uygulayıcılarından birisi. Pansuman arabasını getirdim ben. O zamanlar pansumancı vardı, o getirirdi, onu da çağırmadı. Yalnız ben vardım orada. Ve açtı. Açtığında, bir yara vardı, yara oldukça...
Sol bileğinde?
Sanıyorum, yani sol ön kolunda, bileğin biraz yukarısında... Sol gibi geliyor bana. Ve, biz pansumanı yaptık, oldukça kirli bir yaraydı; bir kurşun yaralanması olmuş. Kemik kırık mıydı, değil miydi? Yani, kötü bir pansumandı o. Onu temizledi. ‘Her zaman gelin’ dedi, 'Hüsnü bana yardım edecek’. Ve ben gerçekten o zamanlar onu kimseye söylemedim, sonradan da söylemedim bunu. Hatta, Sabahattin Ali vurulduğu zaman, işte ‘Ceset onun mu, değil mi?’ diye bir laf çıktıydı, o zaman dedim ki ben, ‘Acaba faydası olur mu? Şu kolunda kurşun yaralanması vardı, kırılması da vardır belki, o yardımcı olur’ diye böyle bir adli tıp bilgisi ileri atmaya çalıştım, sonra da vazgeçtim... Burada, üzerinde durulması gereken bir başka nokta var: ‘Sabahattin Ali'yi tanıyor musun' diye sordun, tabii yapıtlarından tanıyorum, bana rahmetli Emin Karakuş kitaplarını verdiydi, onun için bütün kitaplarını biliyorum, okuduğum kimse. Uzaktan görüyordum, ama konuşabildiğim kimse değil tabii, burada benim okuduğum, sevdiğim birisini görünce, böyle şaşırdım kaldım. Şimdi daha çok şaşırıyorum, onların aralarındaki konuşmaya. Sabahattin Ali solcu ve saklamıyor; orada bu laflar konuşuluyor ve Şerif Korkut Turancı. Bunlar, pansuman bittikten sonra karşılıklı olarak Şerif Korkut, “Ama, Sabahattin Âli Bey" -Sabahattin Ali değil, Sabahattin Âli diye karşılıklı söylüyorlar. Ne kızdılar, ne bir kötü laf çıktı ve ben orada -pansumanlar süresince hep bu konuşmaları dinledim. Tabii şu anda, usumda -aklımda bir şey yok. Fakat ben o sırada şeyi okumaya çalışıyorum, ‘Fikir Hareketleri' çıkıyor, Hüseyin Cahit’in (Yalçın). Ondan bu faşizm, komünizm, sosyalizm, bunları öğrenmeye çalışıyorum; ama orada canlı olarak, bir Turancı ile bir solcunun birbirini hiç kırmadan, birbirine hiçbir ağır söz söylemeden birbirini küçültmeden sadece düşünce bazında konuşmalarını dinledim. Bugün usumda -aklımda- hiçbir sözcük yok, o atmosfer var. O insancıllık var. Bu olayın en önemli bir yeri, Sabahattin Ali'nin kurşunla yaralanmış olması, bunun 'ihbarı zorunlu’ adli olay olduğu halde, Dr. Şerif Korkut'un bunu, sayrıevi kayıtlarına da geçirmeden gizlice tedavi etmiş olmasıdır. Bana bunları söyleme fırsatı verdiğin için teşekkür ederim sana!