Tunuslu Riyad Mahluf’la ilgili söyleşiyi yazarken, Mülkiyeliler Birliği Başkanı Prof. Alpaslan Işıklı aradı, özetle şöyle dedi:
Tunuslu Riyad Mahlutta ilgili olarak, "biz ne yapabiliriz?" diye düşündük. Üyelerimiz bize soruyorlar; bu olayla ilgilenmemizi istiyorlar...
Alpaslan Işıklı, Birleşmiş Milletler Türk Demeği Başkanı Prof. Cahit Talas'la konuşacağını söyledi. BM Türk Demeği Başkanı Cahit Talas’ı ben de aradım, arkadaşlarıyla toplantı yapacağını, konunun üzerine eğileceklerini bildirdi.
Türkiye'de şimdi herkes, Cumhurbaşkanlığı kulisleriyle mi uğraşıyor? Süleyman Bey, Çankaya'ya tırmanacak mı. sonra ne olacak? Gazeteler, radyolar, televizyonlar buna çalışıyor. Tunus’ta demokrasi savaşımı veren bir demokrat genç, Riyad Mahlut da, Kırklareli Cezaevi'nde tutuklu bekliyor! Kendisinin niye cezaevine konduğuna şaşarak. Riyad Mahlut. Türkiye'den sığınma hakkı istedi, kabul edilmedi. Bunun üzerine. Birleşmiş Milletler'in Türkiye'deki bürosuna başvurarak, kendisinin demokrat bir ülkeye gönderilmesini istedi. Ülkelerinde demokrasi savaşımı verenler, başları derde girdiğinde, Avrupa'nın demokrat ülkelerine gidebilmişler, orada ülkelerindeki faşizmin sona ermesini beklemişlerdir. Türkiye 'den nice aydın, 12 Eylül faşizmi döneminde, Avrupa’larda barınıp, yaşamını sürdürmedi mi?
Tunus'ta şimdi Zeynel Abidin Bin Ali yönetimi var. Riyad Mahlut da. Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi sandığı için buraya gelmiş, Tunus'un isteği üzerine cezaevine konmuştur. Riyad Mahluf’la konuşurken, ülkesinin bir demokrat aydını ile konuştuğunuzu anlıyordunuz. Karadeniz'den gitmiş, bilmem kaçıncı göbek bir dedenin torunu. Oral Çalışlarla birlikte, onu yakından tanıma amacıyla, Kırklareli Cezaevi’ne gitmiştik. Elimizde, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Zeki Güngör’ün imzasını taşıyan "görüşme izin belgesi" var. Adalet Bakanı Seyfi Oktay, olayın üzerinde titizlikle durmakta Bunu biliyorum.
Riyad Mahlut, okulları bitirip elektroteknik mühendisi olduktan sonra. Suudi Arabistan'da, Mekke’de üç yıl çalıştığını anlatıyor. Burada soruyorum:
Hacı mı oldunuz?
Yooo, çalıştım mühendis olarak. 1963 te döndüm. Suudi Arabistan'dan materyaller aldım.
Nasıl materyaller?
Benim uğraşım elektroteknik. Video film gibi materyaller aldım. Tunus'ta bir video kulübü kurdum. Bu büyüdü. Çok adam çalışıyordu. Bu video kulübünü bıraktım. Bir dükkan aldım; çocuk mağazası, çocuk giysileri, araba.. Her şey çocuk için. Çalıştım, daha iyi bir dükkan aldım, şimdi mühürlü.
Fransa 'da okudun mu?
Bilgisayar öğrenimi gördüm orada. Sonra, Tunus'a dönerek okulu bitirdim.
Evli misin, çocukların var mı?
Evliydim, ama boşandım. Eşimi orada rahatsız ettiler. Bir kızım var, adı Şeyma.
Senin durumun, Türkiye ’da, hükümette konuşuluyor. Hükümetten ne bekliyorsun?
Hükümetten çok çabuk karar vermemesini bekliyorum. Acele bir karar veriyorlar, yanlış bir karar veriyorlar ve bir hayat gidiyor!
İvedi işe şeytan mı karışır?
Anlamadım. (Gülüşmeler, sonra sözüm Arapçaya çevriliyor) Yani bu işi biraz incelemek gerek. Çünkü, eğer acele davranırlarsa...
Yine burada, Türk mahkemelerinde yargılanmak istiyor musun?
Tabii, öyle olmalı. Bir kişinin suçu varsa, mahkemeye çıkmalı!
Oral Çalışlar alıyor sözü:
Sen siyasi olduğunu iddia ediyor musun?
Tabii.
Siyasisin ama, örgütünü açıklamıyorsun!
Avukatım Burhan Apaydın açıklarsa açıklar. Çünkü o, sizin hukukunuzu daha iyi biliyor. Benim yaşamım yönünden bir sakıncası yok. Ama. ben bir kişi değilim. Başka insanlara kötülük edebilirler. Eğer ben Tunus'a dönersem çok kötü olacak...
Sözü ben alıyorum, soruyu yani:
Tunus ta demokrasi yok?
Hiç yok. Eğer demokrasi olsa, bu dosya burada olur muydu? Tunus'ta siz benimle bu konuşmayı yapsanız, gazeteniz kapanır!
Biz de yaşadık, Türkiye'de o dönemleri. Sizin örgütünüz ne yapıyor? Ne yaptı?
Demokrasi için çok, çok şey yaptı.
Şimdi yapıyor mu?
Şimdi durduk. Çünkü, bütün materyalleri aldılar. Biraz önce söyledim: Suudi Arabistan'dan getirdiğimiz materyallerle (video, kaset) gerçekleri banda alıp, halka göstermek, yaymak işini yapıyorduk. Silahımız bilgiydi. Başka bir şey yapmıyorduk. Broşür, doküman, kaset. Çok güzel bilgisayarlarımızı aldılar, Fransa'dan getirmiştik, her şeye el koydular. Benim kendi malıma el koydular...
29 Mayıs 1993, Cumhuriyet